Almanya'daki Türk Kasetleri

                 Yıldız gelmiş Almanya'ya
                 Ayşe gelmiş Almanya'ya
                 Ayten gelmiş Almanya'ya
                 Hangi birini sayayım?
                 Ayten gelmiş Almanya'ya
                 Nurten gelmiş Almanya'ya
                 Türkân gelmiş Almanya'ya

diyen Aşık Dede Bekâr'ın bu sözlerini ozan Ali Avaz şöyle tamamlıyor:

                 Almanya'ya geldik niye?
                 Bir ekmek bir hırka diye...

Dede bekâr, aslında kadın adlarını sıralamakla yalnız erkeklerin değil, kadınların da Almanya yolunu tuttuklarını vurgulamak istemektedir. Gerçekte, eskiden beri kadınlar, kendi yöreleri dışına çıkıp, ırgat olarak, özellikle hasat zamanlarında, tarlalarda çalışmaktadırlar.

1960'lardan başlayarak, kadınlar da, erkekler gibi, tek başlarına Avrupa ülkelerine, özellikle de Almanya'ya gitmeye başlamışlardır. 1973'e kadar el kapıları ardına kadar açıkken, taşı toprağı altın olma tekelini İstanbul'dan alan Almaya'ya göç, gitgide daha büyük boyutlara ulaştı.

Adını öğrenemediğim, 35 yaşlarında olduğunu sandığım bir kadının Hollandalı bir ahbap evinde doldurduğu kasette bu olgu şöyle dile getiriliyor:

                 Köylünün de zengini, fakiri, ağası
                 Yazılmış Almanya'ya, bekler sırası
                 Tren dursun diye günleri günlere ekler,
                 Yolumuz da Almanya'ya, arkadaş.

                 Sıra dolmuştu, kâhıdım geldi
                 Koştum Ayşe'me müjdeyi verdim,
                 Gidiyorum Almanya'ya yavruma dedim
                 Yolumuz da Almanya'ya, arkadaş.

Göç edenler arasında, yalnız köylü ya da kent kökenli gecekondulu kadınlar değil, onların yanısıra, okumuş, belirli bir eğitimden geçmiş kadınlar da yer almaktadır. Bu konuda bakın Saba Sakaryalı ne diyor:

                 Kimleri sarmadı şu para sevdası
                 Raflara kaldırıldı
                 On iki sene dirsek çürütüp aldığım
                 Bizim Lise diploması
                 Altın asa evde paspas sopası
                 Hastaneleri temizleye temizleye
                 Elimizde kalan paspas sopası.

Türk kadınının, daha başlangıçta, örneğin doktorların önünde çıplak soyunarak muayene olmak gibi irkiltici durumlardan geçerek yurdundan, sıcak aile çevresinden kopmak oluyor yazgısı. Uzun bir yolculuktan sonra, töreleriyle, inançlarıyla, giyim kuşamlarıyla apayrı bir ortamdır onu karşılayan, şaşırtıp yadırgatan. Oralarda da tam olarak yalnız değildir. Hısım akraba, tanıdık tanımadık bir Türk topluluğu ona destek (kimi zaman da dert kaynağı) oluyor. Bu durumu, bir türkünün şu dizesinde dile geliyor:

                 "Sıla, köyler buraya kurulmuş".

Orhon M. Arıburnu ise bir şiirinde bu gerçeği şu sözlerle anlatmaya çalışıyor:

                 "Almanya'nın ortasında bir Anadolu".

Erkekler için bu yeni yaşam koşullarına uymak ve alışmak ne denli zorsa da, tek başına çalışan kadınlar için üç kat daha güçtür. Giyim kuşamda olsun, oturup kalkmada olsun, bir ölçüde Alman toplumunun yaşamına ayak uydurma zorunluluğu kimi zaman bir adım fazla ileri gidince Türk topluluğunun tepkisiyle karşı karşıya kalmaya neden olabiliyordu.

Türk erkekleri kadar Akdeniz ülkelerinden gelen erkeklerin gözünde Alman kadınlarının özgür yaşamı, anlaşılmaz olduğu kadar ayıp da sayılmaktadır. Bilindiği gibi, Anadolu'nun bağnaz insanlarınca, İstanbul kadınlarının ünü de pek iyi değildir.

                 İstanbul'un kızları
                 Fistan giyer daracık
                 Çıkarlar sokaklara
                 Göğüs kolları açık

 dizelerinde dile geldiği gibi İstanbul kadınlarıyla ilgili bir tutum, Alman kadınları bakımından daha sert ve aşağılayıcı bir niteliğe bürünürse, buna şaşırmamak gerekir.
İşte bir örnek:
                 Kırmızıdır suratları
                 Değişirler avratları
                 Onun bunun evlâtları
                 Yuh olsun şu Almanlara...

Yukardaki dizeler "Hakiki Şirin'in Düğünü" adlı bir kasetten alınmıştır. Bu kaset, Almanya'da çevrilen "Şirin'in Düğünü" filminde bir tepki olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk kadınının yabancı ülkelerdeki zor durumunu anlatmak isteyen bu film, bir genç kızın yoksulluk yüzünden kötü yollara saptığını ve sonunda öldüğünü sergilemektedir. Filme karşı Almanya'da Türkçe olarak yayımlanan günlük bir gazete önderliğinde, "Türk kadını kendini satmaz" diye bir kampanya açıldı. Bunun sonunda, bir bölümünü yukarıda verdiğim "Hakiki Şirin'in Düğünü" adı altında iki, belki de daha fazla kaset, piyasaya çıkarıldı. İkinci kasette, Şirin rolünü oynayan Ayten için, bir çok yakışıksız sözler yanında şu dizeleri dinleyebiliriz:

                 Nerden çıktı bu manyak?
                 Türklüğü lekeledin
                 Ayten denen bu kaltak
                 Yazık Şirin, çok yazık,
                 Kendine attın kazık
                 Türklüğünden şüphem var,
                 Billâhi kanın bozuk.

Genel olarak, Türk gurbet türküleri, sarışın, mavi gözlü Alman kadınlarını dillerine dolamakta ve Türk erkeklerini onlardan sakınmaya çağırmaktadırlar.

Türk erkekleri, Özellikle yeni gelenler için, dil sorunu dışında, cinsel ilişki sorunu da o kadar kolay olmamakta, ancak bu ilişki orta yaşlı kadınlarla daha kolay gerçekleşebilmektedir. Rotterdam'da çalışmış Kâzım adlı bir Karadenizli, kaseti elimde bulunan yayımlanmamış bir destanında, Hollandalı kızları övdükten sonra şunları söylüyor:

                 Niçin niçin gelmiştik niçin?
                 Bu goca garilerin gönlini etmek için?
                 Para gazanmak için gelmiştik Hollanda'ya.


Bu yazıda yayımlayacağımız türkülere geçelim:
  1. Birinci örnekte, Türk erkeği Rıza, Münih istasyonunda trenden iner, bir "fröylayın"a rastlar ve ona tutulur. Karşılıklı bozuk bir Almanca-Türkçe karışımı (Emrah'ı uzaktan anımsatan) bir biçimde anlaşıyor, Köln trenine biniyorlar. Oraya varmadan, Lola (Alman güzelinin adı) "yengeniz oluyor". Ne var ki, sabahleyin çalar saatin sesiyle uyanan Rıza bunların bir düş olduğunu, kendini alaya alarak, görüyor.

    Rıza Pekkutsal'ın bu öykü-türküsünde konumuz bakımından ilginç bir tümce var:

     "Sıkıysa Türkiye'de bir kıza ne kadar güzelsin de de gör; Hanya'yı Konya'yı, zamlı ayakkabısını kafanda parçalar."
    ____________________________

    YAAH YAAH

    RIZA PEKKUTSAL
    (Uzelli, No. 521/2)


    Bu şarkıyı Almanya'daki bekâr arkadaşlarıma ithaf ediyorum.

    İndim Münchener bahnhofa (Münih istasyonuna)
    Dedim ki ayy
    Gördüm güzel bir firöylayin (hanımkız)
    Çektim bir vaay
    Dedim ne kadar zer şönsayn (çok güzel olmak)
    Dedi ki yeah yeah (evvet)

    Sıkıysa Türkiye'de bir kıza ne kadar güzelsin de de gör, Hanya'yı Konya'yı, zamlı ayakkabısını kafanda parçala alimallah.

    Dedim senin adın nedir
    Dedi Lolaa
    Dedi ya seninki nedir
    Dedim Rızaa
    Dedim bennen kommen (gelmek) mısan
    Dedi ki yaah yaah

    Yakışıklılık başka şey vesselâm.
    Lola'ya iki baktım, bir göz çaktım,
    kalbindeki ateşi şıp diye yaktım.

    Dedi gidelim mi Köln'e
    Dedim ki yaah
    Dedi binelim tirene
    Dedim ki yaah
    Dedi gidelim mi eve
    Dedim yaah yaah

    Bileti aldık bindik Münih'ten tirene,
    yengeniz oldu Lola tiren gelene kadar Köln'e.

    Dedi yiyelim mi essen (yemek)
    Dedim ki yaah
    Dedi yapalım tirinken (içmek)
    Dedim ki yaah
    Dedi yapalım şılafen (uyumak)
    Dedim ki yaah yaah)

    Sizin anlayacağınız,
    Lola'yla aynı yatakta yaptık şılafen,
    sabah olmuş saat çaldı erkeen.
    Meğer rüya imiş gördüğüm.
    Kıçım açık kalmış yatarkeen.

    Güneşlendin mi? Eee...

    Auf Wiedersehen mayne Walter'lerim,
    mayne papalarım, mayne kinderlerim.
    Auf Wiedersehen, rüyalarıma giren fröleynlarım.
    Auf Wiedersehen, auf Wiedersehen, aahh, aahh

    (Tekrar görüşelim benim babalarım, benim çocuklarım. Tekrar görüşelim rüyalarıma giren hanımkızlarım. Tekrar görüşelim, tekrar görüşelim, aahh, aahh)...
    ____________________________


  2. İşte bu durum, yani ayakkabı olayı, Ali Avaz'ın söylediği "Ali Almanya'da Don Juan" adlı öykü-türküde dile geliyor: Ali Alman sandığı kadına takılır. Türkçe-Almanca karışımı bozuk bir dille konuşan Ali'ye, kadın düzgün bir Almanca'yla yanıt verir. Ali herşeyin yolundan olduğu kanısının verdiği bir rahatlıkla kadının yüzüne bir çimdik atar. Türk olduğu meydana çıkan kadın, ayakkabısıyla Ali'yi bir güzel döver ve Ali selâmeti kaçmakta bulur.
    ____________________________
    2
    ALİ ALMANYA'DA DON JUAN

    ALİ AVAZ
    (Türkü Ola, No. 1114/2)

    Şu Almanya gızlari
    Gaymak gibi her yani
    İçim çekiyor amma
    Ah nasıl anlaşmali
    Amaan güzellerin bilmem adııı ne
    Şöyle bir yol essem acep söyler mi ki he?
    Hih... Gariye bak yaav.
    Acaba şu gariya bi takilsam mi, takilmasam mi?.. Hıı... hı... Hey, heey hanım, bayan... Hu... hı...
    Madam, leydi.
    Allah Allah, bu ne biçim gari yahu.
    Benim gibi bir babayiğide pas vermiy, yüzünü bile çevirmiy.
    Hey, hey yav, hişt fıstık, gaymak, yavrum bayan, hey hey, seni bir görüşte vuruldum, kahve gibi gavruldum.
    Hee, hee, anlaşıldı yav, bu gari Türkçe bilmiy.
    Ben buna biraz Alamancaca gonuşam... Hey hey, hişt fürlay (hanımkız), ıhh şiprehendir (ben seni konuşmak).

    Kadın: -Was fallt ihnen ein? (Ne oluyorsunuz?)
    - Hı, hıh, hı. Bir bilsen aklıma neler düşüy...
    İçim gıcıklanıy, aklım gidiy.
    - Was wollen sie da? Ich hab' nicht verstanden (Ne istiyorsunuz, anlayamadım).
    - Ihı, ııhıy canımın içi, bi anlasan senin de için gıcıklanır yavrum. Gut gezagt (iyi söylenmiş). İh mit tir möhten, i-o-o... (ben seninle istiyorum, i-o-o...)
    - İ-o-o (gülüyor)... Was ist denn das i-o-o? (Bu ne demektir i-o-o?)
    - Hı hı hı... Yahu bu gari da çok cahil galmiş be, hiç bi şeyden anlamiy. Yav, du zer şön. Sen güzel.
    - Danke du gefalist mir auch. (Sağol, sen de hoşuma gidiyorsun.)
    - Uyy, senin gördüklerin erkek mi? Türkiş man zer gud, zer gud. (Türk erkeği çok iyi, çok iyi.) Heh, hoşuna gitmez mi, zilli?
    - Beweise es mir doch. (Bana kanıtla.)
    - Gariya bak yav, dünden razi, hı, hı... Essen, essen, vinervald, biir biir dirinken, ondan sonra yavrum, olursun yengen, hı, hı. (Yemek, yemek, Wienerwald lokantası, bira içmek.)
    - Was haben wir im Wienerwald zu suchen? Gehen wir doch es zu beweisen. (Wienerwal'da ne işimiz var? Gidelim de kanıtlayalım.)
    - Oooyy, hıı, hemen gidelim yavrum. Şinelgehen, şinelgehen (Çabuk gitmek, çabuk gitmek.) Hem de seni bir çimdikliyem.
    - Ay! Seni rezil seni! Seni utanmaz seni!
    - Uy anaam. Gariya bak. Türkçe gonuşmaya başladı.
    - Çimdik atarsın ha?
    - Uy ana, gariya bak, çimdiki yedi, Almancayı unuttu yav, He he he hey.
    - Ne Almanı sersem, şimdi kafana çantayı yersen görürsün Almanya'yı Konya'yı.
    - Uy ana, bu gariya bak, Alicengiz oyunu oynadı yav. Gız sen neymişsin meğer!..
    - Utanmadan karşımda bir de konuşuyorsun ha!.. Memleketten buraya bunun için geldin ha!.. Ekmek parası kazanmak için geldin ha!.. Al sana!..
    - Ala, ala, hişt, hişt, bana bak yav... Hey!
    - Al sana bu memleketim için!
    - Dur gız, Allah Allah, bak döverim ha...
    - Al sana, Bu memleketinde bıraktığın çocukların için!
    - Ulan dur gız, bak, gafamı attırma ha, aaa bak...
    - Al sana, al sana!
    - Pabuç bahalı. Gaç oğlim Ali, pabuç bahalı. Gaç oğlim Ali, bu garinin eli maşalı. Gaç oğlim Ali, pabuç bahali...
    ____________________________

  3. Gurbette çalışmak üzere sılayı bırakanların eskiden beri karşı karşıya kaldıkları bir sorun var: Ailenin parçalanması, kadınlarla çocuklar köyde kalmakta, erkeklerse uzakta...

                     Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun
                     Gördün güzelleri beni unuttun aman...

    Almanya'da çıkan kasetlerde "İstanbul" yerine "Almanya" kullanılmakta, metin ise bir ölçüde farklılık göstermektedir. (Bk. Yıldız Tezcan, "Orta Anadolu Türküleri", Türkofon No: 900031/1 ve A. Gazi Ayhan - Nida Tüfekçi, Alparslan No: 816/1.)

    Bu türkülerde, köyde yapayalnız kalan kadın haykırıyor. Ne var ki, bugün, daha önce değindiğimiz gibi, durum değişmiş, kadınlar ya kocalarıyla birlikte, ya da kocalarını sılada bırakarak tek başlarına gurbete gider olmuşlardır.

    Burada vereceğimiz örnekte, eşine bağlı kadın tipi dile getirilmektedir. Asuman Çelikkalp'in söylediği türküde kadın, yurtta kalmış Mehmet'ine yazdığı mektupta sılaya döneceğini ve ona bir taksi almak istediğini müjdeliyor ve ayrılıktan dert yanıyor.
    ____________________________
    3
    ALMANYA'YA GİDİYORUM MEHMEDİM

    ASUMAN ÇEVİKKALP
    (Türkofon, No. 9000 37/1)

                     Almanya'ya gidiyorum Mehmedim
                     Çok hayaller ediyorum Mehmedim
                     Merah etme beni orda Mehmedim
                     Yıl başına dönüyorum Mehmedim

                     Türkiye'ye geleceğim Mehmedim
                     Her güçlüğü yeneceğim Mehmedim
                     Sana taksi alacağım Mehmedim
                     Almasam da döneceğim Mehmedim

                     Köpeklerde bülbül öttü Mehmedim
                     Konturatın günü bitti Mehmedim
                     Bahçemdeki güller yetti Mehmedim
                     Gelenlerin hepsi gitti Mehmedim

                     Her güçlüğü yeneceğim Mehmedim
                     Kıymetini bileceğim Mehmedim
                     Önün sıra öleceğim Mehmedim
                     Bütün seni seveceğim Mehmedim

                     Almanya'da işler pek zor Mehmedim
                     Ayrılık insana çok kor Mehmedim
                     Rüyaların hayrı yoktur Mehmedim
                     Oldu burda gözlerim kör Mehmedim

                     Almancayı öğreniyom Mehmedim
                     Resmin ile eğleniyom Mehmedim
                     Pek çabuk dinleniyom Mehmedim
                     Bir ay sonra yollanıyom Mehmedim
    ____________________________


  4. Bu türküde, Almanya'daki Türk kadınlarının yaşamlarında gelişmenin bir başka cephesi yansıtılıyor.

    Kadın, kocasının izni ya da isteği ile Almanya'ya gitmiştir. Bir süre sonra bir başkasından edindiği çocukla yurda döner. Bu konuyu Yaşar Kemal, "Ağır Akan Su"  öyküsünde dile getirmiştir ("Bütün Hikâyeler", Cem Yayınevi, 1975, s. 250-278):

    "Karını sen gönderdin Almanya'ya. Hem de sen bindirdin trene kendi elinle... Karının çocuğu oldu Almanya'da. Bunu sen bilmiyor musun sanki?"


    Fethi Savaşçı'nın "Uzun Yola Çıkacak Kadın" ("İş Dönüşü", Yeditepe Yayınları, 1972, s. 88-91) öyküsünde, eşlerin umut dolu ayrılışını izleyebiliriz:

                     "- Güle güle, mektup yazmayı unutma!
                     - Olur, yazarım varır varmaz, çabuk gel sen de.
                     - Geleceğim yakında.
    "


    Bu umutlar boşa gidebilir. Kadın Türkiye'deki eşini bırakmış, Almanya'da bir başkasıyla evlenmiştir. Bu durumu Kemal Ateş, "Bektaş'ın Eski Karısı" adlı öyküde ele alıyor ("Çürük Kapılar", Okar Yayınları, 2. Baskı, 1979, s. 87-97):

    "Önce karısı, ardından da kendisi gelecekti... Gizli yazdırmıştı Meliha'yı Almanya'ya... Almanya'dan gelen hemşerilerinden, bir başkasıyla yaşadığını duydu karısının."
    Sonunda Meliha onu bırakır, kendisi ise Türkiye'de yeni bir evlilikte mutluluğa kavuşur.

    Göç dolayısıyla ailelerin parçalanması. Almanya'daki Türkler arasında olduğu kadar Türkiye'de de büyük etkilere yol açmakta ve özellikle kocalarını bırakıp giden kadınları ele alan türküler, Türkiye'de piyasaya sürülmekteydi.

    Örneğin: Aşık Abdullah Papur, "Almanya'ya Gitme Avrat" (Can Plak) ve "Almanya'daki Zeynep'e Mektup" (Yavuz Plak. Etikette yanlışlıkla "Zeynep'in Almanya'ya Mektubu" yazılmıştır). Aşırı ölçüde sulugöz olan bu plaktan şu dizeleri örnek verebiliriz:

                     Zeynebim Almanya'nın yolunu tuttu
                     Ayşe'yle Fatma'nın boynunu büktü
                     Yavan ekmek yiyelim, dön gel Zeynebim
                     Seninle kavlimiz böyle miydi Zeynebim?


    Buna benzer bir başka olayı da Almanya'da yayımlanmış olan bir kasette buluyoruz: "Avradı Elimden Alan Almanya" (Ramazan Ceyhanlı). Kadın Almanya'da çalışmak için, "Sana yeterince para gönderirim," diye kocasından izin alıyor; ama gittikten sonra ne para geliyor ne de mektup. Koca, çocuklarıyla birlikte perişan bir durumdadır. Almanya'daki karısına yazdığı mektuba şu acı karşılığı alıyor:

    Anla artık halimi, herif, ayrıl benim peşimden. Git kendi başına başka çare bul, dedi.

    Böyle yeni bir gelişimle daha karşılaşmaktayız. Gelenek gereği kadın, gurbetteki kocasını sabırla beklemekte ve onun kusurlarını bağışlamaktadır. Örneğin: Zehra Sabah'ın "Almanya Dönüşü"...

    Erkek yurda döner ve evinin kapısını çalar:

    Anne, anneciğim, bu amca kim?
    - Kim mi kızım?
    Almanya'ya gidip bizi yıllar yılı süründüren, herkese muhtaç ettiren, vicdansız, gaddar baban, yavrum, baban...


    Ama sonunda erkek "Beni affet" diye yalvarınca, kadın onu çoktan affettiğini söylüyor ve böylece her şey tatlıya bağlanıyor.
    ____________________________
    4
    AVRADI ELİMDEN ALAN ALMANYA

    RAMAZAN CEYHANLI
    (Alpaslan, No. 867/2)

                     Avrat Almanya'ya gitti kâr için
                     Çocuklara göz-kulak ol dedi
                     Saldığım parayla şahane geçin
                     İşte sana geçinecek yol dedi

                     Almanya Almanya yalan Almanya
                     Avradı elimden alan Almanya

                     (Ahk ulan gara daşlara gelesin ahk)

                     Avrat Almanya'da ben burda galdım
                     Düşündükçe ince fikire daldım
                     Avunmaz çocuklar perişan oldum
                     Gönül şu avrada mektup sal dedi

                     Almanya Almanya zalim Almanya
                     Avradı elimden alan Almanya
                     Almanya Almanya bıktım Almanya
                     Nice yuvaları yıktın Almanya

                     (Sürün garı, sürün!)

                     Oturdum şöylece bir mektup yazdım
                     Garı sen burdan gideli gafayı bozdum
                     Sabahlara gadar sokakta gezdim
                     Görenler halime perşian dedi

                     Almanya Almanya zalim Almanya
                     Garımı elimden aldın Almanya
                     Almanya Almanya bıktım Almanya
                     Nice yuvaları yıktın Almanya

                     Yirmi ay sonra mektup geldi eşimden
                     Okudukça aklım gitti başımdan
                     Anla artık halim ayrıl benim peşimden
                     Git başına başka çare bul dedi


                     Almanya Almanya yıldım Almanya
                     Nihayet avratsız galdım Almanya
                     Almanya Almanya yalan Almanya
                     Avradımı elimden alan Almanya
    ____________________________


  5. Bu (Ali Avaz'ın "Almanya Macerası - Köy Kahvesi Konuşmaları") ve sonraki parça, tür bakımından bir çeşit oyun (skeç) özelliği taşımakta ve bir dereceye kadar köy oyunları geleneğini sürdürmektedir.

    Bu parçanın içeriğinin ilginç yanı, Ali'nin Almanya'ya turist olarak gitmesidir. Bilindiği gibi, 1974'ten bu yana, oturma izni olmaksızın Almanya, Hollanda ve başka ülkelere giden işçilere "turist" denilmektedir. Bunlar polisten saklanarak, çok güç koşullarda yaşamlarını sürdürmekte, ama her şeye karşın ülkelerine dönmek istememektedirler.

    Yüksel Pazarkaya, bu konuyu "Oturma İzni" adlı öykü kitabında ele almıştır (Derinlik Yayınları, İstanbul, 1977. Örneğin, "Çöp", "Sincaplar", "Bayram Masalı" adlı öyküler).

    Hollanda'da yaşayan bir Türk, Halil Gür, Amsterdam'da çıkan "Volkskrant" adlı gazetede (26 Nisan 1980) aynı sorunu işleyen bir öykü yayımlamıştır.

    Yine aynı soruna Fakir Baykurt "Et Kesimi" adlı öyküsünde de değinmektedir. ("Die Friedenstaube - Barış Çöreği", Ararat Verlag, Stuttgart, 1980, s. 48-65).

    Turistler için bir kurtuluş vardır: Alman bir kadınla evlenip oturma izni almak ve Almanyalı olmak (Bu yaygın işlem üstüne Almanya'da çıkan "Milliyet" gazetesinde bir yazı yayımlanmıştır, 11 Ekim 1980).

    Böyle bir evlenme sözünü ettiğimiz "Köy Kahvesi Konuşmaları"nda aşağıdaki biçimde değerlendirilmiştir:

    Ali turist olarak gideceği Almanya'da çalışabilmek için, karısını, beş yıl sonra dönmek koşuluyla, boşanmaya razı eder. 5000 mark karşılığında Almanya'da bir kadınla evlenir ve böylece oturma iznini alır, çalışıp para kazanır. Ama beş yıl sonra köye döndüğünde karısı Hatice'nin bir başkasıyla evli olduğunu görür.
    ____________________________
    5
    ALMANYA MACERASI
    (Köy kahvesi konuşmaları)

    ALİ AVAZ
    (Türkü Ola, No. 1114/2)

    - Yol göründü neyse gelecek ağam.
    - Eee, hadi gel de bi el pişbirik çevirelim.
    - Pişbiriği boşver be, altmışaltı oynayalım len.
    - Yoo, iskambil oynamazsan öyleyse tavla oynayalım.
    - Yakub emmii, Yakub emmii... Okkalı bi gahve yapıver be.
    - İki oldu.
    - Geldiii, geldi. Vallahi de geldi, billahi de geldi. Son model otomofiliyle geldi. Ali Almanya'dan geldi.
    Ali: - Selâmünaleyküm.
    - Ve aleykümselâm... Hoş geldin Ali. Hele otur, hele otur.
    - Sağolasın gardaş, ben heç oturmasam da eve getsem. Hatçe gözümde tütüyor, anlarsın ya, he he...
    - Hele otur canııım, beş senedir seni özledik be. Bi çayımızı iç de öyle gidersin.
    - Ülen, ben başımı gırarım da hatırınızı gırmam, yaa, he he...
    - Eee Ali yediğin içtiğin senin olsun, şu Almanya'da neler yaptığını, nasıl turist pasaportuyla çalıştığını, sen onu anlat bakalım.
    - Len, bir gün gasabada Hasan emminin oğluylan garşılaştık. Almanya'da çalışıp zengin olmuş. Bana biir biir anlattı. Ne yapacağımı da öğretti. Hele sen şu sazı ver de ben anlatayım sazlı sözlü, sen dinle:

                     Boşa Hatice'yi git Almanya'ya
                     Keyfine bak, boş ver sen de dünyaya
                     Hayat Almanya'da, güzeller orda
                     Ne işin var gardaşım bu tozlu yolda?

                     Aklıma yattı bu iyi iş dedim
                     Gazık batacağını nerden bilirdim
                     Neyse uzatmaayım, bak ne pok yedim
                     Hatçe'ye seslendim, bak neler dedim.

    Hatçe, gız Hatçe, gulakları kepçe. Hı hı. Gel garşıma otur da beni dinle.
    Hatçe: - Buyur gözümün bebeği. Hemencek geldim.
    - Bak Hatçem, sana ne diyecem, ben Almanya'ya gidecem. Hasan emminin oğlu zengin oldu, ben de zengin olup dönecem.
    - Ben sensiz netçem?
    - Fazla değil gözüm, beş senecik galacam. Almanya'da milyonlara gonacam. Fakat senden de boşanacam, hı hı hıı.
    - Amanın Allah yandııım. Ocaam söndü, gözüm garardı, başım döndü, uy anam bana bişeyler olduuu.
    - Yoo, yoo, kendine gel canımın içi. Seni şakadan boşuyacam. Almanya'da bi Alman garısıyla evlenecem, zengin olacam. Alman garısını boşuyacam, tekrar sana dönecem ya.
    - Yemin et, söz ver. Ya beni unutursan?
    - Valla billaha, Allahıma yav... Dört kitap hakkına yav... Al sana yemin.

                     Hatçeyi gandırdık tarlayı sattık
                     Turist pasaportu çıkarıp aldık
                     Artan paraları dona sakladık
                     Allaha sığınıp Münih'e vardık

                     Bu nasıl Almanya, Bu ne memleket
                     Başıma iş açtı, oldu felâket
                     İş aradığım günler geçti aradan
                     Bir tanıdık çıktı ya şimdi bereket
                     Şimdi bereket

                     Aradık taradık bi garı bulduk
                     Anlamam dilinden pazarlığa oturduk
                     Ulan anan yahşi baban yahşi gandurduk
                     Hindi gibi gabardık Almanyalı olduk
                     Almanyalı olduk

                     Verdim beş bin markı bastım nikâhı
                     Akşam oldu dedi haydi dışarı
                     Anlamadım bu iş nasıl bir iştir
                     Bu nasıl nikâhtır, bu nasıl garı
                     Bu nasıl garı

                     İş bulup yerleştik Hans'la sözleştik
                     Nikâhlı garının yüzün görmedik
                     Adı Monika'ydı, rengi nasıldı
                     Allah acıdı da orda ölmedik
                     Orda ölmedik...

    - Hı hı hı hı... Uy, öleydin daha iyi olurdu daa. Uy dönmeseydin daha iyi olurdu daa.
    - Yeter gardaş yeter. Tarla parası gazanduk, ev parası gazanduk, biraz da semaye gazanduk.
    - Uy, gazanmaz olaydın. Uy, gazanmaz olaydun daa.
    - Yahu sen benden yana mısın, donuzdan yana mısın?
    - Uy, ben senden yanayım daa. Uy, sööle bakayım Ali, senin baban var miydi?
    - Vardı ama rahmetli oldu.
    - Uy, söyle bakayım Ali, senin anan var miydi?
    - Anam da rahmetli oldu.
    - Uy, uşağım Ali, söyle bakayım, senin karın da var miydi?
    - Ulan var ya, var ya. Hatçe evde beni bekliy ya.
    - Nah var! Hatçe evlendu.
    - Uy ana! Ne dedin, ne dedin? Hasan emmi, bu lazoğlu ne diiy yav?
    - He doğru deyi, Aliciim, doğru deyi. Üzülme, sana bu köyde gız mı yok be!
    - Hı hı, eee, garı milleti bu yahu, Adem'i bile cennetten govdurmuş.
    - Aldırma be oğlum be, aldırma be Aliciim be, aldırma be oğlum be, Aliciim be. Hani sende de gabahat var, biliyon mu... Beş sene bu, dile golay, ne geldin ne gettin. Şimdi netçen, köyde galcen mi?

                   - Artık buralarda ben galamam ki
                     Kimsenin yüzüne ben bakamam ki
                     Para gazanduk da gardaş ne oldu
                     Sok onu bi yerine ocak kül oldu
                     Ocak kül oldu...
    ____________________________
  6. Yine Rıza Pekkutsal'ın yazdığı "Hans'tan Olma Hasan'ın Sünnet Düğünü - Alaman Damadı" adlı güldürü, Hans adlı bir ustabaşının, sevdiği Türk kadınıyla evlenebilmesi için sünnet olmasını alaylı bir biçimde anlatmaktadır.

    Bence bu öykünün ilginç yanlarından biri, Almanya'ya giden bir Türk kadınının -Müslümanlığı kabul etme koşuluyla bile olsa- bir Almanla evlenmesidir. Bu evlilikte, kadının, biraz saf olan eski Hans yeni Hasan'ı avucunun içine aldığı anlaşılıyor. Bu güldürünün önemli bir yanı da, kişilerin kendi sosyal ortamlarının özelliklerini taşıyan konuşma tarzıdır.
    ____________________________
    6
    HANS'TAN OLMA HASAN'IN SÜNNET DÜĞÜNÜ
    (Alaman damadı)

    RIZA PEKKUTSAL
    (Minareci, No. 3358/1)

    Oldu da bitti maşallah
    Damat olur inşallah...

    Kaynana - Aaa... Havaya bak, fare geçeyo, fare...
    Damat - Ay yaa yaa yaa yaa yaa yaa yaa...

    Oldu da bitti maşallah
    Damat olur inşallah...

    Damat - Ay yaa yaa yaa yaa yaa yaa yaa...
    Gazeteci Kadın - Geçmiş olsun, Herr Hans.
    Kaynana - Ne Hans bu be. Hasan oldu artık o, Hasan.
    Gazeteci - İsiminizi kim koydu acaba?
    Damat - Kaaynana koymak va... Var söylemek Hans'ın Türkçesi Hasan olmak, ay yaa yaa yaa yaa...
    Kaynana - Arasında bir harf eksikliği vardır. Bir a ilâve ettiin, Oldu Hassaan.
    Gazeteci - Dikkatinize pes doğrusu.
    Kaynana - Sanki anasına babasına Müslüman olacağı malum olmuş.
    Gazeteci - Seviyor musunuz damadınızı?
    Kaynana - Sevmez olur muyum heç. Herkeste var ama böylesi yok. Avrupa malı Alaman damat! Aslan damadım benim...
    Gazeteci - Eee, sayın Hans, nasıl hissediyorsunuz kendinizi?
    Kaynana - Anaa, bu lâf mı ki be! Herkes nasıl hissettiyse o da öyle hissediyor.
    Damat - Aci, aci, aci...
    Kaynana - Amanin benim Hans'dan olma Hasan'ım, al şu lokumu ağzına bakayım... Hadi bakalım, siz de kesin lâfı ortasından.
    Gelin - Ana, ana kız, sünnetçi gider. Şunun parasını veriver be!
    Kaynana - Olur, olur. Sen de şu laportajcılara göz kulak ol da çocuğu fazla terletmesinler. Dokunur gıız.
    Gazeteci - Tanışmanız nasıl oldu, anlatır mısınız?
    Damat - Ay, ay... Ben var çalışmak Deutschland. Alleg Fabrik, ayni zamanda olmak Meister...
    Yeni bir ses - Alamancada "mayster" dimek, ustabaşı dimektir.
    Gelin - Nerden bileceeniz, gitmediniz ki. Ziyanı yok, ben size tercüman iderim.
    Gazeteci - Evet, sizi dinliyoruz Hans.
    Damat - Zeynep var çalışmak benim vardiya ve ben görmek bii gün Zeynep, olmak var ona, nasıl söylüyor, ee, gaşık...
    Gelin - Aşık dimek isteyyo.
    Gazeteci - Sonra?
    Damat - Va bii gün Zeynep'e şarkı söylemek. Ve ben duyuyo Zeynep, oluyo ona ayran.
    Kaynana - Hayran ulan, hayran bee!
    Damat - Geliyo yanina, bakiyo gözüme, Zeynep de bakiyo benim gözüme ve ikimiz gözler geliyo... Nasıl söylüyo kaşıyakaya kaşıyakaya...
    Kaynana - Dilini eşek arısı soksun!
    Gelin - Evet, garşı garşıya dimeye getiriyo.
    Damat - Ve hemen söylüyo ben Zeynep, ih libe dih, hah ay ayy...
    Gelin - Seni seviyorum didi yani.
    Bir ses - Görüyonuz mu Zeynebi, bir bakışla tavladı Alamanı.
    Gazeteci - Sen ne dedin?
    Gelin - Ne diyecem, yavol (evvet) didim.
    Damat - Ay ay ay... Sona ve ben soyluyo Zeynebe, mayne frav olmak.
    Gelin - Annarsınız ya, benim garım olur musun didi.
    Damat - Ya, Zeynep soyluyo tamam. Yalnız Müslüman olmak sen.
    Gelin - Müslüman olursan varırım sana didim.
    Damat - Ya, ya... Müslüman oluyor sen sonra da, oluyo soyluyo cennet.
    Gelin - Sünnet dimek isteyyo.
    Damat - Ben var Zeynep çok sevmek ve olmak var Müslüman ve olmak var cennet.
    Gazeteci - Çok güzel, tebrikler! Yanağınıza ne oldu?
    Damat - Ben var gelmek uçak... Ay ay ay... Hostesle şprehen ve Zeynebi görüyo. Kıskanıyo yapıyo beni ve hav hav.
    Gelin - Isırdı dimek isteyyo.
    Gazeteci - Niye ısırdınız?
    Gelin - Hostesle fazla fan fin fon etti uçakta. Gafam bozuldu be. Bakarsın köyde de gızın biriyle laubali olur, gaçırırız herifi. N'olur n'olmaz gardeşim...
    Gazeteci - Demek kıskanıyorsunuz?
    Gelin - Sen de ossan gısganırsın. Gocamın sayesinde ailemi golayca Alamanya'ya aldıracaam yaa.
    Gazeteci - Aileniz kaç kişi?
    Damat - Ne söylüyon sen, ne söylüyon? Sekiz oğlan kardeş, üç kızkardeş, bi âne, bi buba, bi âneâne, bi bubabuba.
    Gelin - Dide diyemiyo da bubabuba deyyo.
    Gazeteci - Her ikinizi de tebrik eder, saadetler dileriz. Bu evlenmeden ikiniz de memnunsunuz demek...
    Damat - Ben oluyo çok memnun, ee, oluyo memnun ve oluyo Müslüman ve oluyo cennet... Nasıl soyluyo, eee... Yaşasın Zeynep, yaşasın vatan. Ah ah ah...
    Gazeteci - Ya siz, Zeynep hanım?
    Gelin - Ah, çok şühür Allahıma, dünyaya bir Müslüman daha gazandırdım. Yaşasın vatan!
    Kaynana - Eyileşir eyileşmez Hasan, yapacağız düğün bayram... Anaa! Siz daha gitmediniz mi be! Amanin, bayıltacaklar çocuğu!
    Gazeteci - Biz de gidiyorduk zaten. Sizden son bir ricamız var. Tanışmanıza sebep olan meşhur türküyü mikrofonumuza söyler misiniz?

                   - Çadırımın üstüne şıp dedi damladı
                     Allah canımı almadı almadı
                     Çadırımın üstüne şıp dedi damladı
                     Allah canımı almadı almadı...
                     Oooh... ah ah ah... ah ah...
    ____________________________


Burada sunduğum örnekler, Almanyalı Türklerin sorunlarına değinen türkü ve şarkıların küçük bir bölümüdür (1).

Almanya'da doldurulmuş olan kasetlerde bu konuyu işleyen türkülerin sayısını ben 80 olarak saptadım. Bu kasetler, Bir kaç öykülü türkü dışında, saz ve müzik eşliğinde okunan türküleri (şarkıları) içermektedir. Bunları ancak müziklerinden ayırarak aktarabildim; Bu da kaçınılmaz bir eksiklik.

Bu türkülerin bir çoğunda, geleneksel halk türkülerindeki ah, ıh, oy, uy, yav vb. gibi ünlemler ve inlemeler çokça yer almaktadır (2). Bu bakımdan, bunların bir bölümü ile "Minibüs müziği" (3) denen tür arasında bir yakınlık göze çarpmaktadır. Bu yakınlık, bir bakıma, türkülerin içeriğine kadar yansımaktadır. Örneğin:

                 Sen orada hasta
                 Ben burada hasta
                 Gel şükredelim n'olur baba, baba
                 Derdi veren de alan da Hak'tır
                 Gel şükredelim n'olur baba...
                                                     (Mustafa Çiftçi)

Şu var ki, Almanyalı Türklerle ilgili bu türkülerin ancak bir bölümü "minibüs müziği"nden sayılabilir. Oysa Almanya'da görüştüğüm bir çok Türk aydını, yalnız Almanya sorunuyla ilişiği olanlarla değil, tüm kaset müziğini "minibüs müziği"nden sayıyorlar.

Avrupa'daki Türk işçileri için  -ayrıca açıklamaya gerek yok sanırım-  kaset müziği çok, hem de çok önemlidir. Oradaki Türk işçilerini bir bütün olarak ele aldığımızda, genel olarak bir ikilikle karşılaşıyoruz. İşçilerin bir bölümü Alman toplumunca kabullenilmediği gibi, bu topluma  -birtakım gerici etkenlerin dürtüsüyle de-  cephe almakta, bir bölümü ise, sosyal ve parasal durumlarını ilerletmek amacı içinde bu topluma bir dereceye kadar uymaya çalışmaktadır (4).

İşte Almanya'da gelişmiş olan Türk kaset endüstrisi böyle bir topluluğun duygularına cevap vermeye çalışmaktadır.

Örneğin Türkü Ola şirketinin 1162-1221 numaralı kasetleri arasında dinsel müziğin yanısıra Mahzuni Şerif, Şah Turna, halk ozanları, Zeki Müren, Müzeyyen Senar, modern folk müziği ve aranjman, vb. yer almaktadır. Bunların içinde "minibüs müziği" kapsamına giren ve içerik bakımından "avutucu" nitelikli kasetler çokça bulunmaktadır.

Son olarak kısaca şuna da değinmek istiyorum: Almanya'daki Türk işçilerinin ciddi sorunlarını dile getiren türküler büyük ölçüde "alaylı" diyebileceğimiz bir düzeyde bukunuyor. Müziğe gelince  -bu da genellikle-  şakrak, hareketli oyun havalarında gelişmektedir.

Ayrıca konular, "safdilce" ama "bilinçli bir safdilce"likle ele alınırken, somut politik yönelişe sapmadan, ayırıcı olmaksızın, Onat Kutlar'ın deyimiyle "birleştirici" (5) bir nitelik taşımaktadır.
_________________
     (1) Başka belgeler için bkz. R. Anhegger, "Türken in Deutschland in 'Kleiner Mann / Was tun?' ", 3. Duisburger Akzente, Duisburg 1979, s. 255.
     (2) Bkz. "Sözsüz Ünlemelerin vb. Modern Batı Müziğindeki Önemi", Norbert Dressen, Luciano Berios, "Vokalkompositionen" (Sprache im Technischen Zeitalter, No. 74, 1980, s.109-122).
     (3) Bkz. "Arabesk Olayı", Milliyet Sanat Dergisi, Yeni Dizi No. 9, 1 Ekim 1980, s.15-22... Şu var ki "Arabesk Olayı" üzerine tartışma sürdürülmektedir. Örneğin: Yılmaz Onay, "Sanat Tartışmaları İçin", Bilim ve Sanat, No. 1, Ocak 1981. 
     (4) Bu soruna iki konferansımda değindim. Bkz. R. Anhegger, "Die Soziale Lage Türkischer Kinder in der Bundesrepublik", "Bicher für Auslaendische Kinder", Frankfurt 1979, s. 25-35, s. 29. "Almanya'daki Türk Çocuklarının Eğitimi ve Gerekli Koşullar" (Sosyal Siyaset Konferansları, Otuzuncu Kitap, No. 444, İktisat Fakültesi, İstanbul 1979, s. 131-145, s. 138 vd.). 
     (5) "Arabesk Olayı", s. 19.



Dr. Robert Anhegger | sanat olayı - Sayı 3 - Mart 1981