PLAYBOY: Bazı kitaplarınız beyazperdeye aktarıldı. Hemingway, yapıtlarının Hollywood'un "hışmına uğramasından" yakınmamış mıydı size?
MICHENER: Yakınmıştı. Kendi yapıtlarının filmlerini görmeye gittiğinde, sinemaya bir şişe de cin götürürdü. Film bitmeden şişeyi bitirmiş olurdu hep; sonra da çıkar giderdi.
PLAYBOY: Peki, sizin Hollywood'la ilişkileriniz ne durumda?
MICHENER: Yazdıklarımdan aşağı yukarı bir düzinesini sinemaya ve televizyona aktardılar. Bazıları çok güzeldi doğrusu. Oscar kazandılar; Oscar'a aday gösterildiler. Sekiz yıl önce bir liste yapılmıştı. En başarılı 50 filmin listesi. Bunlardan üçü benimdi. İçlerinde en güzeli Toko-Ri Köprüsü'ydü: neredeyse, kitabından bile güzeldi diyeceğim.
PLAYBOY: Delikanlılık çağınızda sizi en etkileyen yazarlar, kitaplar hangileri olmuştur?
MICHENER:
- Samuel Butler,
- Parma Manastırı'yla Stendhal,
- Middlemarch'ıyla George Eliot özellikle etkilemiştir beni.
- Belki de okuduğum en önemli kitap Multatuli adlı Hollandalı bir yazarın Max Havelaar'ıydı.
- Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'ı ise "felsefi roman" dalında yazılabilecek en güzel kitap.
Her şeyi okurdum bir ara. Özellikle, yabancı dillerde yazılmış eski romanları. Romana bayılırım.
- 14 yaşımdayken Balzac'ın bütün kitaplarını okumuştum. Sanki bir yıldırım çarpmıştı beni!
PLAYBOY: Gençlere, bu "yıldırım çarpma'' etkisini sağlayacak neler okumalarını öğütlersiniz?
MICHENER: Doğumlarından 30 yıl önceye pek gitmesinler. Madame Bovary dışında.
- Suç ve Ceza ile Savaş ve Barış'ı anlayabilmeleri için biraz tarih bilgisi gerek; Don Kişot için bile geçerlidir bu. Ama Madame Bovary yazılabilecek en büyük roman...
- Henry James okusunlar isterdim, Washington Alanı'nı ya da Daisy Miller'ı,
- Lampedusa'nın Leopar'ını,
- Yukio Mishima'yı,
- Steinbeck'i;
- Saul Bellow'un Augie March'ını ya da
- Mr. Sammlern Gezegeni'ni;
- Edith Wharton'un Ethan Frome'unu,
- bir de Sylvia Plath'ı.
PLAYBOY: Kendinizi saymadınız. Sizden ne okuyabilirler?
MICHENER: Ya Kaynak'ı ya da İberya'yı. Orta batıdan bir genç İberya'yı okursa çılgına dönebilir.
PLAYBOY: Kitap yayımlandığı zaman Franco'yu hoşgörüyle değerlendiriyorsunuz diye eleştirmişlerdi.
MICHENER: Franco rejimine karşı diye de İspanya'da yasaklamışlardı. Şu sıralarda İspanyol hükümeti yayımladı kitabı. İspanyol Enstitüsü de "modern İspanya'yı en iyi anlatan yapıtlardan biri" diye niteleyerek Altın Madalya ödülünü verdi.
PLAYBOY: Ödüller...
MICHENER: Bir olay anlatayım: Çarşamba günü telefon ettiler. New York'taki bir kuruluştan. Beni, Amerika'nın en iyi yaşayan yazarı seçmişler. Cuma gecesi bir ödül vereceklermiş. o gece New York'ta olmamı istediler. Ama Cuma gecesi için önceden verilmiş çok önemli bir sözüm vardı. "Gelemem," dedim. "Gelemez misiniz? Ama Norman Mailer gelebileceğinizi söyledi," dediler. Norman Mailer sokakta görse tanımaz beni. Bugüne kadar bir tek kere, ayaküstü, karşılaştık onunla. Ben de, "Evet, Norman'la bu konuda görüştük; ama herhalde bir yanlış anlama oldu" dedim. Telefonda kısa bir sessizlik. Arkasından şu soru geldi: "Peki, Cuma gecesi buraya gelebilecek, tanıdığınız bir başka büyük yazar var mı?"
PLAYBOY: Size verilmemiş iki büyük ödül kaldı sadece: Nobel ile Ulusal Kitap Ödülü.
MICHENER: Evet, sadece onlar var. Yazdıklarımın değerini çok aşan ödüller aldım.
PLAYBOY: Nobel ödülü ne kadar politik sizce?
MICHENER: Şey...
PLAYBOY: Yanıt vermekten kaçınıyor musunuz?
MICHENER: Bu soruyu mektup yazıp soranlar da var. Onlara aynı yanıtı veriyorum hep. Şöyle başlıyor: "Proust, Henry James, Conrad, Tolstoy gibi büyük kişilerin bu ödülü alamadıklarını düşünüp onları ödül almış bazı soytarılarla karşılaştırdığım zaman..." Hele o Knut Hamsun'a çok kızıyorum: Norveç'in işgalinde düşmanlarıyla işbirliği etmişti. Bir yazarın en yapmaması gereken şey... "Ben ilk saydığım kişiler arasında bulunmaktan onur duyarım." Tabii, bu ödülü almış değerli yazarlar da var. Onlar arasında olmak da onur verici bir şey.
PLAYBOY: Çağdaşlarınız arasında Nobel Ödülü'nün en başta kime verilmesi gerekirdi?
MICHENER: Thornton Wilder'a verilmemiş olması büyük haksızlık. Roman, tiyatro, deneme alanlarında çok başarılı bir yazardı Wilder.
Aynı değerde başka Amerikalı yazarlar da var:
- Edmund Wilson,
- Robert Penn Warren,
- Ralph Ellison,
- Bernard Malamud,
- John Updike...
- James Baldwin,
- Norman Mailer ya da
- Joyce Carol Oates biraz derinlere inebilseler. Seçiciler Kurulu edebiyat dışı nedenlerle bile olsa, onlardan birine ödül verebilir.
PLAYBOY: ileride bu kuşaktan en çok hangi yazar okunacak?
MICHENER: Vladimir Nabokov. Başkasına benzemiyor o. Yeri çok sağlam.
PLAYBOY: Peki, ileride en çok okunacak kitap hangisi?
MICHENER: Truman Capote, Yanıtlanmış Dualar'ı bitirebilirse, bu dönemin Toulouse-Lautrec'i olur çıkar. Esquire dergisinde bazı bölümleri yayımlandı. Okuduğum kadarıyla kokuşmuş, acı, felaket bir yapıt... ama bir hârika. Bitirebilirse, yüz yıl sonra üniversitelerde Saul Bellow ya da Bashevis Singer için tezler yazılmayacak; Truman Capote için, bu dönemi özetleyen roman için tezler yazılacak. Çağımızın temel kişisini hepimizden iyi yakalamış. Gerçek bir yazar.
PLAYBOY: Ya siz?
MICHENER: Beni yazar yerine koyan olmadı ki.
PLAYBOY: Yazar kimdir sizce?
MICHENER: Hemingway ile Fitzgerald'ın buluştuğu yerdeki kişidir. Çoğumuz o yerde değiliz.
PLAYBOY: Sizi Herman Wouk'la karşılaştıranlar çoğunlukta. Wouk için ne diyorsunuz?
MICHENER: İkimiz de aynı kümedeyiz. Onunla karşılaştırılmaktan onur duyarım. Wouk'un değeri pek anlaşılamamıştır. Kitapları uzun süre okunacak. Özellikle Caine İsyanı (Denizde İsyan) ile Savaşın Soluğu.
PLAYBOY: Ya Gabriel Garcia Marquez?
MICHENER: Patlayan, şiirsel anlatıma bayılırım. D.H. Lawrence'ı da bu yüzden severim işte bizim yapamadığımız şeyleri yaptığı için. Marquez de bunu çok güzel başarıyor.
PLAYBOY: Hermann Hesse?
MICHENER: Liseli öğrencilerin yazarı. Pek kalıcı olmayacak.
PLAYBOY: Alexander Solzhenitsyn?
MICHENER: Gerçek bir ses. Ama bana kalırsa, faşistin biri. Yine de pırıltılı kimselere, Mussolini olsun, Solzhenitsyn ya da Günter Grass olsun, kulak verilmeli.
PLAYBOY: Ya T.S. Eliot?
MICHENER: Çok güç geliyor bana. O da faşistin biriydi: Knut Hamsun için ne düşünüyorsam, onun için de aynı şeyi düşünüyorum. İnsanın davranışları daha yüce olmalı bence. Bazı şeyler bağışlanabilir, ama insanın kendi halkına ihaneti hiç bir zaman bağışlanamaz.
PLAYBOY: Thomas Hardy?
MICHENER: Ona saygımdan şimdi ayağa kalkarsam şaşırmayın. Hardy, inanılmaz derecede iyi bir yazar. Bütün genç romancılar Casterbridge Belediye Başkanı'nın ilk bölümünü mutlaka okumalılar. Bundan güzel bir açılış olamaz. Dickens'e olduğu gibi. Hardy'ye de saygım çok büyük.
PLAYBOY: Mark Twain'e ne dersiniz?
MICHENER: Mark Twain benim için düpedüz bir sorun. Huckleberry Finn belki de en güzel "Amerikan romanı". Moby Dick'den de güzel daha insancıl, daha kolay anlaşılır. Ama Twain, gezgin olarak, dayanılmaz biri. Yabancı bir ülkeyi anlatmak istediğim zaman Twain'i okurum; aynı şeyleri yapmamak için - o ucuz güldürü anlayışına kendimi kaptırmamak, Anglo-Sakson olmayan her şeyle alay etmemek için. itici bir şey.
PLAYBOY: Cervantes?
MICHENER: Ona saygım büyük. İspanya onu "ulusal yazar" olarak niteliyor. Franco İspanyası'nda yaşasaydı zindana atılırdı; Bourbon İspanyası'nda da öyle. Hayatının onda dokuzunu zindanda geçirirdi. Geçirdi de. Amerika'yla Walt Whitman gibi. Whitman'a en büyük şairimiz diyoruz şimdi ama Philadelphia'da ya da Denver'da sokakta görünmesinden bile hoşlanmazdık. Cervantes, o büyük kitapların sıcak bir odada, rahat bir koltuğa gömülerek yazılamayacağına örnek Başka şeyler yazabilirsiniz belki ama Don Kişot'u yazamazsınız.
PLAYBOY: Sizi en çok etkileyen yazar Hemingway mi oldu?
MICHENER: Evet. cümle yapısındaki görkem, sözcükleri kullanması... Onun gölgesinde bile olmak yeter bana.
PLAYBOY: Hiç öğüt vermiş miydi size?
MICHENER: "İyi bir Philadelphia'lı yazar olmak yetmez, şampiyonlarla boy ölçüşmen gerek, demişti.
Türkçesi: Ayhan Sümer | sanat olayı - Sayı: 10 - Ekim 1981
________________________________________________________________________________________________
![]() |
Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 185 - 1 Şubat 1988 |

