Çalışmalarını Sumru Karaca’nın yönetiminde sürdüren Sessiz Tiyatro, İspanya’nın Barcelona kentinde düzenlenen 2. Uluslararası Sağır-Dilsizler Tiyatro Festivali’nde birinci oldu. Sessiz Tiyatro, Barcelona’da Güngör Dilmen’in “Kurban” adlı oyununu sergiledi.
Festivalin değerlendirmesine geçmeden önce, topluluğu ve yönetmeni Sumru Karaca’yı tanıyalım.
1974 yılında Levent Beşkardeş, Savaş Yamanlar, Ahmet Aydın, Ayten Tez ve Nursel Çelebi’nin oluşturduğu topluluk, o yıllarda, Levent Beşkardeş’in “Ekmek Kavgası” adlı oyununu Polermo’da sergilemiş ve uluslararası bir ödül de almıştı. Topluluğun Sumru Karaca’yla birlikte çalışması ise 4 yıllık bir geçmişe dayanıyor. Festivalde sergilenen “Kurban” adlı oyun ise, bu çalışmanın ilk oyunu. Daha sonra komik unsurlu pandomimler çalışan topluluk, son olarak “Mantar Mantar” adlı bir oyun hazırladı. Ancak, festival nedeniyle “Mantar Mantar”ın çalışmalarına bir süre ara verildi. Sumru Karaca, “Kurban”ın klasikliğine karşın, “Mantar Mantar”ın çağdaş, seyirciyle bütünleşen, yeniden keşfetmenin arayışında bir oyun olduğunu söylüyor.
Şimdi tiyatroya çok sıkı sarılmış 15 kişiden oluşan toplulukta oyuncuların yaş ortalaması otuz. Bu oyuncuların tamamını çeşitli atölye ve fabrikalarda çalışan işçiler oluşturuyor. Topluluğun yerleşik salonu yok, provalar sağır-dilsizlerin lokalinde yapılıyor. Oyunların sergilenmesi, dekor-kostüm gibi gereksinmelerde de Devlet Tiyatroları’nın katkılarının yadsınamayacağını belirtiyor, Sumru Karaca.
Topluluğun yönetmeni Sumru Karaca, 1980-82 yılları arasında, Yıldız Kenter’den sonra özel statü ile okuyan ikinci öğrenci olarak Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nde öğrenim gördü. Profesyonel olarak, ilk “Gılgamış”ta oynadı. Yine Devlet Tiyatroları’nda birçok oyunda yönetmen yardımcısı olarak görev yaptı. Şimdi Sessiz Tiyatro’nun yanı sıra, Yıldız Üniversitesi Oyuncuları’nın ve Çocuk Radyosu’nun da yönetmenliğini yapıyor.
1936 yılında İspanyol özürlüler tarafından kurulan Katalonya Sağır-Dilsiz Federasyonu, ellinci yılını tamamladı.
10 Eylül’de İspanya’nın Barcelona şehrinde başlayan festivale altı ülke konuk oldu. Sessiz Tiyatro’ya festivalden çağrı geldiğinde, geçen yıl provalarına başlanan “Mantar Mantar”ın çalışmalarına ara verip, bir yıl önce sahnelediğimiz “Kurban”ı yeniden ele aldık. Kozmopolit bir seyirci kitlesinin izleyeceği oyunun daha iyi anlaşılması için, oyunun ikinci sahnesini oluşturan ses, saz orkestrasını kaldırıp, diyalogları açıklayıcı görsel sahnelere çevirdik.
Festivalin ev sahipleri, “Bodas de Sangre”yi (Kanlı Düğün) sergiledi. Jose Ma Seglmon, rejisinde, Antonio Gadez - Saura ikilisinin koreografisine kapılıp, zaman zaman kendine dönebilmiş. Oyunda herhangi bir kısaltma yapılmadan tüm diyaloglar “GESTUNO”ya (sağır-dilsizlerin kullandıkları uluslararası işaret lisanına) çevrilmiş. Bu tavır eseri tamamen anlaşılır kılarken, oyunun can alıcı bölümlerinin yabancılaşmasına, duygu yoğunluğunu tutturamamasına neden olmuş. Önemli rollerdeki oyunculara karşı, yardımcı rollerde izlediğim Aurora Santana, Carmina Seglmon gibi oyuncular, bu dezavantaja rağmen, oyunun lokomotifiydiler.
“Bodas de Plata” (Meydan Düğünü) adlı oyunda, sevgi yüklü bir aileyi, aynı sevgi yüküyle oynayan Portekiz, yüksek oyunculukları ile dikkati çeken ekipler arasında idi. Oyuncuların ekonomik ve içten tavrının aynı zamanda oyuncu olan yönetmenlerinden kaynaklandığı hemen anlaşılıyor. İddialı bir film senaryosu olmasına karşı, “Bodas de Plata”, tiyatro sahnesine sağır-dilsizler için yanlış bir seçimdi. İki saat kırk dakika süren oyunun durağanlığı ve metnin kendini tekrarlaması, aynı sahnenin birkaç kez oynandığı izlenimini yaratıyordu.
London Deaf Drama Group (Londra Sağırlar Dram Topluluğu), sundukları “İngiliz Şatosunda Bir Hafta Sonu” oyununda, neden-sonuç ilişkisinin mantıklı şekilde sentezini yapıp, fantazilerinin genişliğiyle sağlam bir yapı oluşturmuştu. Sahnedeki en küçük role kadar oyuncular, rollerini oynamaktan da öte, anlamışlardı. 25 yıllık geçmişi olan profesyonel oyunculardan oluşturulmuş ve tamamiyle devlet yardımıyla çalışmalarını yürüten ve gelecek yıllarda mutlak güzel tiyatro göreceğimiz bu topluluk, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden festivali izlemeye gelenlere güzel bir merhaba dedi.
Festivale ilk kez katılan Yunanistan’ın sunduğu “Fare ve Kız”da, enternasyonal işaretler yerine kendi gestunolarıyla oynamaları, aynı zamanda mimik, mizansen ve rejinin de ortaya çıkmaması oyunun anlaşılmamasına neden oldu.
“My Fair Lady” müzikali ile festivale katılan İtalya’nın koreografisi kutlanmaya değerdi. Elisa rolünde izlediğimiz Rosaria Giuranna sahne sempatisi ve yumuşaklığıyla, göz dolduran bir oyuncu. İngiliz dilinin artikülasyonuna, “h” harfini düşürerek espri yaratan şiveye dayalı ve bol argolu bir müzikal. (Oyunda, filmin orijinal müziği kullanılıyordu ve play-back olarak veriliyor ve bir çelişki oluşturuyordu). Böyle bir oyunda sağır-dilsiz oyuncuların el işaretlerinin ardından Audrey Hepburn’den “I Could Hava Danced all Night” şarkısını dinlemek bizi şaşırtabilir ve “Neden müzikal?” diye sorabiliriz. Belki de bu, tüm sağır dilsizlerin gönlünde yatan Elisa’nın mutlu sonundan. Belki bir gün Elisa gibi ağızlardan kelimelerin dökülebileceği ve böylece kaderlerinin değişebileceği umudu...
Festivalin kapanış gecesi, Festival Komitesi Başkanı Felix Jesus Pedro, en başarılı ekip olarak ödülünü alması için sahneye “Sessiz Tiyatro”yu davet ettiğinde Elisa’lar zoru başarmanın mutluluğunu yaşarken, ben, yalnızca kısır döngü içindeki kişilerin sağır olabileceğini düşünüyordum.
1974’te kurulan ve bugüne kadar çalışmalarını aralıksız olarak sürdüren “Sessiz Tiyatro”yu kutlarım.
Sumru Karaca | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 154 - 15 Ekim 1986





