Bir zamanlar kütüphaneleri dillere destan olmuş kitap tutkunları vardı. Ali Emirî Efendi gibi, İbnülemin Mahmut Kemal İnal gibi, Kerim Sadi gibi... Kimi ünlülerin özel kütüphaneleri genel kitaplıklara aktarılarak günümüze kadar geldi. Kimisininki Sahaflar’da haraç mezat, parça bölük satıldı, kapanın elinde kaldı... Kimi ünlü kütüphanelerin de imi timi bellisiz oldu...
Genel kitaplıklarımız, bugüne kadar toplu kataloglarının yayımlanması işinin üstesinden gelinemediyse bile, yüzyıllar boyunca üretilen yazma ya da basma eserler yönünden alabildiğine zengin. Bu değerli kültür varlıklarımızı onca “bâdire”den kurtarıp bugüne ulaştırabilmemiz -kendi ölçülerimize göre- az şey değil...
Ama genel kitaplıklar, nitelikleri gereği, müze işlevi görmüyor.
Yani cildiyle, hattıyla, tezhibiyle, minyatürüyle sanat değerleri taşıyan eski kitaplar elimizin altında, gözümüzün önünde değil; görselleşmiyor.
Öte yandan, o eski kitap tutkunlarının, o ünlü kişisel kütüphanelerin sayıları azaldıkça azaldı. Araştırmacılar, incelemeciler, birtakım külfetlere katlanmayı göze alarak genel kitaplıklara yöneldiler. Bu, yakınılacak bir durum değil elbette; bir bakıma, kültür ürünleri birikiminin giderek arttığını ortaya koyan bir gelişme. Yine de, başta pul koleksiyonculuğu olmak üzere, birtakım hobby’lere yönelindiği bir dönemde kitaplık kurma tutkusunun yaygın hobby’lere oranını merak ediyorum.
ELLİ YILLIK TUTKU
Bu evrede, böyle bir “geçiş dönemi”nde, zengin bir kişisel kitaplığın Sanat Dergisi okurları yönünden de ilgi çekici olacağını düşünerek, Sayın Dündar Akünal’ın basın ve edebiyat çevrelerinde sözü edilen, “hatırı sayılan” kitaplığına gidiyorum.
Bu kitaplığın ilk özelliği, eski eserler, gazete ve dergi koleksiyonları yönünden zengin oluşu.
“Yer” sorunu başgöstermiş. Dergi ciltleri, kitap öbekleri raflara sığmayıp yerlere yayılmışlar... “Burada her şey birbirine girmiş” diye düşünüyorum önce. Ama çok geçmeden, Dündar Bey açıklamalar yaptıkça, kitapları, dergileri anında aradığı yerde bulunca, yanıldığımı anlıyorum. Gerçekten de, aranan arandığı yerde, arandığı zaman bulunamazsa ne değeri var...
Kitaplıktan ve kitaplardan önce, bu tutkuya elli yıl vermiş olan Dündar Akünal’ı tanımak istemez misiniz?
Dündar Akünal, 1922 İstanbul doğumlu. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenim görüyor. Uzun süre avukatlık yapıyor; öğrencilik yıllarından beri de antolojiler (“20 Yılın Şiiri ve şairleri”, “Türk Edebiyatında Aşk Şiirleri”), gazete ve dergilerde çeşitli konularda incelemeler, çeviriler yayımlıyor. Son görevi, Denizcilik Bankası Başhukuk Müşavirliği’nden 1979 yılında, kendini başladığı çalışmalara vermek, çağdaş kültür tarihimizin çeşitli yönleri üzerine araştırmalar yapmak üzere ayrılıyor.
Konuşuyoruz, not alıyorum.
Sayın Akünal, kitap tutkusunun nasıl başladığını şöyle anlatıyor:
“Babamın kütüphanesinde eski Fransız klasikleri ile yurt dışında çıkmış birçok Jön Türk gazetesinin koleksiyonu vardı. Yabancı kitapların cilt ve baskı nefaseti, gazetelerin değişik biçimleri, boyutları, sayfa düzenleri bende ilk görsel merakı uyandırdı. Ortaokul sıralarında başlayan tarih ve edebiyata yönelişle birlikte, bu yayınların hem içeriğine, hem görünümlerine gittikçe artan bir ilgi duydum. Özellikle Batı’yı ve Batı kültürünü tanıtan, yenilikçi eserlerin ilk baskılarını toplamaya başladım. Daha çok Tanzimat sonrası yayınlarına ilgi gösterdim.”
PAHA BİÇİLMEYECEK DEĞERDE
Kitaplıktaki hat sanatı, cilt, tezhip vb. yönlerinden en değerli yazmaları merak ediyorum. Gösteriyor, adlarını okuyup açıklıyor:
“En eskisi, 420 yıllık (1564 tarihli) Hafız Divanı...
Şu, 1652 tarihli Kitab-ı Tevarih-i Al-i Osman; sülüsle yazılmış...
Köşedeki, 1755 tarihli Tefsir-i İbni Abbas.
Onun yanındaki, Musa Hafız Rüştü hattı, tezhipli, 1813 tarihli Kur’an.
Bu, bir Farsça Mesnevi, tarihi belli değil, cildi ceylan derisinden...”
Osmanlı döneminden kalan basma eserlerin sayısı pek çok.
Tarihler, divanlar, kamuslar, lûgatlar, İslâmlık üzerine çeşitli adlar altında toplanmış eserler, çeviriler, tefsirler...
Bunlar Mısır’daki ünlü Bulak Matbaası’nda ya da Dersaadet’te (İstanbul’da) basılmış.
Adlarını soruyorum:
Kadı Burhaneddin’in Fuzuli’nin, Fitnat Hanım’ın divanları...
Altı ciltlik Mesnevi şerhi.
İbni Haldun’dan 1858 Bulak baskılı Mukaddeme, Tarih-i Cevdet, Müneccimbaşı Tarihi, Netayic-ül-Vukuat...
Ziya Gökalp’in kitaplarının ilk baskıları...
1856 tarihli Farsça bir Şehname, Arapça ve Farsça birçok kitap...
Sonra yabancı dillerde kitaplar.
Fransızca, İngilizce, Almanca...
Konu yönünden felsefe, edebiyat, tarih ağır basıyor.
Valéry, Hugo, Flaubert, Goethe’nin kitaplarının ilk baskıları...
Türkiye’yi konu alan çeşitli kitaplar...
The Illustrated London News gazetesinin 1840-1867 yıllarında yayımlanmış, Türkiye ile ilgili sayıları.
Akünal bunları Londra’da almış. Sayfalarını çevirdikçe, Kırım Savaşı’nın çıkmasının ardından, gazetenin -dolayısıyla İngilizlerin- Osmanlı devletine geniş ilgi gösterdikleri izleniyor. 1848 yangını, 1854 Aralığında Florence Nightingale’in Selimiye’de yaralı erlere “hemşirelik” edişi, 1867 Haziranında Sultan Abdülaziz’in Londra’yı ziyareti vb...
Bunca kitabı, gazete ve dergi koleksiyonunu nasıl elde edebilmiş Sayın Akünal?
“İstanbul’da, Anadolu’nun bazı yerlerinde, yabancı ülkelerde birçok kişiyle, özellikle eski eser satan kimselerle ilişki kurdum” diye anlatıyor. “Bunlarla görüştüm, ya da mektuplaştım. Örneğin, Türkiye’de yayımlanan ilk dergi olan, Münif Paşa’nın çıkardığı Mecmua-ı Fünûn’u ve onun bizde ilk hukuk felsefesi kitabı olan Hikmet-i Hukuk’unu İstanbul’da, Sahaflar’da buldum. Uzun araştırmalardan sonra Redhouse Lügati’nin ilk baskısını (1861) da elde ettim. Bu arada, Azerbaycan’da çıkmış olan bazı kitap, gazete ve dergileri edinmem de mümkün oldu. Hüseyinzade Ali Bey’in çıkardığı Füyuzat (1906-1907) ile Sâbir’in çıkardığı Molla Nasreddin (1906-1910; sonraki yıllarda da çıkıyor) dergileri bunlardandır. Babam son üç yıllık yurt dışı yaşamını Kahire, Paris ve Bakû’da geçirdiği, oralarda gazeteler çıkarıp, kimi gazetelere de yazdığı için yabancı ülkelerde çıkmış yayınların pek çoğu da ondan kaldı.”
Akünal, Adnan Ötüken döneminde Milli Kütüphane’nin kitaplarını satın almak için birkaç kez kendisine başvurduğunu da belirtiyor.
Söz dönüp dolaşıyor, yine Jön Türk yayınlarına geliyor. Dündar Akünal, Jön Türklerden Ahmet Kemal Akünal’ın (1874-1942) oğlu. Yurt dışında çıkan Jön Türk yayınlarının hemen hemen eksiksiz denilebilecek bir listesini ilk kez Dündar Akünal yayınlamıştır (May Kültür Ansiklopedisi, “Yeni Osmanlılarla Jön Türklerin Ülke Dışında çıkardıkları Gazeteler” maddesi, Cilt 8, s. 1296-1299).
Basın tarihimiz yönünden önem taşıyan bu çalışması üzerine şu bilgiyi veriyor:
“Hepsi de yurt dışına çıkmış olan Jön Türk gazetelerine ilgim, bunların tarihini araştırmakla başlar. Babam Atina’da İcma-i Ümmet, Kahire’de Doğru Söz gazetelerini çıkarmış, yine Kahire’de dört dilde yayımlanan Hakayk-ı Şark - La Verité Oriental’in Türkçe bölümünü yönetmiş, Bakü’da ve Paris’te yayımlanan Jön Türk gazetelerinde yazmıştır. Bende koleksiyonları olduğu için, bunlar bir temel oluşturdu. Hakayık-i Şark, çok ilginç ve değişik bir gazetedir. 1905’te bir Amerikalı tarafından kurulmuş, tam anlamıyla Jön Türklerin görüşlerini savunmuş ve Jön Türk muhalefeti yapmıştır. Bu gazete, Türkiye’deki devlet kütüphanelerinde bulunmadığı gibi, araştırabildiğim kadarıyla, Avrupa’nın ünlü kütüphanelerinde de bulunmamaktadır. ABD’de koleksiyonu olup olmadığını bilmiyorum. Siyasal karikatürler de yayımlamış ve -Şair Eşref’in de yazılarında sözünü ettiği üzere- etkili olmuş, uzun süre çıkmıştır.
Jön Türk gazeteleriyle ilgim böyle başladı. Bunlar hakkında ilk bilgileri veren bir liste yayımladım. Orada 160 kadar Jön Türk gazetesi yer almıştı. Sonradan elde ettiğim bilgilerle bu sayı daha da arttı. Bununla birlikte, koleksiyonlar incelenmez ve bilgiler ikinci elden derlenirse, bu gazetelerin yanlışsız bir listesi düzenlenemez. En doğru yol, ayrı ayrı incelemeler, küçük monografiler yapmak, bunların gerçek niteliğini ortaya çıkarmaktır. Doğru Söz’ü ve Hakayık-ı Şark’ı konu alan incelemelerimi yakında yayımlayacağım.”
Ona göre, Münif Paşa, “kapalı Osmanlı toplumunu çağdaşlaştırma çabası içinde olan”, “içinde yaşadığı dinsel dogmalar ülkesiyle zamanına göre laik Batı ülkeleri arasındaki farkı ve içinde bulunulan çıkmazdan kurtulma yollarını kavrayabilen bir avuç ilericiden biri, belki de en önemlisi”dir. Birçok önemli yeniliğin uygulayıcısı olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle “hayatı önemli bir araştırma gerektiren bu önemli adam”ı bütün yönleriyle ortaya çıkarmaya çalıştığını; eşinin Münif Paşa’nın küçük torunu olmasının da kendisine birtakım kolaylıklar sağladığını belirtiyor.
Dündar Akünal’ı kitapları, gazete-dergi koleksiyonları ve çalışmalarıyla başbaşa bırakırken, teşekkür ediyorum.
Alpay Kabacalı | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 90 - 15 Şubat 1984






