Orsay Garı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orsay Garı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Orsay Garı


Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand 1 Aralık’ta Paris’teki 100 yıllık bir garın açılışını yaptı. Ancak bu gar, artık her gün binlerce kişinin şu ya da bu kente giden trene yetişmek için koşuşturdukları, bir yanda dev saatlerin, bir yanda elektronik göstergelerin insanlara yol gösterdiği bir yolculuk başlangıcı değil, 19. yüzyıl sanatının en ilginç örnekleriyle, içe sindirile sindirile izlenebileceği bir müze: Orsay Müzesi.

Yakın geçmişte Chéreau, Béneix gibi Fransız sinemasının yeni kuşak yönetmenlerini etkilemiş, ama daha önce 1962’de Orson Welles’i büyülemiş, Perkins, Moreau, Schneider ve Lonsdale gibi ünlü oyuncularla çekilen ve geçenlerde Türk televizyonunun 2. kanalında gösterilen Davafilmine mekân olmuş bu garın, bir müzeye dönüştürülme öyküsü eskiye dayanıyor. Öncelikle böyle bir müzeyi Georges Pompidou düşlemiş, girişimin öncüsü ise Giscard d’Estaing olmuş.


1900 Evrensel Sergisi için, bu tarihten iki yıl önce mimar Victor Laloux tarafından inşa edilen Orsay, daha sonra gar ve otel olarak kullanılıyor yıllarca. 1935 yılında, hatlarda geliştirilen elektrik düzeni trenlerin daha uzun, daha çok vagonlu olmasına olanak tanıyınca, Orsay’ın 135 metrelik rıhtımı bu teknolojik gelişme karşısında yetersiz kalıyor. Bunun üzerine Tours ya da Bordeaux tren seferlerinin kalkış-varış noktası Saint-Quentin-en-Yvelines’e taşınıyor. Böylelikle Orsay’ın garlık serüveni sona eriyor, 32 metre yükseklikteki, dış iskeletinin ağırlığı Eyfel Kulesi’nin iki katını aşan bu yapı farelere, sürüngenlere terk ediliyor ve ancak yeraltı dünyasını konu olan filmler için çekici bir mekân görüntüsüne bürünüyor.

Gar bitiyor, ancak otel devam ediyor. Ta ki 1970’de müşterisizlikten kapılarını kapatmak çaresizliğine değin, birçok önemli olaya tanık oluyor bu otel. Örneğin General de Gaulle, 19 Mayıs 1958’de Fransızlara, o günden sonra izlenecek devlet politikasını duyurduğu ünlü konuşmasını, bu otelin balo salonundan yapıyor. Ancak ne Fransız generallerinin, ne de Rus prenslerinin anıları Orsay’ı kurtarmaya yetiyor. 1971 yılından başlayarak otelin ve garın ne tür bir işlevle yeniden yaşama geçirilebileceğini tartışması açılıyor. Zamanın Kültür Bakanı Jacques Duhamel, bu iki yapıyı Tarihi Yapıları Koruma Kurumu’na devrediyor. 1972 yılında ise Georges Pompidou’nun özendirmesiyle, Fransa Müzeler Birliği, Orsay’a talip oluyor. Kararın resmen alınması için 1977 yılını ve Giscard d’Estaing yönetimini beklemek gerekiyor yine de. 1981 Temmuz’unda ise projeyi Mitterrand yeniden ele alıyor ve yedi yıllık görev döneminin en önemli olaylarından birini gerçekleştiriyor.

1978 yılının Ekim ayında açılan ve 1979 Mart’ında sonuçlanan bir yarışma ile garı müzeye dönüştürme işini yürütecek ekip belirleniyor:
Colboc, Bardon ve Phifppon’dan oluşan ACT Grubu, bir yıl sonra çalışmalara başlıyorlar.

Yapının kaderi ve niteliği belirlenmişti.
Peki içeriği ne olmalıydı?

Sanat tarihi, genelde içinden seçilmiş kısa kesitlere fazla olanak tanımıyor. Sonunda “19. Yüzyıl Müzesi”nde karar kılındı. İçeriğin başlangıcı akademik resim ile bağımsız resim tartışmalarının başladığı, ardından dışavurumcuların ortaya çıkışıyla bütünleşen 1863 olarak saptandı. Bu tarih ilginçti, çünkü o yıllarda resim hâlâ cürmü devletten sorulan bir sanat dalıydı, ancak yaratıcılık devletin dışında, hatta devlete karşı olarak gelişiyordu. Yapıtların uzandığı son tarih ise, 1905’ti. Bu tarih fovizmin ortaya çıkışı olduğu gibi, Beaubourg’daki yapıtların başlangıcıydı da.


19. yüzyıl resminin başlangıcı konusunda en ilginç tartışma, sanırız Orsay gündeminde, Fransa’nın eski ve güncel cumhurbaşkanları arasında geçeniydi. Giscard d’Estaing 19. yüzyıl resminin Manet ile değil, Delacroix ile başlaması gerektiğini savunurken Mitterrand bu görüşü “aptalcaolarak nitelendiriyor ve başlangıç noktasının 1848 olduğunda ısrar ediyordu. Sonunda Mitterrand’ın dediği oldu. Ancak konunun uzmanları 1848 devriminin sanatsal üretim üzerinde fazla etkisi olmadığını, örneğin Corot ile Courbet’nin resim yapmak için 2. Cumhuriyet’i beklemediklerini ve romantizmin o yıllarda henüz ölmediğini vurgulayarak Mitterrand’ın görüşüne kuşkuyla yaklaştıklarını gösterdiler.


Orsay’ın 45 bin metrekarelik alanındaki gezintiye Bellechasse Meydanı’ndaki doğu kapısından başladığımızda,
  • 1848-1875 yıllarına ayrılmış birinci bölümde, heykel ağırlıklı bir görüntüyle karşılaşılıyor: Rude; Barye, Préault, Pradier ve diğerleri...
  • Uçta, Batı’ya doğru, müzenin 19 metre yüksekliğindeki iki kulesinin yanında Carpeaux’nun Napolili Balıkçıheykeli gerçek yerini bulmuş gibi dikiliyor karşınıza.
  • Hemen yanında Opera’ya ayrılmış bir bölüm var. Tiyatro dekorlarıyla ünlü Richard Peduzzi’nin opera binası ve çevresi düzenlemeleri bu bölümü oluşturuyor.


Doğudan ya da Batı’dan girilsin, müzeyi bir baştan bir başa geçen iki paralel salondan ilkinde 1865 tarihli “Çayırda Öğle Yemeği” tablosuyla son bulan, dışavurumculuğun başlangıcına değin uzanan gerçekçilik akımının örnekleri; ikincisinde ise Delacroix’nin romantizminden ve Ingrès’in neo-klasisizminden yola çıkan ve sembolizme değin uzanan türün örnekleri yer alıyor. Bu bölümde yer alan desen, gravür ve fotoğraflar, dönemle ilgili belgesel gereksinmelerini karşılayacak nitelikte.

Orsay’ın ikinci bölümü bütünüyle empresyonistlere (dışavurumcu) ve post-empresyonistlere ayrılmış 1870-1880 yıllarında yer alan tüm akımların, neo-empresyonistlerin, Pont-Aven Ekolü temsilcilerinin yapıtlarından örnekler de yine müzenin en can alıcı bölümü olan ikinci bölümde yer alıyor. Paris’teki Grand-Palais’te yakın geçmişte düzenlenen ve Cézanne, Manet, Renoir gibi dışavurumculuğun en önemli temsilcilerine ayrılan büyük sergilerden sonra bu bölümün fazla ilginç olmayacağı düşünülebilir ilk bakışta.


Burada yeni olanak ne verilebilir bir resim izleyicisine?
Yanıt: En iyisi.

  • Cézanne’in “Yıkananlarteması çerçevesinde gerçekleştirdiği ve ilk olarak 1982’de sergilenen küçük boyutlu tablolardan olaşan olağanüstü bir serisi,
  • yine Cézanne’in “Madam’ın Portresi veİskambil Oyuncularıtabloları,
  • Monet’nin içlerinde “Montorgueil Sokağı tablosunun da bulunduğu daha önce sergilenmemiş üç yapıtı.

Üçüncü bölüm heykelle başlıyor yine.

Rodin, Maillol ve Bourdelle’in yapıtları 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında bu sanat dalındaki eğilimleri örnekliyorlar. Terasa açılan bölümde ise, yüzyıl sonunda, akademik sanatın etkisiyle verilmiş yapıtlar izleniyor. Uzun yıllar unutulmuş, yasaklanmış, hafife alınmış, alay edilmiş, sonra birden önemsenmiş örnekler de var bu bölümde: Bouguereau, Elie Delaunay, Jean Béraud...

Daha sonra Fransa ve Belçika’dan Art Nouveau örnekleri;
Glasgow, Şikago ve Viyanalı ustaların heykelleri;
Matisse ve fovcular çevresinde, 1904-1906 yıllarını içeren ve 20. yüzyıla açılan kapının örnekleri...

Tüm bunlar için, bir yüzyılın en iyi özümlenmiş dökümlü ve bir çağ görkemli bir yansıması deyimi, çok fazla olmasa gerek.


1900 yılında, Orsay, gar olarak açıldığında, ressam Detaille şöyle diyordu:
“Bu gar olağanüstü. Güzel Sanatlar Sarayı havası var sanki.
Oysa bizim Güzel Sanatlar Sarayı’nın gardan farkı yok. Değiş tokuş öneriyorum.

Detaille’in önerisini ciddiye almak için tam 86 yıl gerekti.



Derleyen: Bülent Berkman | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 158 - 15 Aralık 1986