öğretmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünyanın bütün çiçekleri


Nerede olursa olsun insan, bir kapalı kutu, bir küçük dünya... Yetiştiği ortamın ürünü.
O dünyanın kapılarını aralamak, yeteneklerinin, iç zenginliklerinin ortaya çıkarılmasını, serpilip gelişmesini sağlamak...
Dünyayı insanla güzelleştirmek..

Toplumların eğitim düzenlerinin baş sorunu bu değil mi? Bilgiyle, bilinçle işlenmemiş toprağa düşen tohum, sıkıştığı karanlık yerde çürüyüp, gider, onu altın başağa dönüştürecek olan emeğin toprağı, havası, suyu, güneşidir... İdil Biret, okulsuz bir köyde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelseydi, devlet o yeteneğe gereken özeni göstermeseydi, övündüğümüz bu büyük sanatçıdan yoksun kalmayacak mıydık?

Bu yüzden çağdaş eğitim diyoruz, eğitimde fırsat ve olanak eşitliği diyoruz işte...

Milyonlara kalem tutmayı, ak kâğıt üstündeki kara yazıyı sökmeyi öğreten okullar, umudumuzun, geleceğimizin tarlaları... Öğretmenler o tarlaların yorulmak bilmez sevgi, özveri bahçıvanları... Hele ki yazın öğretmenleri... Çocuklarımızın insanlığın ekin ve sanat birikimine açan, onların düşüncelerini, duyarlıklarını geliştirmeye çaba harcayan emekçiler...

İngiliz tutucu partisinin Milli Eğitim Bakanı E. Baldvin, eğitime, eğitimciye gereken önemi verdiği için şöyle demiş 1938’de:

Öğretmen hiçbir zaman devletin uşağı olmamalıdır.
Yani hükümet ister sağ, ister sol, ister orta olsun, onun istediğini sandığı şeyleri savunmamalı, öğretmemelidir.
Öğretmenin tek amacı, gerçeği olduğu gibi belirtmek olmalı.

Hükümetlere düşen görev de böyle bir öğretmene özgürce çalışabilme olanakları sağlamak... 24 Kasım’ı Öğretmen Günü sayıp, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşaklar yetiştirmekten uzaklaşan anlayış, toplumun yaratıcılığını köreltmeye yönelik bir davranıştır olsa olsa... Ceyhun Atuf Kansu’nun “Dünyanın bütün çiçekleri” diyen o güzel öğretmenine kıyımdır:

Dünyanın bütün çiçekleri diyorum
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta
Yaz-kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta
Çok çektim, yalnız kaldım, yaşadım
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

  • abece, öğretmenlerin çıkardığı aylık eğitim, kültür ve sanat dergisi (Ataç Sokak, 27/5, Yenişehir-Ankara. KDV içinde 400 TL).

Yurdun çiçeklenmesine, bu yolda çalışanlara tüm çiçekleri ulaştırmaya çabalıyor abece. O da öğretmen dünyası gibi bir özveri ürünü
(Öğretmen Dünyası. Aylık meslek dergisi. Selanik Caddesi, SSK İşhanı. Kat: 8. No: 512. Yenişehir-Ankara)

abece’nin Kasım sayısında Öner YağcıYaşama Katılmak” başlıklı yazısına şöyle giriyor:

Demokratikleşme kavgamızda bir eksiklik var gibime geliyor. İliklerimde duyuyorum bu eksikliği. Bu eksiklik utandırıyor beni. Bu eksikliğin aynı zamanda duyarsızlığımız olduğunu düşünüyor ve üzülüyorum. Ama öğretmenlerimizin her koşulda toplumumuzun göz bebeği olduğu gerçeğiyle avunuyorum. Bu üzünçle ve bu avuntunun bana verdiği yürek ferahlığıyla yazıyorum. Öğretmenden umut kesilir mi hiç?

Elbet kesilmez... Sokrates öğretmen, Galile öğretmen, ilkçağ karanlığından günümüze insanlığa ışık tutan dünyanın ve yurdumuzun tüm öğretmenleri elbet gözlerimizi açma, ateş yakma çabalarını sürdürecekler barışın, demokrasinin, insanca yaşamanın harcı onların alın teriyle, yürekleriyle karılacak...

Bugünlerde “Yaşamak Yasak” adlı romanı yayımlanan Öğretmen yazar Hasan Kıyafet (Yaşamak Yasak, Hasan Kıyafet, roman, İnsanca Yayınları, 221 sayfa, İstanbul) dergideki yazısında korku eğitiminin, kulluk eğitiminin yaygınlaştırılmasına karşı çıkıyor, General Fahri Belen’in şu sözleriyle pekiştiriyor düşüncelerini:

Korku, ulus için en büyük tehlikedir. Özgürlüğü zedeler, demokratik gelişmeyi baltalar. Korku, bir ulusun yüksek niteliklerini yok eder. Böyle uluslarda ahlak çöküntüsü başlar. Fikrî gerilikler, toplumsal hastalıklar görülür. Yaratıcı ve yapıcı zekâlar söner. Değerler siner ve susar. Bunların yerlerini besleme bilgiler, iki yüzlüler, dalkavuklar, demagoglar kaplar. Kötülüklere karşı kimse ağzını açmak yürekliliğini gösteremediği için ekonomik alanda nüfuz ticareti, emeksiz kazançlar ve vurgunculuk görülür. Rüşvet ve kayırma bir kanser gibi ulusal bünyeyi kemirir. Yöneticilerle halk arasında derin uçurumlar açılır.

Her sayısı değerli yazılarla yüklü, yalnız öğretmenlerin değil, herkesin okuması gerek abece’yi.

  • Sarnıç, Balıkesir Cumhuriyet Lisesi’nin yayın organı... Yağmur kokan, bereket kokan, su tadında tek formalık bir dergi. Öğretmen-Öğrenci imecesinin ürünü. Duyarlık, yetenek tomurcuklarının patladığı umut alanı. Hangi ozan, hangi yazar böyle bir alandan çıkmamıştır yola. İşini bilen, seven öğretmenlerin eğitim alanını nasıl verimli bir bahçeye dönüştürebileceklerini somutluyor “Sarnıç”. Bu sağlıklı yazın eğitiminin ürünlerinden örnekler verebilmek ne iyi olurdu.

Gönül Kocadağ’ın denemeciliğini aktarmakla yetinelim:

Hep düşünürüm. Geleceği düşünür, geçmişi düşünür, doğruyu düşünür, yanışı düşünür, kötüyü düşünürüm ve herşeyi düşünerek yaparım. Nasıl düşünmeyelim ki! Düşüncesizce yapılan işler çok kötü olurdu herhalde. Ama en önemlisi, insanın düşündüğünü uygulayabilmesidir.

Zaten Pascal da şöyle dememiş mi: ‘Kafasız, kolsuz bir insan düşünebilirim. Ama asla düşünemeyen bir insan düşünemem!’” (Düşünmek)

Düşünen, yazan, üreten insanlar yetiştiren okulun müdürü Osman Barut’u ozan-eleştirmen İbrâhim Oluklu ve arkadaşlarını kutlarız.

  • Gerçek Sanat, Ekim ayında çıkmaya başlayan bir dergi (Gerçek Sanat P. K. 935 Karaköy. İstanbul. 150.- TL).

Sanatçı elbet kendi toplumunun sesidir önce.

Dağlarca, “Kızılırmak Kıyıları” adlı şiirinde Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna
 Uyandırmazsan
 Uyanacak değil diyordu halkımız için.

Uyandırıcı, bilinçlendirici bir işlevi olmalıydı sanatın. Halkının sağladığı olanaklarla yetişen sanatçı bu gerçeği göz ardı edebilir miydi? “Gerçek Sanat” dergisi, çıkış duyurusunda: “Sanat, anlaşılır olmalıdır. Çünkü sanatın öğreticilik, eğiticilik, yol göstericilik gibi görevleri, sorumluluklar vardır. Böyle olunca, bir sanatçı için hayatın tüm ilişkilerini bütün boyutlarıyla kavramış olmak zorunludur. Aksi halde ortaya koyduğu şey, hayatın değiştirilmesinde olumlu hiçbir rolü üstlenemeyecektir diyordu. Toplumcu gerçekçilik tartışmaları adı altında saldırıların yoğunlaştığı şu günlerde izlenmesi gereken bir dergi “Gerçek Sanat”...




Mehmet Başaran | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 157 - 1 Aralık 1987