kapakçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapakçılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Abdi İpekçi Kitap Kapağı Yarışması


Nedir kitap kapağı?
Kitabı koruyan bir kılıf mı,
direncini artıran bir nesne mi,
kirlenmesini önleyen bir araç mı,
süsleyici bir öğe mi?

Bütün bunların hepsi elbette.


Ama yalnız bu kadar mı?
Yok mu başka bir işlevi?
Gerekmez mi başka bir işlevi olması, bir bildiri iletmesi?
Ya kapladığı içeriğin ya da kendi iç sorunlarının bildirisini?
Ya da bunların her ikisini birden?

Bir ilgi dörtgeniyle sınırlıdır kitap kapağı: Yazar, yayıncı, okuyucu, yapımcı dörtgeniyle.

Her birinin kitap kapağına yaklaşımı başka başkadır genellikle. Yazar içeriği iyi yansıtacak, abartısız, yanlış anlaşılma olasılıklarına kapalı bir düzenleme düşünür. Yayıncı yazara ek olarak bir kitapçı vitrininde, bir sergide kolayca öne çıkabilecek, göze çarpacak bir kendine özgülük taşımasını ister. Kitapla ilk kez karşılasan okuyucu, estetik ölçütleri bulunsun bulunmasın, kapak kendisine sevimli geliyorsa alır o kitabı. (Vazgeçemeyeceği bir yazarınsa, kapağı da kötüyse, bir kâğıtla kaplayarak okumayı yeğler, birçok kez görmüşüzdür. Düzeyli kitapları izleyen okuyucudan sözediyoruz burada. Kötü kapaklar göre göre bunlarla koşullanıp iyinin ayırdına varamayan ayakaltı okuyucu için acil şifalar dilemekten başka çaremiz yok. Yapımcının isteği ise grafik sanatının bütün inceliklerini taşıyan bir ürün koyabilmektir ortaya.



Nasıl çalışır bir kitap kapakçısı?
Kendisine bir iş ısmarlandığında nasıl kotarır bunu?

Önce kapağın konumunu belirler:
Kitap süregelen bir dizide mi yer alacaktır, yoksa bağımsız bir düzenleme mi gerektirecektir?
Bir yazı düzenlemesi mi olacaktır bu, resim-yazı karması ya da fotoğraf-yazı karması bir düzenleme mi?
Baskı türüne olacak, ne tür kağıt kullanılacaktır?

Bu belirlemelerden sonra başlar yapımcının işi. Eline sınırlı bir özgürlük verilmiştir: Dar bir alanda (kitabın ufacık yüzeyinde) bir yazar adini, bir kitap adini, bir yayınevi adını, varsa yayınevinin simgesini çeviri bir kitapsa çevirmenin adini, varsa kitabın içeriğini açıklayan birkaç sözcüğü kullanması, işini baskı türüne, renk sayısına işveren sizden ancak iki renk kullanmanızı isteyebilir de, basılacak kağıdın niteliğine göre ayarlaması, konu bir romansa bütününü ya da ayrıntılı bir özetini okuması, başka türden bir konuysa özelliklerin iyice saptaması ve bir sürü trafik kuralıyla belirlenmiş bir yolda ele aldığı yapıtın içeriğini çok iyi yansıtacak, baskı koşullarına çok uygun, yayınevinin genel çizgisine ters düşmeyen, grafiksel dengesi yerinde, her türlü etkiden uzak, özgün bir yapıt çıkarması istenecektir. Güç bir iştir yapımcıdan beklenen. Bir başka güçlük de kendi kişiliğini bunca sıkıdüzen içinde yansıtabilme sorunudur.

Bütün bu güçlüklerin üstesinden gelmek zorundadır yapımcı.

Kapak çizmek ölçülü uyaklı şiir yazmaya benzer. Ölçü de, uyak da başkalarınca belirlenmiştir daha önceden, uymak zorundasınızdır.
Ama deneyimli yorumcu duymaz bile çevresine dikilen kuralları.



Türkiye'de kitap kapakçılığı, (basılı kitap kapakçılığı) iki yüz elli yılı aşan bir geçmişe dayanıyor.
Ta 1729'da, mesleğin piri sayılması gereken İbrahim Müteferrika ile başlıyor çünkü.

  • Geleneksel yazı düzenlemelerini daha emekleme sürecindeki baskı yöntemlerine uyarlama çabalarıyla geçen ilk yüz elli yıldan sonra, Ebuzziya Tevfik (1849-1913) ile bilinçli, özenli ürünler vermeye başlıyor. Gazeteci, yazar, çevirmen, yayıncı, hattat, ressam nitelikleriyle çağının seçkin ve sorumlu bir aydını olan Ebuzziya kendine özgü bir kûfi ile çizip bastığı kapaklarda gecikmiş bir devrimi gerçekleştiriyor.

  • Ahmet İhsan'ın "Servet-i Fünun" dergisinde ve kitap yayınlarında kullandığı kapakların başarı düzeyini de belirtmek gerek.
Öteden beri hattatların üstlendiği kapak grafiği Cumhuriyet'ten sonra da birörnek yazı düzenlemeleriyle sürdü.

Ülkemizde 1830'larda başlayan taşbaskıcılığının gelişmesine, klişe ve baskı sanatındaki yeniliklere, toplumsal değişimlere koşut olarak başlayan resimli kapak çalışmaları Cumhuriyet'e dek özgün örnekler veremedi. 19. yüzyıl sonunda artık iyice çöküntüye uğrayan ekonomik yapı, Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi etkenler bütün grafik ürünlerinin, bu arada kitap kapakçılığının gelişmesine engel oldu.

  • Özgün çalışmalara 1920'den sonra ürün vermeye başlayan Münif Fehim'le tanık oluyoruz.
Sanatçı, kırk yılı aşkın bir süre, resimlediği kapaklarla bu çalışma alanının en belirgin adı oldu.
  • 1925'ten sonra ürün vermeye başlayan İhap Hulusi ise çizdiği kapaklara batılı bir tad getirdi.
  • 1930-40 yıllarında Ali Suavi'nin ilginç çalışmaları görüldü.
  • 40'lı yıllardaki çizerler arasında Faris Erkman'ı da saymak gerek.
  • 50 ile 60 arasındaki yıllarda Agop Arad'ın işleriyle karşılaşıyoruz.
Özellikle Yeditepe Yayınları için çizdiği kapaklarda o yıllar için belirgin bir yenilik getirdi sanatçı.

50'lerde başlayan Amerikanlaşma modası kişilikli bir kapak grafiğinin gelişmesine büyük ölçüde engel oldu. Piyasayı uzun yıllar Amerikan dergilerinden kesilmiş ya da kopya edilmiş resimler kullanılan kapaklar sardı. ''Kötü paranın iyi parayı kovması" gerçeğine uygun olarak, iyi kapak yapma çabaları büyük ölçüde kösteklendi. Aynı olumsuz etki, başka etkenlerle de birleşip güçlenerek, günümüze dek sürdü. Daha da süreceğe benzer.

  • 1960'dan sonraki kapak yapımcıları arasında bazı çalışmalarıyla Ayhan Erer var.
  • 70'ten sonraki adlar arasında Fahri Karagözoğlu'nu,
  • Sungu Çapan'ı,
  • Erkal Yavi'yi,
  • Ferit Erkman'ı,
  • Bülent Erkmen'i;
  • bu yakın yıllarda Reha Yalnızcık'i özellikle belirtmemiz gerek.



Kitap kapağı yarışması yalnız ülkemizde değil belki de dünyada ilk kez yapılıyor. Kapak çiziminin tıpkı afiş çizimi, simge çizimi gibi bağımsız bir uğraşı alanı, giderek bir sanat dalı olduğunu vurgulaması bakımından, yararlı bir girişim oldu bu. Yıllardan beri üç beş uygulayıcının çabalarıyla yapılagelmekte olan bu etkinlik alanı açılan yarışmaya yüz ellinin üstünde yarışmacının katılması umulmayacak ölçüde bir ilgiyi sergiliyor.

Kendine özgü, karmaşık uygulama sorunları bulunan kitap kapakçılığına gösterilen bu ilgi, konunun geleceği açısından çok umut verici olsa gerek.








Sait Maden |Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 89 - 1 Şubat 1984

Erkal Yavi'yle kitap kapakçılığı üstüne söyleşi

Uzun yıllardır adınız kitapların arka kapaklarında ya da iç gömleğinde, "Kapak: Erkal Yavi", diye geçiyor.
Kitap kapağı yapmaya nasıl başladınız?

Başlangıçta sanırım fotoğraf sanatıyla uğraştınız. Hatta bir de serginiz oldu.
Yılını anımsamıyorum, ama Akis dergisinin kapaklarında da imzanıza rastlamıştım.
Oldukça gerilere dayanıyor olmalı kapak grafikçiliğiniz.

Kitap kapağı diye bir ayrım yapmaksızın, grafik çalışmalarıma başlamak diyeceğim ben buna. Çünkü, başlama noktasında tümünün içinde buldum kendimi. 60'lı yılların başlarında, sonradan San Grafik olarak ad değiştiren, San Organizasyon'da. Bir gün baktım; afiş, pankart, broşür, dergi derken, kitap kapağı da yapıyorum. Fotoğraf çalışmalarıma ise daha sonraları başladım. Yani, önce grafik, sonra fotoğraf. Uzun yıllar var ki fotoğraf çekmiyorum. Daha doğrusu, grafik çalışmalarım yoğunluk kazandıkça, fotoğrafa çok az zaman ayırabilir oldum. Ve bugün fotoğraf seviyor, ama sadece izleyebiliyorum.

Kitap türlerini düşünmeksizin, genel olarak kapağın önemi ve işlevi nedir?

Kitap kapağı, kitabin yüzüdür... Çehresidir. Öyle bir çehre ki, konuşmadan ve konuşulmadan, kişiliğini, özünü aktarıvermelidir kitabın. Hem görsel olarak hem de içerik olarak yakalayıvermelidir kişiyi. Okutmalıdır. Bu demektir ki, satmalıdır da kitabı. Ve belki en önemlisi, çok geniş kitlelere ulaşabildiği için, eğitmelidir de. Bu yüzden de belli bir kesimle değil, herkesle iletişim kurabilmelidir. Salt kapağından dolayı alınan ya da alınmayan kitaplar olduğu bir gerçektir. Bu gerçek, kitap kapağının önemini anlatmak için yeterlidir herhalde.

Kapağın ve kapakçının, yüzünü oluşturacağı metne ve okura karşı sorumluluklar var mıdır, varsa nelerdir?

Bu sorunun yanıtı, bir önceki sorunun yanıtına bir tek şey eklemekle oluşacaktır. Yani, bütün o işlevler gerçekleştirilirken, grafikerin kesinlikle dürüst olması gereği. Kitap satsın diye, kapağı ilgisiz allama pullamalarla çözmek ya da yazarı ve okuru hiçe sayıp, salt kendini tatmin etmek, hem yazara hem de okura saygısızlıktır.

Kapak, kitabı yansıtan mıdır? Yoksa, yorumlayarak yansıtan mıdır?
Kapağın, yapıtta dile getirileni ezdiği (aşmak) olur mu?

Buraya kadar, kapağın kitabi yansıtan olması gereği vurgulandı. Bu demektir ki, grafiker kendi yorumunu yazar doğrultusunda oluşturabilmelidir.
Aynı doğrultuda yazan aşması da olasıdır. Bu, kitabın yararına bir olgudur. Ezmek'' ise, tersiyle söz konusu olabilir.

Daha çok edebiyat ürünlerine kapak yapıyorsunuz. Bunların içinde mizah türü ayn bir yer tutuyor.
Özellikle Aziz Nesin'in kitaplar sizin elinizden geçti.


Söyler misiniz, kapakçı, özellikle mizah ürünlerine kapak yaparken, genel biçeminde üslup) ve grafik tavrında ne gibi değişikliklere uğrar?
Metin, korkunç bir kahkaha tufanı olduğunda, kapakta bu tufan kopmak zorunda mıdır?
Mizah metinlerine kapak yaparken, çalışmanızda diğerlerine göre farklı bir tedirginlik duyumsuyor musunuz?

Benim çözümlerimde böyle bir ayrım söz konusu değil. Burada yine altını çizerek söyleyeyim ki, kapak, kitabın yüzüdür, çehresidir. Kitapta ne anlatılıyorsa, kapakta da o anlatılmalıdır. Ama, nasıl anlatılmışsa öyle anlatılacaktır diye bir ön koşulla hareket etmedim hiç. Örneğin, gülmeyen bir güldürü kapağı çizilebilir. Bu, olsa olsa yayınevlerinde bir tedirginlik yaratabilir.

Son on yılda sayısız kapağınızı gördüm. Tercih edildiğiniz açık.
Bu kadar kitaba kapak yapmak, onlar okumak anlamına da gelmiyor mu?
Şöyle de sorulabilir: Kapak yaptığınız metinleri okuyor musunuz?
Okumadan kapak yapmanın sakıncaları nelerdir? Bu yolla da amaca uygun kapak yapılabilir mi?

Bazı tür kitaplar için okumadan kapak yapmak olası tabii. Ancak, yazarı ve bakış açılarını bilmek koşuluyla. Onun dışında, özellikle konulu kitaplara okumadan kapak yapılmasına kesinlikle karşıyım. Kendi dışımdaki zorunluluklarla birkaç kez okumadan kapak yapmam gerekti elbet. gibi durumlarda, hiç olmazsa yazarın kendisiyle görüşmek gereğini duydum. Ama, böylesi çözümlerin sağlıklı sonuç vermesi her zaman olası olmayabilir. Okumadan kitap kapağı yapmak, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir yerindeki bir kişiye ulaşmak için isimsiz ve adressiz yola çıkmak gibi bir şeydir bence. Belki rastlantılar sonucu o yere varılabilir, ama aranan kişi bulunamaz.

Kapak grafiğinin kaynakları nelerdir?

Kapak grafiğinin kaynağı, önce kitabın kendisi, sonra da kitaptaki çevre ve o çevreyi oluşturan her şeydir.


Sanat grafiğinin dili ile reklam grafiğinin dili arasında ortak noktalar var mıdır?

Reklam grafikeri ile kitap kapağı grafikeri diye ihtisaslaşmalar daha da türetilebilir) söz konusu ise de, sonuçta her ikisinde de kaçınılmaz olan ortak yan şudur, geniş kitlelerle iletişim sağlayabilmek, tanıtmak ve satmak. Tanıtmak ve satmak gereğinin reklam grafiğinde daha çok ağırlık taşıdığı bir gerçektir. Dolayısıyla, reklam grafikeri daha bağımlı düşünmek ve çalışmak zorundadır. Ancak, bu kapak grafikerlerinin bağımsız çalıştığı anlamına gelmez. Her ikisinde de birtakım veriler konmuştur ortaya. Grafiker için malzeme olan şartlanmalardan söz ediyorum burada. Grafiker, bu veriler ışığında tasarlamak ve çözmek zorundadır her iki türde de.


Kapağın yaratılmasında yayımcının kapak baskısına ayırabildiği ekonomi ne kadar önemlidir?

Bu çok önemli bir konu. Özellikle grafiker için. Bir ürün konuyor ortaya. Bir kitap. Yazarın belki yıllarca çalışması gerekiyor. Grafiker, kitabı okuyor, düşünüyor, tasarlıyor ve kâğıda döküyor kitabı ve o kitap o kapakla satışa sunuluyor. Yani, okur ilk kez kitabin kapağıyla tanışıyor. Kitabı eline alıyor, bir nefeste ve oracıkta okuyup, bitirmesi olanaksızdır elbet. Eviriyor. çeviriyor, kapağını inceliyor, belki bir iki satır okuyor arka yüzden. Bu noktada, yazar ne kadar iyi yazmış ve grafiker kapak olayını ne kadar iyi çözmüş olursa olsun, baskıda çok kaybetmişse, kitap da o kadar kaybetmiş demektir. Kitap kapağı, kâğıdıyla, baskısıyla, ciltlenmesi ve kesilmesiyle ne kadar özenle hazırlanmışsa, grafikerin kitaba katkısı o kadar çok olacaktır. Ve bütün bunlar yayınevinin, kitap olayına verdiği önemin ve okura saygısının çok belirgin işaretleridir.


Türk kitap kapakçılığı kendi geçmişinden nasıl yararlanabilir? Bu tür eğilimler var mı?

İtiraf etmeliyim ki, bu yönde özellikle yaptığım bir incelemem yok. Belki de çok gereksinme duymadım şimdiye dek, yani, grafikeri yönlendiren yazar olduğuna göre, böyle bir çalışmaya beni itecek kitaplara çok ender kapak yapmam gerekti. O zamanlar da belli kaynaklara göz atmakla yetindim. Bu konuda eğitimin de büyük boşluklar olduğu kesin. Oysa biliyorum ki, gerilere doğru gittiğimizde çok iyi çözüm ve uygulamalarla yüklü zengin kaynaklarımız var. Ancak, grafikeri o kaynaklara yönlendirecek yapıtların varlığı sözkonusu. Tek tük yayınevinin kitaplarında uygulanmış ve uygulanmakta olan örneklerini gözlemek mümkün. Yaygın, bilinçli ve ciddi bir çalışma yapılmış değil bence.

Günümüz Türk kitap kapakçılığı sizce ne durumdadır?

Kitap olayının önem kazanması, var olan yayınevlerini daha tutarlı olmaya iterken, biriktirilmiş nefeslerle yeni yayınevlerinin kurulması kitap kapakçılığı dalında grafikerlerimiz için de yeni basamaklar oluşturmuştur. Salt görsel etkinlikler yetmemeye başlamış, hatta yeknesak ve kokuşmuş çözümler giderek hem yayınevlerince hem de okur tarafından istenmez olmuştur. Okur, kapakla aldatılmaya ve sömürülmeye karşı durunca, yayınevler i -yazarların da katkıları ile-  de kendilerine çeki-düzen vermek gereğini duymuşlardır. Bu, grafikerleri kendi içinde ve kendiliğinden bir değerlendirmeye ve toparlamaya itmiştir. Bunda, önceki zamanlara kıyasla  -yayın dalındaki tüm parasal açmazlara karşın-  daha eli yüzü düzgün kitap kapakları görmekte olmamız, yukarıda sıraladığımız aşamaların kaçınılmaz ve sevindirici bir sonucudur.


Bir yapıtın kitabı için yapılacak kapak grafiği ile görsel izlencesi için (sahne sanatlar ve sinema) yapılacak afişin ortak ve ayrılan yanları var mıdır?
Kesinlikle bir ayrım söz konusu ise, bunun nedenleri nelerdir?

İçeriğin tasarımı ve yorumu elbet aynı olacaktır. Ancak, kitap kapağı ile afişin uygulanış biçimleri ve amaçları farklı olduğundan, görsel etkinlikler açısından başka çözümler gerektirecektir. Örneğin, kitap kapağı, elde veya vitrinde, yakından; afiş ise, duvar ya da sokak panolarında çoğunlukla daha uzaktan izlenirler. Salt bu yüzden aynı esprinin farklı uygulanması sözkonusudur. Afiş uzaktan izlendiğinde, ana işlevi olan iletişimi gerçekleştirebilmelidir. Kitap kapağıyla afişin boyutlar arasındaki büyük farklar da bu yüzden doğmuştur. Ama, bu demek değildir ki, afiş, büyütülmüş bir kitap kapağıdır. Görsel öğeler afişte daha açık seçik ve daha kolay izlenebilir, okunabilir olmalıdır. Hele, afişin taşınabilir olmadığı da hesaba katılırsa, (sokaktan geçerken, hatta bir araçtan izlenmesi gibi) daha kısa zaman birimleri içinde etkin olabilmesi gerekir. Kitap kapağı kitapçılarda sergilenir. Kitapla ilgilenen kişi, kitapçıya giderek özel bir çaba gösterir. Oysa, afiş hiç umulmadık zaman ve yerlerde karşımıza çıkıverir. İlgili ilgisiz herkesin görebileceği yerlere asılır. Çok değişik yapıdaki kişilerle iletişim sağlamak durumundadır. Bir yüzü vardır, ama içi, yani sayfaları yoktur. O anda etkin olabilmeli ve işlevini yerine getirebilmelidir. Kişiyi, tiyatroya veya sinemaya itmelidir. Yani, görme anından sonraki zamanlar da etkisi alanına almalıdır. Oysa, kitap kapağı, kişiyi hemen sonuca götürebilir, görüldüğü anda kitabi satabilir. Buradan çıkan sonuç da şudur: Afiş, çok kısa sürede, ama kalıcı bir etkinlik taşımalıdır. Bu nedenle, daha net, belirgin ve çarpıcı olmalıdır. Kitap kapağında da aynı unsurlar bulunmalıdır elbet. Ama, grafikerin bu türden şartlanmaları daha azdır. Yakından ve daha uzun zaman içinde izlenebilir olması nedeniyle, anlatım ve içerik daha ağırlık kazanmıştır kitap kapağında.

Türk grafik sanatçıları birkaç yıldır bir dernek çatısı altında çaIışmalarını kitlelere sunuyor.
Sergiler, yarışmalar düzenliyor. Bu sevindirici bir şey.
Sizce, Grafikerler Meslek Kuruluşu, Türk grafik sanatının gelişmesi doğrultusunda neler yapmalıdır?

Meslek kuruluşlarının etkinlikleri, ülkemizde, yasalarla çok dar bir çember içine sıkıştırılmıştır. Bana kalırsa, öncelikle bu çemberin genişletilmesi gerekir. Aksi halde, çok kısıtlı-olanaklarla etkin olabilmek olanaksız gibidir. "Gibidir'' dedim çünkü görüyoruz ki, bu koşullar altında bile Grafikerler Meslek Kuruluşu, etkinliklerini her gün daha da belirgin bir şekilde artırmaktadır. Bu, sevindirici ve umutlandırıcı bir olgudur. Yasaların çok kısa süre içinde değişmesi beklenemez. Geniş kitlelerle iletişim sağlamada çağımızın bu en etkin sanat dalının işlevini daha sağlıklı yerine getirebilmesi için, grafikerlerimizin, grafikerlerle çalışan tüm kuruluşların ve kuşkusuz devlet desteğinin gereği kaçınılmazdır. Ancak ondan sonra, Grafikerler Meslek Kuruluşu'ndan daha çok şeyler yapmasını bekleyebiliriz.



Turgut Çeviker | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 114 - 15 Şubat 1985

Kitap Kapakları

Dünden Bugüne Kitap Kapaklarımız

Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun Türk grafik sanatlarının gelişmesine
ve geçmişinin belgelenmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği dizi sergilerin üçüncüsü, “Kitap Kapakları” konusuna ayrıldı.

Sergi 15-20 Nisan’da Yapı Kredi Galatasaray Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde yer alacak.

Aşağıdaki yazıda Türkiye’de kitap kapakçılığının dünü ve bugünü anlatılıyor.

Kitap kapağı, pul gibi, afiş gibi bir grafik sanatı ürünüdür. Kapak, kitabın bütünü içinde belli bir iş görür.
Grafik sanatını öteki sanatlardan ayıran başlıca özellik “işlevsellik” olduğuna göre, kitap düzenlemesinde grafikçiye çok iş düşecektir.

Grafik ressamının çabalarını mimarın çabalarına benzetebiliriz.
Mimarlıkta nasıl her çizginin ve süsün bir işlevi bulunuyorsa, grafikte de her süsün ve çizginin bir işlevi bulunmaktadır.
İşlevsiz çizgi ve süs kolaylıkla zevksizliğe dönüşür.

Grafik ressamının mimara benzeyişi en çok bir kitabın hazırlanışında söz konusu olur. Kitap bütünüyle sağlam bir yapı, yüklendiği iletişim görevini en iyi biçimde dile getiren bir oylum olmak zorundadır. Kitabın yapısı, içerikdeki espriyi konunun anlamını, bu anlamın dinamizmini en uygun, en güzel bir görünüm içinde yansıtmalıdır.

Kitabı oluşturan ilk öğe, üzerinde yazı bulunan kâğıtlardır. Ak kâğıt üzerinde birtakım kara yazılar... Bunlar katlanıp forma haline getirilir ve dikilir. Formaların bu durumda çıplak ve kişiliksiz bir görünüşleri vardı. Onun için kitabı giydirmek ve giydirirken bir kişilik kazandırmak gerekecektir. Bu iş ancak, onun üzerine bir kapak geçirmekle olur.

Kitabın kapağındaki harfler, çizgiler, süslemeler ve bunların en güzel bir biçimde istif edilip yerleştirilmesi elimize aldığımız yapıtla ilgili ilk etkiyi meydana getirir. Bu düzenlemede, yazar kimdir, kitabın adı ve konusu nedir, kitabın adı ve konusu nedir, yayıncı hangisidir, kolaylıkla görülmelidir. Yayınevinin amblemi en uygun yerde kendini belli etmelidir. Kapak yalnız “üst kapak” olmadığından, arka kapak ve kitabın sırtı da ustaca değerlendirilmelidir. Önde, arkada ve sırtta her şey yerli yerinde olursa kitabın içi ve dışı tam bir bütünlük kazanır.

Kitap, olanakları geniş bir bütündür. Bu bakımdan kitapla ilgili her bilgiyi kapağın üstüne tıka basa sıralamaktan daha yanlış bir şey olamaz. Kapak gereksiz ayrıntılardan uzak bir biçimde, az ve öz olanın güzelliğini ortaya koymalıdır. Kapak düzenlemesinde temel öğe harftir. Harf başlı başına bir güzelliktir. Grafikçi, harflerin taşıdığı güzellikten yararlanmasını bilmelidir. Türkler hattatlıkla ün yaptılar. Harf güzelliği bizde gelenek olmuştur, bu gelenek sürdürülmelidir.

Bilindiği gibi ilk kitaplar elle yazılıp çoğaltılıyordu. Yazma kitaplar deri ciltlerle ciltlenmiş idi.
Dolayısıyla kitaba gerekli kapağı hazırlama işi ciltçi ustalara düşüyordu. Ciltler yapıldıkları ülkelerin ve dönemlerin üslubunu da dile getiriyordu.

Deri cilt geleneği matbaada sonra da sürdü. Ne var ki basılan kitap sayısı gittikçe arttı. Bu durumda üretilen her kitaba deri cilt yapma olanağı kalmadı.
Bez ciltler yapılmaya başlandı, bez ciltler üstüne kitabın kimliğini belli eden yazılar basıldı. Daha sonra karton ve kâğıt kapaklara geçildi.

Bütün dünyada olduğu gibi bizde de matbaanın ilk ürünleri hep deri ciltlidir, yazma kitap döneminin bu geleneği uzun zaman sürdürüldü.


TANZİMAT SONRASI

Demokrasiye geçişimizin başlangıcı olan Tanzimat’tan az sonra, özellikle Birinci Meşrutiyet’de karton ve kâğıt kitap kapakları görülmeye başladı. Türkiye’de basımcılığının, süreklilik ve ticari önem kazanması 1830’dan sonradır. Yepyeni bir baskı tekniği olan taş basmacılığının ilkin bu dönemde uygulanmış olması ilgi çekmektedir. Bu teknik bir bakıma, eski yazının yapısına tipografiden daha uygun idi. Tanzimat’tan sonra, yazma kitap kimliğinden yavaş yavaş sıyrılan basma kitaplar ucuzlayarak halkın malı oldu.

Bu alanda en büyük işi, kurduğu basımevi ve yayınlarla Ebüzziya Tevfik başardı. Ebüzziya Tevfik çok yönlü bir aydındı, ressamdı, hattatdı, matbaacıydı, yazardı. Batı’da Rönesans aydınlarına benziyordu.  Kûfi yazıda birçok eserler verdi ve bu yazıyı basım işlerine uyguladı. Yazıyı ve değişik süsleme öğelerini kullanarak özgün kitap kapakları yaptı. Basılı kitaba amblemi ve ikinci kapağı o getirdi. Arabesk süslemede üstüne kimse yoktu. Ebüzziya’nın, süslemeli, süslemesiz olarak yaptığı kapakların çoğu bugün de sanat değerini korumaktadır. İlk tramlı klişe uygulamasını onun yaptığı anlaşılmaktadır. Son yıllarında Avrupa’daki “Art Nouveau” akımından esinlendi. Takvim kapaklarının kimisinde bunu saptıyoruz.


Abüzziya kendisi kapak yazısı yazdığı gibi başka hattatlarla da işbirliği yapmıştır. Örneğin 1880-1885 arasında bastığı kitapların kapak yazılarını yakın akrabası olan hattat Vahdetî yazmıştı. Hattat Vahdetî gerçek bir grafik ustasıydı, Osmanlı pul ve paralarının grafik düzenlemesinin çoğu onun elinden çıkmıştır. Vahdetî aynı zamanda iyi bir hakkâk idi.

Matbaacılığı Ebüzziya’dan sonra Ahmet İhsan Tokgöz’ün getirdiği yeniliklerde görüyoruz. Ahmet İhsan, Serveti fünun dergisi ve yayınlarıyla, Ebüzziya’nın açtığı çığırı sürdürdüğü gibi Batı’daki yenilikleri izlemesini de bildi. Klişecilik onun matbaasında gelişti, iki ve üç renkli resimleri ilkin o bastı, bunların örnekleri kitap kapaklarında da görüldü. Serveti fünun dergisi baskı sanatının en güzel ürünlerini verdi. Birinci Meşrutiyet sonrasında, kitap kapaklarında tanınmış yazarların, halka malolmuş ünlü kişilerin fotoğraflarıyla resimleri görülmeye başladı.


İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ

İkinci Meşrutiyet’le birlikte kitaplar bollaşıp baskı sayıları artınca bu alana karşı ilgi çoğaldı, yayıncılık gelişti.
Baskı tekniğindeki ilerlemeler ve yeni ustaların yetişmesi kâğıt ve kartondaki nitelik düzelmesi basım ürünlerinin güzelliğini artırdı.

İbrahim Hilmi (Çığıraçan), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarını renkli resim kapaklar içinde yayınlamaya başladı.
Suluboya ve guaşla yapılan resimler halkın büyük ilgisini çekiyordu. Bu ilginç resimlerin ressamını yazık ki saptayamadım.

Hattatların kapak düzenlemesine katkıları 1928’e kadar sürdü.
Çoğunun adlarını bilemediğimiz bu hattatlar çeşitli kapaklara olağanüstü güzellikte yazılar yazdılar.

Türk sanatçısı uzun süreler pek alçakgönüllü bir davranış içinde yaşamış ve çoğu zaman eserine imzasını atmamıştır. Matbaa ile işbirliği yapan hattatlar arasında pek azının kimliğini bilebiliyoruz. Hattat Halim yazılarına arada bir imzasını atmıştır. Ötekilerde pek imza görülmemektedir. Birçok kapak yazısını Hattat Halim ile Hattat Hâmid’in yazdığı anlaşılmaktadır. Halim Efendi, Askerî Matbaa ile Evkaf Matbaası hattatlığında görev aldıktan sonra atölye açmıştı. Hattat Hâmid de Harp Okulu Matbaası’ndaki görevinden sonra İstanbul’da Ankara Caddesi’nde bir yer açarak piyasaya iş yaptı. Her ikisi de değerli levhaların yanı sıra kartvizit, mühür, kitap kapağı yazısı olarak her çeşit yazıyı yazdılar.


YAZI DEVRİMİNDEN SONRA

Yazı devriminden sonra görülen matbaa ressamı ve grafikçilerin çoğu sıradan işadamları idi. Sonradan kimi adlar daha çok duyulmaya ve aranmaya başladı. Başarı kazanmış bir kapak ressamı örneği olarak Münif Fehim uzun yıllar birçok kapağa imzasını atmış bir sanatçıdır ve özgün kapaklar yapmasını bilmiştir. Kapak alanında Münif Fehim kadar üretken olmamakla birlikte ikinci sanatçının adı İhap Hulusi’dir. Bunların yanına hemen Suavi’nin adını eklemek gerekecektir. Ali Suavi 1930’ların sonlarıyla, 1940’ların başlarında verimli bir çalışma yapmış, Ankara Caddesi’nin ortasına kurduğu işyerinde sevilen bir grafikçi olmuştu. O dönemdeki birçok güzel kapağın üstünde onun imzası bulunmaktadır.



Bu üç sanatçı arasına az sonra Cemal Görkey katıldı. 1940’ların bir başka ünlü kapak ressamı Faris Erkman oldu. Grafikçi ilk kuşakların resim biçemi ve kapak düzenleme anlayışı değişik düzeydeki ressamların işleriyle 1960’ların başına kadar sürdü. 1940’ların bir özelliği de Avrupa kopyası kapaklardır. Remzi Yayınları Fransa’daki Gallimard Yayınevi’nin, Milli Eğitim Klasikleri, Cluny Yayınevi’nin kapaklarını kopya etti.


1960’dan sonra, daha çok Akademi çıkışlı grafikçilerle karşılaşıyoruz. Toplumda büyük değişme olmuş, kültürlü ve zevkli yeni bir kuşak yayıncılığa başlamıştı. Yeni grafikçiler işte bu yayıncıların gereksinimini karşıladılar. Gerçekten yetenekli grafikçiler ardarda adlarını duyuruyor ve başarılı kapaklar yapıyorlardı.

Belli başlı kapak grafikçilerini abece sırasıyla yazıyorum:

  • Yurdaer Altıntaş,


  • Firuz Aşkın,
  • Sungu Çapan,


  • İsa Çelik,
  • Ayhan Erer,
  • Bülent Erkman,


  • Mengü Ertel,
  • Fahri Karagözoğlu,
  • Sait Maden,
  • Oral Orhon,
  • Derman Över,
  • Erdoğan Özer,
  • Leyla Uçansu,
  • Erkal Yavi...

Grafikçiler ilk fırsatta örgütlendiler ve bugün görüldüğü gibi ortaklaşa seslerini duyurup çeşitli sergiler hazırlayacak düzeye geldiler.

1960’larda grafikçilerin işini kolaylaştıran “letraset” tekniği ortaya çıktı. “Letraset” bir çıkartma kolaylığı ile istenilen harfi çok çabuk yazma olanağı sağlıyordu. Saatlerce harf çalışması yapmaya gerek kalmamıştı. Fakat bu teknik, kolaylıkla birlikte önemli bir sakınca getirdi, yaratıcılığı önlüyordu. Dolayısıyla piyasaya mekanik bir zevk kalıplaşması egemen oldu. Ancak çok usta grafikçiler bu kalıplaşmadan kurtulabildiler.

Öteki sanatçılar gibi grafikçiler de toplum koşullarına bağımlı olmanın sıkıntısını çektiler. Her zaman istedikleri kapakları yapamadılar. Sait Maden gibi şimdiye kadar 5000’den fazla kapak düzenlemesi yapmış usta bir sanatçı grafiğin damıtılmış, dingin ve yalın kapakları yerine işverenin baskı koşullandırması ile çalışmak zorunda kalmaktan yakınmaktadır. Tıpkı mimar gibi grafikçi de ekonomik çarpıklıklar sonucu kendi istediği yapıtı verememek durumundadır. İş ve geçim koşulları sanatın gerçekleşmesine engel olmaktadır.


Grafikte bir başka önemli sorun Batı örneklerinin etkisinden kurtulma gereğidir.
Grafikçilerimizin bu konuda bilinçlenmeye başladıklarını görerek seviniyoruz.

Örneğin Sait Maden şöyle söylüyor bir yazısında:

“Kendi yaşam temellerini, yine kendi düşünce, yaratma ve bulgu ürünleriyle,
kendi değer yargılarıyla kuramayan toplumun her sanat dalı gibi grafiği de köksüz olacaktır.”

Yine bu yazısında çok haklı olarak söylediği gibi
Türk grafikçisi yeni bir “a” harfi çizerken ona kendi ulusunun biçimleme gücünün damgasını vurmak zorundadır.

Bizde ressam ve karikatürcülerin de kapak düzenlemeleri yaptıkları görüldü.
Bir ressamın, bir karikatürcünün kendi alanlarında çok başarılı olsalar bile iyi bir grafikçi olamayacakları unutulmamalıdır.

Grafik, resim ve karikatürden ayrı bir sanat dalıdır.



Arslan Kaynardağ | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 70 - 15 Nisan 1983
_______________________________________________________________________________________



Soruşturma

Kitap kapakçılığının grafik sanatlar içindeki yeri?
Bu dalda başarılı olabilmenin başlıca gerekleri?

Yıldız Cıbıroğlu
Yazar ile okur arasındaki ilk merhabalaşmadır kapak resmi. Bu belki pek çok grafik ürününde böyledir. Ancak, kitap resmini diğer grafik ürünlerden ayıran başka özellikler de var. Evimizin ya da büromuzun içine göz gezdirdiğimizde, kitapların üzerindeki kapaklar kadar uzun ömürlü olabilen bir başka grafik yapıt bulamayız. Duvarları süsleyen afişler dahi, zaman açısından onunla boy ölçüşemezler.

Kısacası kitap canlıdır. Yazar özgün ve özgür olabildiği ölçüde başarılı olabiliyorsa, çizer de aynı ölçülerde başarılı olacaktır. Öyleyse, çizerin başarılı olabilmesi, hem kitabı iyi çözümlemesine, hem de okuyucuya iletilen ne ise onu yeniden bağımsızca, bu kez de resim yoluyla yaratabilme gücüne bağlıdır.


Yüksel Çetin
Grafik sanatların içerdiği tüm çalışmalar iletişim ve pazarlama ihtiyaçlarından kaynaklanmış ve çağımızın bu belirgin özellikleri grafik sanatların çeşitli örneklerini hemen her yerde ve her an karşımıza çıkarır olmuştur. Kitap kapağı da bu örneklerden biridir.

Şüphesiz kitap, çoğaltma tekniklerine paralel bir gelişme göstermiş ve günümüzde kitleleri etkileyen bir iletişim aracı olma konumuna erişmiştir.

Başlangıçta basım ve yayımla uğraşan kuruluşlar kitabı, estetik ve pazarlama kuşkularından uzak, sadece işlevsel bir ürün olarak ele almışlarsa da çok geçmeden estetik arayışlar her alanda olduğu gibi kitap dünyasında da kendini göstermiştir.

Ve nihayet kitap, kapağı, sayfa düzeni, dizgi karakter ve puntosu, cildi ve satışa sunuluş biçimiyle çözüm getirilen bir bütün olarak grafik sanatlara girmiştir.

Yayıncı ile grafik sanatçısının işbirliği genellikle şöyle düşünülür:

Yayıncı kitabın ve yazarının adını verip, bir süre sonra da kapak için birkaç öneri edinmeyi ister. Bunun doğru olduğu zamanlar vardır. Fakat grafik sanatçısı çok yönlü araştırma ve taslak aşamasına gelmeden kapağını hazırlayacağı kitabın içeriği hakkında -eğer okuma olanağı yoksa- yeterli ölçüde bilgi edinmelidir. Bana göre bu bilgi yayın türüne uygun, seçilecek herhangi bir anlatım biçimiyle kitabın en güçlü ifadesini yakalayabilecek yeterlikte olmalıdır. Ancak bu aşamada kapağa uygulanacak dizayn için illustrasyon, fotoğraf ya da tipografi araştırma ve taslaklarına başlanabilir. Bu arada verilecek kararlar kapağın iyi çözümünü olduğu kadar kitabın pazar başarısını da doğrudan etkileyeceği için araştırma ve çalışmaların çok yönlü sürdürülüp en doğru sonuçların çıkartılması gerekmektedir.

Kitap kapağına uygulanacak çalışmanın ticarî işlevi olduğu bir gerçektir. Yapılan, kişiye özgü, yapanın iç dünyasını yansıtan, sonucundan da sadece kendisinin sorumlu olacağı salt bir sanat ürünü değil, aksine başkalarına yönelik ve yönelik olduğu kitlenin kültür düzeyi ve değer ölçüleriyle doğrudan bağımlı bir çalışmadır. Üstelik grafik sanatların, iletişim amaçlı çalışmalar olduğu herkesçe bilinmektedir.

Bir kitap kapağı hazırlanırken, okuyucu kitlenin tamamını, kitabın sadece kapağı yoluyla kazanmayı amaçlamak yanlıştır. Ayrıca okuyucuların aynı kitaptan yayınevi ve grafik sanatçısından daha farklı anlamlar çıkarması da olasıdır. Kapağın başarısında grafik sanatçısının olduğu kadar yayın türünün ve yayınevinin programlamasının da payı vardır.

Her şeye rağmen grafik sanatçısı bir kitap kapağının geçirdiği tüm aşamalarda -taslaklardan okuyucuya sunuluşa kadar- sorumludur ve bu sorumluluk kapağın her yönüyle iyi planlanıp başarılmasını gerektirir. Bu başarıysa, izlenimci, araştırmacı ve yenilikçi bir tutumla süreklilik kazanır.


Bülent Erkmen
İsterseniz “kitap kapakçılığı” yerine kitap kapağı yapmak diyelim. Afiş yapmak gibi. Amblem yapmak, basın ilânı, ambalaj yapmak gibi. Grafik sanatçısı bir kurumu ya da bir durumu tanımak için, bilgi iletmek için amblem yapar; broşür, antetli kâğıt, çevre grafiği, afiş yapar. Kitap kapağı da yapar. Grafik sanatçısı bazen bunlardan birini daha çok yapar. Daha çok yapılan, örneğin kitap kapağı ise “daha çok kitap kapağı yapmış bir grafik sanatçısı” olunur. Mesleki yaşamında daha çok basın ilânı, daha çok afiş ya da broşür yapmış bir grafik sanatçısı gibi.

Grafik sanatlar bir bütündür. Grafik sanatlar bilgi iletmek, basılmak, kitle iletişim araçlarında kullanılmak amacıyla hazırlanan, çizgi, yazı, resim ve bunların düzenlemeleriyle oluşan yapıtların tümünü kapsar. Bu yapıtları tasarlamanın ortak yöntemleri vardır.

Başarısız bir grafik sanatçısı başarılı bir kitap kapağı yapamaz. Böyle bir durumda ya başarılı görünen yapıt aşırı esinlenme sonucu ortaya çıkmıştır ya da keşfedilmemiş bir grafik sanatçısıyla karşı karşıyayız demektir. Bu iki olasılığın dışında akla gelebilecek bir “rastlantı başarı” grafik sanatlarda düşünülemez. Bu nedenle başarılı bir kitap kapağı yapabilmenin ilk yolu başarılı bir grafik sanatçısı olmaktır.

“Kitap kapağı”ndan anladığımız, kitabı oluşturan basılı metnin ön yüzünü, sırtını ve arka yüzünü kaplayan genellikle ağır gramajlı bir kâğıt yüzeyidir. Metnin ambalajıdır. Bir metne basıldığı zaman kitap dediğimize göre, kitabın kapağı da basılı olduğu zaman “kitap kapağı” olur.

Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun açtığı “Kitap Kapakları Sergisi” nedeniyle kitap kapaklarına toplu olarak tekrar bakıldığında şu gözleniyor:

Kitabın ön kapağının üstüne kitabın adı yazılıyor, altına da kitap metninin anlattıkları doğrultusunda yapılmış bir illustrasyon yerleştiriliyor. “Kapak sırtı” ve “arka kapak” ise gerekli ilgiden yoksun bırakılıyor, hatta yayınevi ya da basımevi ilgililerinin ellerine bırakılıyor. Özetle kitap kapağı genellikle bir bütün olarak tasarlanmıyor, ‘yazılmış yazı’ ile ‘yapılmış resim’ kitap ön kapağında ardarda sıralanıyor. Olağanüstü illustrasyonlara, desenlere, çizimlere karşın kitap kapaklarında genellikle sanat yönetmenliği (art direction), grafik düzenleme, tipografi eksikliği görülüyor.

Bu nedenle, başarılı illustrasyonlarla başarısız kitap kapakları yapabiliyoruz. Başarılı bir tipografi ya da illustrasyon yerine başarılı bir kitap kapağı yapmak, bizi başarıya götüren bir amaç olacaktır.


Mengü Ertel
Bir grafikerin en büyük tutkularından biri yaratısının sanatsal boyutlar taşımasıdır. Bu nedenle, satış arttırımını amaçlayan ticarî nitelikli konularda istediği anlamda özgür değildir. Seslendiği kitlenin çok değişik kültür yapılarında kişilerden oluşması, işverenin özel istekleri ve zevk düzeyi kendinin en beğendiğini değil de, yaptıranın beğenisine uygun olanın gerçekleşmesi ile sonuçlanır. Bu nedenle grafiker, sanatsal içerikli konularda çalışmayı yeğler. Bir tiyatro oyunu için afiş veya kitap kapağı özgün bir işin sağlıklı kaynağıdır. Yazar, yayıncı ve okuyucu üçgeninin beğeni düzeyi yaratımın en güzel örneklerinin filiz vereceği bir ortamdır.


Bir grafikerin bu dalda başarılı olabilmesi ise, önce tüm sanat dallarında yaratımını besleyecek , onu coşkuya götürecek yapıtları izlemesi ve yaşadığı çağın kültürel ve sosyal yapısını iyi tanımasıdır. Buna bir de basım teknik ve olanaklarını çok iyi değerlendirmesi gereği eklemelidir.


Fahri Karagözoğlu
Özellikle edebî eser kapaklarının diğer ticarî grafik sanat dallarına ve hatta bilimsel içerikli kitap kapaklarına göre oldukça anlatım üstünlüğü vardır. Tabiî, sanatçı bu üstünlüğü değerlendirmek isterse ve kitap kapağını sadece bir vitrin ve kitaplık süsleme aracı olarak görmezse... Bu anlatım olanağı tiyatro afişlerinde de var kuşkusuz. Fakat yüksek tirajlı ve geniş dağıtım özelliğinden dolayı, kitap kapağının çok daha yaygın kitlelere ulaşabilme olanağını gözden kaçırmamak gerek.


Kitap yazarının anlatmak istediği ile çelişmemek koşulu ile, kitap kapağı sanatçısı kendi mesajını da iletmek şansına sahiptir. Doğal olarak  kitap kapakları ve tiyatro afişleri (buna karikatürü de katmalıyız) bir çamaşır tozu pankartından, afişinden daha çok toplumsal anlatım gücüne sahiptir.

Ayrıca bütün ticarî grafik sanatlar gibi kitap kapakları da bir sergiyi gezme olanağından ve alışkanlığından yoksun olanların plastik zevk alışkanlığı kazanmasında, başka bir deyişle bir “güzel” duyarlığı edinmelerine çok önemli ve etkin bir katlıda bulunmaktadır.

Kitap kapağı sanatçısı yazarla bütünleşebilmek, onun gibi düşünerek mesajını hazırlayıp, görüntüsünü kapağa aktarabilmek için sağlam bir desen bilgisine ve yeteneğine sahip olunmalıdır. Düzyazı ile, şiir ile içlidışlı olmalı, okumalıdır kısaca.

Aslında sorunuz bir reçete vermeyi gerektirir gibi. Buna yetkili değilim. en burada sadece kendi çalışma yöntemimi özetlemekle yetineceğim.

Önce mutlaka kitabı olurum. Daha önce okuduğum bir kitap dahi olsa izlenimlerimi tazelemek için çoğu zaman tekrar okurum. Kapağı tasarlar ve uygularken özellikle önem verdiğim şey, kitabın adını resimle tekrarlamaktan kaçınmak...

Yani kitabın adı “Çiviler” ise bir nalbur dükkânı veya çivi resmi yapmamaya çalışıyorum. Ya da”Çiviler” isimli kitabın kapağı için, bir çıplak kadın göbeğine çivileri döküp fotoğraf çekmiyorum. Benim yazarın mesajını kavramaya harcadığım zaman, çizmekten çok daha fazla.

Bazen bu endişe nedeniyle saçmaladığım oluyor:

Kimsenin bir şey anlamadığı şeyler de çıkıyor ortaya; yine de bu endişe benim için çok değerli, bunu yitirirsem üreteceğim kapakların ne okuyucu için, ne de benim için hiçbir değer taşımayacağı kanısındayım.


Erkal Yavi
Kitap kapağı, grafik sanatların geniş kitlelere en çok ulaşabilenidir diyebiliriz. Üstelik kalıcıdır da. Çoğu kitap okurunun kitaplığında, uzun senelerin kitapları özenle korunur ve sonraki kuşaklara ulaşabilir. Küçük boyutları içinde büyük etkiler yaratır. Kitabı sattırır, okutur, sevdirir ve belgeler... Zamanın grafik olgusuna damgasını vurur, geniş zamanlara ise kaynak olur... Çoğaltabileceğimiz tüm bu özellikleriyle, kitap kapağının, grafik sanatlar içindeki yerini belirlemiş oluyoruz kanımca.


Aslında bir grafikerin, sadece bir tek dalda başarılı olması söz konusu değildir bence... Ben öylelerine “zanaatkâr” demeyi daha doğru bulurum. Ancak kendisinden belli bir dalda daha çok ürün istene grafikerler vardır. Grafiker de çalışmalarını o yönde yoğunlaştırdığından, aşamalarının hızlanması ve tanınması doğaldır. Tüm grafik dallarında başarılı olabilmek, yeteneğin ötesinde derin bir gözlemcilik ve durmaksızın çalışmayı gerektirir. Toplumun her kesiminin çok iyi tanınması, objektif ve gerçekçi olmayı da eklemeliyiz buna. Salt görsel  etkinin tutsağı olmak, biçimciliğe iter grafikeri ve orada kalır. Şu unutulmamalıdır ki, her tür grafik ürününün en önemli öğesi, geniş kitlelerle iletişim sağlayabilmesidir. Ancak o zaman işlevini yerine getirmiş ve eğitim aracı da olmayı başarmıştır.



Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 70 - 15 Nisan 1983
___________________________________________________________________________________________



Kitap kapakları konusunda bir söyleşi

Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun düzenlediği “Kitap Kapakları” sergisi büyük bir ilgi gördü.

Geçen sayımızda, Arslan Kaynardağ’ın “Dünden Bugüne Kitap Kapaklarımız” konulu incelemesiyle,
grafikerler arasında yapmış olduğumuz soruşturmaya gelen yanıtları yayımlamıştık.

Tüm bunlar biraz da bu yılki Abdi İpekçi Ödülü’yle ilgiliydi:

Çünkü 1983 Abdi İpekçi Ödülü’nün konusu kitap kapakları.
(Bu konudaki ayrıntılı bilgiyi yan sayfamızda bulacaksınız.)

Her şeye karşı gelişen yayımcılığımızın önemli bir öğesini oluşturuyor kitap kapakları.
Dolayısıyle, yalnız yayınevlerini ve yazarları değil, kitabevlerini, okurları da yakından ilgilendiriyor.

Bu ilginin niteliğini bir ölçüde saptamak için bir yazar, bir grafiker, bir yayımcı, bir kitapçı ve bir okuru “kapalı bir oturumda” bir araya getirdik.

Bu konuşmanın geniş bir özetini aşağıda sunuyoruz.

- Dilerseniz, konuya, kitap kapaklarının türlerini sıralamakla başlayalım.

- Kaç tür kitap kapağı var ki?

- Cilt kapakları var.

- Ülkemizde hemen hemen yalnız sanat kitaplarıyla ansiklopediler için yapılıyor bu kapaklar.

- Bir de sözümona lüks kitaplar için.

- Ama onlar genellikle ceketli. Ceketler de kitap kapağı türüne girmiyor mu?

- Giriyor. Resimli, renkli kapak türlerine. Ama cildi, ceketinden çıkarıp tek başına bir tür olarak ele almak gerek.

- Sonra, resimsiz, renksiz (ya da az renkli) kapak istifleri sürekli aynı yazı karakterinden oluşan kitap kapakları var. Daha çok belli dizilerin kitapları bunlar.

- Gerçek Yayınevinin “100 Soruda” dizisinin kapaklar gibi.

- Sonra resimli ve az (iki) renkli kitap kapaklar var. Kanımca bunları da, çok renkli resimli kapaklardan ayrı değerlendirmek gerekir.

- Siz bu türlerden hangilerini yeğliyorsunuz?

- Doğrusu ben yazar olarak yalın kapaklardan hoşlanıyorum. Ama okuyucunun eğilimi, daha çok, albenili kapaklara doğruymuş.

- Bunu doğrulayacak istatistik bilgiler var mi elimizde?

- Yayımcılıkla ilgili doğru dürüst hiçbir istatistik bilgi yok elimizde. Bu konuda yapılmış bir araştırma da yok. Ama belki kitapçı dostumuz, deneyimlerinden yola çıkarak yanıtlayabilir sorunuzu.

- Hay hay. Hemen belirteyim ki, renkli albenili kapaklı kitaplar daha çok satıyor diye bir şey söylemek mümkün değil. En çok satılan kitapların tümünün kapakları çok renkli, resimli ve parlak, doğru
Ama bunlar, biliyorsunuz, piyasa romanları. En çok bunları satıyoruz. Şimdi bu romanları albenisiz bir kapak içinde sunun, elbet satmaz. Ama bu demek değildir ki, bir şiir kitabın böylesi bir kapak içinde sunarsanız daha çok satar.

- Yani bir şiir kitabı, sıradan, zevksiz bir kapakla da çıksa, çok özenli bir kapakla da çıksa aynı işlevi görür. Bunu mu demek istiyorsunuz?

- Evet, efendim, bunu demek istiyorum.

- Hayır, katiyen katılmıyorum bu görüşe. Güzel bir kapak okuyucuyu daha çok çeker.

- Daha çok okuyucu mu çeker dediniz?

- Bir anlamda evet.

- Şimdi, izin verirseniz, bir sanatçı olarak, ilkin şu “güzel kapak” sözlerine bir açıklık getireyim. Nedir “güzel kapak”? Yalnız albenisi olan, yani çekici, göz okşayıcı kapak midir? Hiç sanmıyorum. Kitap kapağının işlevsel bir niteliği olmalıdır. Güzellikle işlevsellik birleştirildiğinde bir anlamı vardır kitap kapağının.

- Yalın, her biri birbirinin aynı, bu anlamda da tekdüze kitap kapaklarına baktığımızda bunları nasıl niteleyeceğiz peki? İşlevsel mi, güzel mi, yoksa ikisi birden, başarılı olarak mi?

- Sanırım burda grafik düzenleme ya da yaratıcılık ikinci plandadır. Kuşkusuz bir işlevi vardır bu tür kapakların: Bir yayınevinin, bir dizinin simgesidir. Okuyucu, bu kapağı diğerlerinden kolaylıkla ayırır. Yayınevinin imajını yansıtan bu kapaklar, okuyucuya bir tür mesaj ulaştırır.

Yayınevinin ya da dizinin mesajını: “Benim yayımladığım bir kitaptır bu. Güvenebilirsiniz.”

- Bu tür kitap kapaklarına bir örnek verebilir misiniz?

- Birçok örnek verilebilir.

  • Örneğin, bizim rahmetli “klasikler” dizimiz: Beyaz mat karton kapak. Çerçeve. Yazar ve kitap adları aynı harf karakterinde ve aynı renkte: Siyah.
  • Fransa’nın ünlü Gallimard Yayınevi’nin ünlü beyaz dizisi: Krem rengi kapak kartonu üzerine, aynı istif, aynı yazı karakteri. Yazar adı siyah, kitap adı kırmızı.

- Sizce bu tür tek düze kapaklar, gerçekten okuyucuya, o, sözünü ettiğiniz mesai, (“Benim yayımladığım bir kitaptır bu. Güvenebilirsiniz”) ulaştırıyor mu?

- Amacı budur. Gençliğimizde, klasikler dizisinde yayınlanan her kitabı güvenerek alırdık.

- Budala’nın yanında Mesnevi, Tolstoy’un yanında Hayyam, öyle mi?

- Evet

- Grafiker gözüyle baktığımda şunu söyleyebilirim: Bu tür kapaklar, yayınevinin ya da bir dizinin imajını verir, elinize aldığınız kitabin imajını değil. Örneğin, elinize aldığınız kitabin yazarını tanımıyorsanız, bu kapak, Klasikler dizisinde çıkmış olmasının ya da Gallimard tarafından yayımlanmış olmasının dışında bir mesaj ulaştırmaz size. Dolayısıyle, elinizdeki kitapla doğrudan doğruya ilişkisi olmayan bir mesajdır bu.

- Bir grafiker elinden çıkmadığı için mi?

- Hayır, o kapak da bir grafikerin elinden çıkmıştır. Ama belli bir kitap için düşünülmemiştir. Adsız bir yazarın adsız bir kitabı için yapılmıştır. Sonra da her çıkan kitaba giydirilmiştir.

- Hazır giyim gibi mi?

- O bile değil. Hazır giyimde beden ölçüleri vardır.Bu tür kapaklarda bu ölçü de yoktur

- Siz ısmarlama giysiden mi yana siniz?

- Kitap kapakları konusunda evet. Her kitabin ayrı bir kapağı olmalı. Ayrı bir harf karakteri. Ayrı bir istifi. Gerektiğinde illüstrasyonu.

- Yayınevlerinin tümü niçin bu yolu izlemiyorlar sizce?

- Her şeyden önce kolaylarına geldiği ve bu tür kapaklar daha ucuza mal olduğu için.

- Bir başka nedeni daha olmalı: Diğer yayınlar arasında yitip gitmemek, sürekliliği sağlamak.

- Niçin? Renk, illüstrasyon bu sürekliliği önlemez ki.

- Ama okurun dikkatini dağıtabilir?

- Tam tersine dikkatini çeker.

- Bir kitap üzerine belki. Ama tüm yayınları üzerinde kesinlikle hayır.

- Hem çok renkli, hem resimli öyle diziler var ki, kapaklarının düzenlenmesindeki ustalık onları birleştiriyor. Dizi niteliğini kesinlikle bozmuyor.

Örneğin,
  • İngilizlerin Penguen dizisi.
  • Ya da Fransızların Livre de Poche’u,
  • 10X18 dizisi.

- İşte kolaylıkla artırılabilecek birkaç örnek.

- Verdiğiniz örnekler, hep cep kitapları.


- Evet öyle. Ancak bir yayımcı olarak, cep kitapları olgusu ile kitap kapaklarındaki değişikliğin tarihsel süreci birbirine çok bağlı.

-Çok renkli ve resimli kitap kapaklarının cep kitaplarıyla başladığını söyleyecek değilsiniz umarım.

- Hemen hemen. Çünkü cep kitabı 1950’lerde, yayımcılık dünyasında bir devrim yaratmıştır. Okuyucu
soğuk, albenisi olmayan kapaklar yerine, resimli renkli, daha küçük boyda, çok daha ucuz, istenirse okunup atılacak bir kitap modeliyle karşılaştı.

- Tüketim toplumunun metaı.

-  Neyin metaı olduğunu bilmiyorum.

  1. Bildiğim kitap tüketilmez, okunur. Daha çok satılması tüketilmesi anlamına gelmez. Bu bir.
  2. İkincisi, boyu, bosu, ucuzluğu ve kapağının çekiciliği ile, birçok kitap, özellikle romanlar, yüzbinlerce, milyonlarca okura ulaştı Batı ülkelerinde.

Örneğin,
  • Fransa’da Camus’nün Veba’sının ciltli, ciltsiz, lüks, resimli çeşitli baskıları vardır. Dolayısıyla çeşitli fiyatları. Ve toplam 4 milyon adet satan bu kitabın kaçı cep kitabı olarak satılmıştır biliyor musunuz? 2.5 milyonu.

  • Proust cep kitabı olarak yayımlandığında, kırk yılda sattığından daha fazlasını iki yıl içinde satmıştır.

- Ucuzluğundan olmasın?

- Kuşkusuz ucuzluğun büyük payı var. Ama cep kitabının, ucuzlukla birlikte okumayı bir ihtiyaç durumuna getirmesi gibi bir gerçek de var karşımızda.

- İyi ama bütün bunların, kapaklarla ne ilgisi var?

- Şu ilgisi var ki, cep kitabını, aynı fiyata, düz bir kapakla renksiz, sıradan bir düzenlemeyle, resimsiz olarak sürseydiniz piyasa, ayni sonuca ulaşılamazdı.

- Burda yayımcı dostumuza hak vermemek elde değil.

- Demek oluyor ki, kapak satın almada, bir itici güç olabiliyor.

- Azizim, bence, kitabın içi özdür, dışı, yani kapağı biçim.

- Böylece biçimin bir işlevi olduğunu söylüyorsunuz.

- Evet, biçimin bir işlevi olduğunu söylüyor yazar dostum. Ancak öze yakışan, özün doğurduğu bir biçimin.

- Kuşkusuz. Bir kitap kapağı, bir şiir, bir öykü, bir roman, bir deneyi doğuramaz.

- Oysa tüm bu saydıklarınız bir kitap kapağını doğurabilir.

- Evet

- Unuttuğunuz ya da bilmediğiniz bir şey var: Kapakların maliyeti?

Örneğin kitabının kapağını çok renkli, resimli, albenili isteyen yazar, bu isteğinin her kitap başına 20 ile 30 lira arasında bir maliyeti olduğunu bilmez. Eğer kitabın fiyatı 400 ile 500 lira arasında ise, kapak maliyeti, dağıtıcı yüzdesi düştükten sonra, satış fiyatının yüzde onu kadar tutar bunu normal karşılamak gerekir. Ama, 150 liraya satılan bir kitap söz konusu olduğunda, kapak gideri değişmeyeceği için, toplam satış fiyatının yüzde yirmibeşini bulur ki, bunun altından kalkılmaz.

- İşin muhasebesini yaptık. Şimdi gelelim yaratıcılığa. Sayın grafikerimiz, bir yazar olarak, benim size özel bir sorum var: Kitap kapağı olayını nasıl ele alıyorsunuz?

- Şahsen mi, genel olarak mı?

- İlkin genel olarak, sonra şahsen.

- Sayın yazar, ilkin hemen belirteyim ki, hayatımda ilk kez böylesi bir toplantıya katılıyorum. Daha açık bir deyişle uğraşımla ilgili kişiler, yazar, yayımcı, kitapçı ve okurla ilk kez bir arada oluyorum. Çünkü genellikle bize bir kitap kapağı siparişi verilir.

Bu siparişe eşlik eden bilgiler şunlardır:

  • Bir, kitabin boyutları.
  • İki, yazarın adı.
  • Üç, kitabın adı.
  • Dört, arka kapak için not. Bu sonuncusu her zaman verilmeyebilir. Verildiğinde, bu nottan esinlenmeye çalışırız.
Bir de tabii birikimimizden.

- Hangi birikimden?

- Edebiyat birikimimizden tabii...

  • Yazarı ya da şairi tanıyor muyuz?
  • Nasıl bir sanat anlayışı var?
  • Bir resimleme sözkonusu olduğunda onun dünyasına uygun düşecek midir bu? vb.

- Gerçekten bunları düşünür müsünüz? Yoksa sizi yalnız doldurmak zorunda olduğunuz bir kitap kapağının boşluğu mudur ilgilendiren?

- Düşünen grafikçi de vardır, düşünmeyen de. Ama her ikisini de o sözünü ettiğiniz, doldurulması gereken boşluk ilgilendirir.

- Bu boşluğu doldurmak yoktan var etmek midir, yoksa sözcüklerde gizli olanı görünür kılmak mıdır?

- Doğrusu, bu soruyu, okurun değil de, yazarın ya da yayımcının sormasını beklerdim. Yazar, kuşkusuz kendi yapıtının bir parçası olarak görür kitabın kapağını. Hatta çoğu kez, kapağından hoşlandığında, onu kendinin yarattığını bile sanabilir. Oysa, bilinçli, daha doğrusu kültürlü, hiç değilse okur-yazar bir grafiker, grafik yaratının, soyutlama değil, somutlama olduğunu bilir. Öyle çalışır. Burda “somutlama” sözcüğünü görünür kılmakla eş anlamlı kullanıyorum.

- Görünür kılmakta resimlemenin, illüstrasyonun yeri nedir?

- Kimi kitaplar vardır ki, bizler, onu hiç değilse kapağını resimleyerek, derin anlamını dışa vurabilir, okuyucunun o kitaba daha çabuk girmesini sağlayabiliriz. Bu, “albeni”yi aşan bir yaratıdır. Güzel değil, “anlamlı” bir kapaktır söz konusu olan. Kimi kitaplar vardır ki, grafiker kitabı, o kitabın yazarını ne denli iyi bilirse bilsin, resimleyemez. Bu durumda o kitaba yakışacak bir harf karakteri ve bu karakterle yaratacağı bir düzenlemeyi seçebilir. Bu tür kitap kapakları, “yorum-dışı” kitaplardır. Bu yolu seçen usta bir grafikerse, gene de bir “alt-yorumu” vardır. Ama bu görünür görünmez algılanabilecek bir yorum değildir, ve son derece kişisel bir yorumdur.

Örneğin “İnce Memed"i,
  • ince (light) bir yazıyla mı vermeli, yoksa kalın (bold) bir yazı ile mi?
  • Kuyruklu (serifli) yazı ile mi, kuyruksuz (serifsiz) yazı ile mi?
  • Yazarın adı mı büyük olmalı kapakta, romanın adı mı?

Tüm bunlar profesyonel sorunlardır ve kuşkusuz yaratıcılık ister.
Ama harf karakteri (lettring) nasıl düzenlenirse düzenlensin, kitabın somutlaşmış bir yorumu olamaz bu.

- Çok kuramsal bir açıklama.

- Hayır çok pratik. Örneğin, Kafka’nın “Amerika”sı. Bu roman için bir kapak yapmam istense, bir resim düşünemem. Düşünebileceğim (ya da bugüne değin düşündüğüm) tüm resimlemeler romana bir katkıda bulunmuyor. Tam tersine, ondan bir şeyler apartıyor.

- Bu düşsel apartmalarla ilgili birkaç örnek verebilir misiniz?

-
  • Örneğin, bomboş, gökdelenlerin çevrelediği bir New York caddesinin fotoğrafı.
  • Örneğin, Amerikan gökdelenlerine bakan (yüzü görünmeyen) genç bir adam.
  • Örneğin Joyce’un Ulysses’i. Kapak: Dublin’in bir kent planı.
  • Örneğin Tolstoy’un Diriliş’i: Kapakta bir ikon-St. Dimitri (Novgogrod okulu).
  • Örneğin Beckett’in Molloy’u - yazarın gözleri.

- Bizim yazarlarımızdan hiç örnek vermiyorsunuz?

- Verilecek olanlar var, verilmeyecek olanlar var.

  • Gelin de “Ölümsüzlük Ardında Gılgamış” için bir illüstrasyon düşünün. Şiiri öldürürsünüz.
  • Yaşar Kemal’in “Teneke”si. Kapaktaki bir gaz tenekesi ancak bayağılaştırır bu öyküyü.
  • Ama “Memleketimden İnsan Manzaraları” grafikere büyük ufuklar açar.

Öylesine ufuklar ki, kapakla yetinmez, destanı resimlemeye bile kalkarsınız, değil mi?

- Evet... Hiç kuşkusuz. Çünkü, öykü vardır bu destanda. İnsanlar vardır.

- Resim gibidir.

- Dolayısıyla resimlenmesi kolaydır.

- Güller üzerine bir kitabı resimlemek, kapağını yaratmak da kolaydır, değil mi?

- Evet, ama bu heyecana bağlı. Gül konusunda yazılan size bir yaratma heyecanı veriyorsa.

- Oysa, Oktay Rifat’ın “Elifli” kitabının kapağını resimlemek zor, belki de olanaksızdır.

- Evet. Eski yazıyla bir elif harfi her şeyi bozar. Şiirlerin anlamını bile saptırır.

- Ama bu tür kitaplar için de belki bir illüstrasyon kitabın anlamını saptırmayacak, hatta onu açımlayacak bir illüstrasyon yaratılabilir.

- Sanmıyorum. Başarılı bir Rimbaud kapağı gördünüz mü bugüne değin? Resimli olarak?
  Ya da bir Shakespeare?

- Görmedim.

- Öyle aziz dostum, bugüne değin görmediğimiz kapaklar yapınız.

- Siz de bugüne değin okumadığımız kitapları yazmaya bakın.

- Bir okur olarak, hepinize başarılar diliyorum.











Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 71 - 1 Mayıs 1983