Türk ressamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk ressamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Paris'te Türk Sanatçıları” Sergisi

Fransa'nın resim sanatında öncü bir ülke ve Paris'in dünyanın başlıca sanat başkentlerinden biri sayılması, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk yarısındaki resim tarihinden kaynaklanır. Ondokuzuncu yüzyıl ortalarına doğru Batı ülkeleri, özellikle Fransa ile siyasal ve kültürel ilişkilerimizin gelişmesi sonucu Türk resminin Batı tekniğine yönelmesinde ve çeşitli sanat akımlarını algılamasında Paris'in önemli bir etkinliği vardır.

Mühendishane-i Hümayun”u bitirdikten sonra 1835'te öğrenim için Paris'e gönderilen,
Ferik ibrahim Paşa (1815-1889) ile Ferik Tevfik Paşa Türkiye'de yağlıboya tekniğinin öncüleri sayılır.

1849'da Paris'in yanı sıra Viyana, Berlin ve İtalya'da eğitimini geliştiren kaymakam Hüsnü Yusuf (1817-1861)
Batı kültürünü Doğu okullarına getiren ilk Türk ressam olarak ün kazanmıştı.

  • Fransa'ya öğrenime gönderilen askeri okul çıkışlı öğrenciler için 1860'da kurulan “Mekteb-i Osmaniye”de yer alan Şeker Ahmet Paşa (1841-1907) ile miralay Süleyman Seyyit (1842-1913), o dönemdeki Paris akademik eğitimi ve müze kültürünün etkilerini resmimize getiren ustalar arasındadır.

  • Aynı kuşaktan Osman Hamdi (1842-1910) on beş yaşında gittiği ve on iki yıl kaldığı Paris'te Louis Boulanger ve Leon Gérôme'dan etkilenerek tablolarında eski Türk yaşam sahnelerini, oryantalist bir eğilimle canlandırmıştı.

  • Bunları izleyen Halil Paşa'nın (1857-1939) da 1880'de Paris'e giderek sekiz yıl çalıştığı Gérôme atölyesinde akademik ve klasik etkiler yanında izlenimciliğin de ilk örneklerini veren çalışmalarını; yurda dönüşünde öğretmen, müze müdür yardımcısı, Sanayi-i Nefise Müdürü ve sanatçı olarak resmimizin gelişmesine katkısını unutamayız.

Birbirini izleyen sanatçı kuşakları Paris'te gördükleri öğrenim ve deneyimlerin etkilerini resmimize aktararak,
bu sanat dalının gelişmesinde çabalarını birbirine eklemekten geri kalmamıştır.

1. Dünya Savaşı başında Paris'teki eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen ve resim tarihimizde 1910 kuşağı olarak anılan;
  • Nazmi Ziya,
  • Namık İsmail,
  • Feyhaman Duran,
  • M. Ruhi Arel,
  • İbrahim Çallı,
  • Sami Yetik,
  • Avni Lifij,
  • Hikmet Onat'ın daha çok izlenimci espriye yaklaşan çalışmalarıyla Paris'teki değişken sanat ortamı ve resmimiz arasındaki ilişki geleneksel bir niteliğe dönüşmüştür.

Cumhuriyetin ilk yıllarından İkinci Dünya Savaşı'na ve günümüze uzayan geniş zaman sürecinde, resim sanatımızın çağdaşlaşma ve özgünleşme çabasına katkıda bulunan çok sayıda sanatçımız için Fransa'nın başkenti dünyanın sayılı sanat merkezlerinden biri olmuştu.

Aralarında;
  • Muhittin Sebati,
  • Fikret Mualla,
  • Cevat Dereli,
  • Nurullah Berk,
  • Bedri Rahmi,
  • Eren Eyüboğlu,
  • Refik Ekipman,
  • Zeki Faik İzer gibi Paris'te çalışan ve eğitim gören bir sanatçı topluluğu sayısız müzeleri, galerileri, atölyeleri, kendilerini yenileyen yaşamıyla bu kentin elverişli ortamında sanatlarını geliştirerek Türk resminin modernleşme sürecine katkıda bulunmaktan geri kalmadılar.

1947'den sonra Türkiye'den gelerek Paris'e yerleşen;
  • Avni Arbaş,
  • Selim Turan,
  • Hakkı Anlı,
  • Nejat Devrim,
  • Tiraje Dikmen gibi ressamları,
sonraki yıllarda;
  • Abidin Dino,
  • Remzi Raşa,
  • Yüksel Arslan,
  • Müzehher Pasin,
  • Erdal Alantar,
  • Utku Varlık,
  • Yaşar Yeniceli,
  • Komet (Gürkan Coşkun),


  • Ömer Kaleşi,


  • Mehmet Güleryüz gibi genç kuşak ressamlarımız izlemiştir.

Geleneksel değerleri çağdaş ve yenilikçi akımlara bağlayan, doğurgan ve çelişik ortamıyla Paris yüzyıllardır yalnız Fransa'nın değil, sanatın da başkentlerinden biri sayılmıştır. Modern akımlara katılmak ve çığır açmış ressamların izlediği yollardan ün kazanmak amacıyla birçok ülkeden buraya gelen ressamlar “Her palet Paris'ten geçer” inancıyla burada buluşuyordu. Dünyanın dört bucağından Paris'e gelen sanatçıları belirtmek için 1925'e doğru kullanılmaya başlayan “Paris Okulu” deyimi 1945'ten sonra yenilikçi ve öncü bir anlayışla burada çalışan yabancı ve Fransız sanatçıların tümünü kapsamaya başladı.

Burhan ToprakSanat Tarihi“nde bu konuda şu görüşü ileri sürüyor:

Paris'te her ülkeden yerleşmiş çalışmakta olan ressamlar vardır. Bu nedenle oradaki ressamlarımız için de ayrı bir topluluk diye söz etmeye imkan yok. Nitekim Ecole de Paris diye de Fransızlar bu yabancıların getirdikleri yenilikleri benimsemeye kalkmazlar. Fakat her kişi kendi varlığına göre gelişmekle birlikte bir Paris havasının var olduğu da inkar edilemez.

“PARİS'TE TÜRK SANATÇILARI”

18 Ocak'ta sanat ortamımıza katılan Tem Sanat Galerisi (Nişantaşı, Kuyulubostan Sok. 44/2) “Paris'te Türk Sanatçıları” adıyla düzenlediği ilk sergide konuya güncel bir ilgi getiriyor. Paris'e yerleşmiş ya da orada bir süre çalışmış yakın dönem ve günümüz sanatçılarından yirmi dokuzunun doksana aşkın yapıtıyla gerçekleştirilen sergi, “Paris Okulu“nun birer küçük dalı olarak geliştirdikleri etkinlikten düzeyli bir kesit sunuyor.

1938'de Paris'e yerleşen ve ölümüne kadar Fransa'dan ayrılmayan Fikret Mualla (1904-1967), Paris Okulu'na katılan günümüz ressamlarının öncüsü durumundadır. Resimleriyle olduğu kadar, kendisini Toulouse Lautrec ya da Utrillo'ya yaklaştıran bohem yaşamıyla da ilgi uyandıran sanatçının sergide üç tablosu yer alıyor. Bunlardan ikisi Moda'da “Ahşap Ev” (1931) ile “Boğaz'da Yalı” (1932) adlı seçkin bir renk duyarlığını vurgulayan iki peyzaj Fransa'ya gitmeden önce yapılmış. Bir çıplak figüründe ise çağdaş bir yorumlama eğilimi izleniyor.

Sanayi-i Nefise Mektebi'ni bitirdikten sonra Paris'te Ranson Akademisi'nde eğitim gören Fahrünnisa Zeyd (d. 1901) uzun yıllar Paris'te ve Avrupa kentlerinde etkinliğini sürdüren bir sanatçımız. 1976'da Amman'a yerleşen Zeyd'in sergide ilk döneminde yaptığı iki portre, bir peyzaj ile soyut bir düzenlemesi yoğun bir sanat birikiminin izlerini içeriyor.

D Grubu” kurucularından Hakkı Anlı (d. 1906) ilk kez 1947'de gittiği Paris'e 1955'te yerleşerek bugün de çalışmalarını orada sürdürüyor. Son yıllarda Türkiye'de birkaç sergisi açılan Anlı'nın, bu toplu gösteride 1977-1985 yıllarında yaptığı dört yağlıboyasını buluyoruz. Diyagonal düzenli bir kadın portresi, lekeci tutumda bir ağaçla monokrom bir renk beğenisiyle oluşan birbirlerine dolanmış ikili çıplak figürlerinde lekenin görsel işlevini bir form sağlamlığına dönüştüren ve kökü derinlerden gelen bir pentür oluşumu vurgulanıyor.

1952'den beri Paris'te çalışan Abidin Dino (d. 1913), illüstrasyondan yontuya, somut yaşam gerçeklerinden düş gücüne değin çeşitlenen çok yönlü kişiliğiyle yeteneğini kanıtlamış bir sanatçımız. Sergide yer alan yağlıboya bir portre ile “Kentler” (1980) dizisinden iki akrilik düzenlemede ışık-leke ilişkileri ve grafik değerlerden yararlanan değişken kişiliğinden küçük bir kesit ortaya çıkarılmış.

Naif ve kendine özgü kişiliğiyle geniş bir ilgi uyandıran Cihat Burak (d. 1915), ilk kez 1952-1955 yıllarında ve 1962'de Paris'e giderek resimler yapmıştı. Burak'ın 1955'te orada yaptığı “Köroğlu Destanı” ile 1985 yapımı “Hikâye-i Şehadet” adlı kaligrafik örgülü ve çok figürlü düzenlemesi halk resimleri geleneğinin çağdaş bir uyarlaması ve anlatımcı özelliğiyle ilgi çekiyor.

Eğitim için gittiği Paris'te 1947'de yerleşen Selim Turan (d. 1915), bir soyut düzenlemesiyle, sarı ve kırmızı renklerin egemen olduğu iki guvaş resminde, çağdaş akımların izlerine Doğulu bir duyarlıkla katılıyor.

Güzel Sanatlar Akademisi'ni 1932'de bitiren ve bir süre öğretmenlikten sonra Paris'te çalışan Melahat Ekinci (d. 1913), uzun süre sanat ortamımızdan uzak kalmış bir sanatçı. “Bursa'da Bir Kasaba” ve “Yörük Develeri” adlı iki yağlıboyası çok üsluplayıcı çizgi yeteneği ve yüzey beğenisine ilişkin seçeneğini örnekliyor.


1957'de Paris'e giderek on altı yıl çalışan Adnan Varınca (d. 1918), ilk döneminden “Pont Neuf” adlı bir peyzajı ile son yıllarda İstanbul'da hazırladığı üç tablosunda maviler, yeşiller, mor leke örgüleriyle bir pentür olgusunu derinliğiyle kavrayan kararlı kişiliğini vurgulamış.

iktisat Fakültesi'ni bitirdikten sonra 1947'de doktora yapmak için gittiği Paris'te Léopold Levy atölyesinde resim çalışmalarını geliştiren Tiraje Dikmen'in (d. 1923), renkçi bir beğeninin ağır bastığı beş yağlıboyasında dışavurumcu ve soyutlayıcı bir eğilimde Doğu-Batı bileşimi öngörülüyor.

İktisat doktorası için 1948'de gittiği Paris'te resim çalışmalarını yoğunlaştıran Mübin Orhon (1924-1981) da Paris okulu çevresinde ölümüne değin etkinliğini sürdürmüş bir sanatçımız. Sergideki iki soyut kompozisyon, koyu ve saydam yüzeyler arasında, silinmez bir derinlik sınırsız bir mekândan süzülüp gelen ışınlarla gizemli bir anlam vurgulanıyor.

Aynı dönemde Paris'e yerleşen ve çeşitli ülkelerde sanat etkinliğini duyuran Nejad Devrim'in (d. 1923) bir oda içi ile karanfilli peyzajında kendine özgü renk-leke değerleriyle ilk dönem çalışmalarından biri belgelenmiş.


On yıl önce yitirdiğimiz heykel sanatçısı Kuzgun Acar'ın (1928-1976) bir maskı yanında tel ve çiviyle uyguladığı yapıtlarının tasarımı sayılabilecek birkaç soyut deseni onun çağdaş bir dinamizme ve özgün biçimlere yönelen, araştırıcı kişiliğini örnekliyor.

1960 Kuşağı olarak anılan:
  • Alaattin Aksoy,


  • Utku Varlık,
  • Komet,
  • Mehmet Güleryüz'ün yeni figürasyon akımı doğrultusunda abartılmış figür tasarımlarını kitle plastiğine dönüştüren ve çağdaş bir fanteziyi içeren resimlerinde günümüz insanının dramı, tedirginliği, yalnızlığının değişik teknik ve üslup özelliklerinde duyurulması öngörülüyor.

Son yıllarda Paris'e yerleşen;
  • Güneş Eskin (1934-1972),
  • Mustafa Altıntaş (d. 1946),


  • Mümtaz Çeltik (d. 1950),
  • Mehmet İleri (d. 1957),
  • Odet Saban gibi genç kuşak sanatçılarının resimlerinde de geleneksel ve çağdaş sanat birikimlerini bir kişilik yönelişinde özümleme ve yansıtma çabasını buluyoruz.

1981'de Paris'e giden Handan Börtücene (d. 1957) de sergideki en genç sanatçılardan biri. Geçen yıl “Yeni Eğilimler” sergisindeki “avantgarde” bir yapıtıyla ilgi çeken Börtücene, karma sergide metal, makine parçaları ve seramik gereçleriyle yapılmış üç heykelinde Anadolu kültüründen esinlenmiş formlarla sanatta kalıcı değerlere yönelmek gereğini algılamış görünüyor.



Ahmet Köksal | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 138 - 15 Şubat 1986