Profesörlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Profesörlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şarkıcılar, Şarlatanlar ve Profesörler

Sayın Başkan,
Biliyorsunuz profesörler üçe ayrılır:

  1. Şarkıcı Profesörler,
  2. Şarlatan Profesörler ve
  3. Yalnız Profesörler.

Bir de, bunların dışında “YÖK-kondu Profesör” yapılmak istenen şarkıcılar ve türkücüler vardır ki, bunlar yukarıdaki sınıflamanın dışındadır.

Sayın Başkan, izninizle “YÖK-kondu Profesörler”i sonraya bırakarak, şimdi ilk üç profesör grubunun tanımlanmasına geçelim. Çünkü, saptamalarımın ve bu saptamalarıma dayalı olarak verdiğim kararın doğru olup olmadığını ancak bu tanımlamalarıma dayanarak yargılayabileceksiniz.


“ŞARKICI PROFESÖRLER”

Sayın Başkan, adları üstünde, bu tür profesörler çok konuşan profesörlerdir. Habis değildirler. Hatta yararlı oldukları bile söylenebilir. Genellikle iktisat ve işletme alanında görülürler. Hemen hemen her seminerde, her sempozyumda, her panelde yer alırlar. Gazete ve dergi sayfalarında da sürekli boy gösterirler. “Halka dönük” üniversite kavramının gerçek uygulayıcılarıdır. Her ne kadar değerli gazeteci-yazar Uğur Mumcu bunların bir bölümüne (aman dikkat, sadece bir bölümüne) “Holding Profesörü” diyorsa da, kanımca tümünün böyle nitelenmesi haklı ve doğru değildir. Çünkü, bu grubun bir bölümü, “anti-holding” görüşlerin temsilcisi ve savunucusu olarak sivrilmiştir. “Şarkıcı Profesörler” sınıfına girmelerinin nedeni de, toplumun, ya da panel ve seminer düzenleyicilerinin, çok şarkı söyleyen “holdingçiler”i dengeleme çabalarında yatar. Ayrıca siz de bilirsiniz ki toplumumuzda ne “holdingçi” ne de “anti-holdingçi” olmak suçtur.

Sayın Başkan, büyük bir açıkyüreklilikle itiraf etmeliyim ki, bendeniz de bu ekonomist-işletmeci ağırlıklı “Şarkıcı Profesörler” grubuna haddini bilmez bir toplumbilimci olarak katılmak cesaretini gösterdim. Yapılan konuşma davetlerinin hiçbirini geri çevirmedim. Tek başıma veya grup halinde, çeşitli seminer, sempozyum ve konferanslarda konuştum, bildiriler verdim. Kimi zaman “bilimsel” kimi zaman “vulgarize” sunuşlar yaptım.

Evet Sayın Başkan, itiraf ediyorum: Ben de bir “Şarkıcı Profesör”düm.


“ŞARLATAN PROFESÖRLER”

Sayın Başkan sayıları çok fazla olmayan “Şarlatan Profesörler” de kendi içlerinde iki gruba ayrılırlar:

  • Birinci grup, profesör ünvanlarını şarlatanlık yapmak için kullananlardan oluşur. Çok habistirler.
  • İkinci grup ise, profesör unvanını izinsiz kullananlardır. Çok habis değildirler.

  1. Birinci gruba, yani ünvanlarını şarlatanlık yapmak için kullananlara örnek olarak, başkasının yazdığı kitapları Türkçe’ye çevirip altına kendi imzasını atanlar gösterebiliriz.

  1. İkinci gruba girenler arasında ise dört yıllık bekleme süresini özel yasalarla iki yılda, Erzurum’da gözüküp, Ankara’da oturarak tamamlayanlar yoktur. Üniversiteden izin alıp özel kesimde yöneticilik yaparak sürelerini dolduranlar ve süre dolar dolmaz hem profesör hem dekan olarak atananlar da bu gruba dahil değildir. Bu gruba girenler, sadece profesörlük ünvanını izinsiz kullanan şarlatanlardır.

Şarlatan Profesörler” grubunun ikinci alt grubu da kendi içinde iki şubeye ayrılır.

  • Birinci şubede yer alanlar, YÖK, yasal ve fiili olarak henüz ortada yok iken üniversite senatoları tarafından profesörlüğe yükseltilenler ve üçlü kararnameleri imzalamadığı halde ünvanlarını kullananlardır.

  • İkinci şubede ise, YÖK yasal ve fiili olarak işe başladıktan sonra profesör yapılanlar ve kararları YÖK Başkanı’nca imzalanmadığı halde ünvanlarını kullananlar yer alır.

Şarlatanlık açısından ikinci altgrubun “birinci şubesi” en sürekli ve en başarılı kesimi temsil eder. Çünkü, bunların artık nasıl, hangi hakla ve hangi cüretle “yasal profesör olabilecekleri” belli değildir. Yürürlükten kaldırılan yasaya göre, ancak “üçlü kararname” ile “yasal profesör” olabilecek bu kişilerin YÖK Başkanı tarafından imzalansa bile, profesörlüğü kabul etmeyeceklerine ilişkin ciddi belirtiler vardır. Çünkü “alışmış kurdurmuştan beterdir” deyimi ile ifade edildiği gibi bunlar artık “Şarlatan Profesörlüğe” o denli alışmışlardır ki “yasal profesör” olmayı, YÖK Başkanı’nın çok değerli imzasına rağmen (bir rivayete göre, o imzadan dolayı) reddedeceklerini söylemektedirler.

Yalnız, burada bir “hafifletici” noktaya da işaret edelim Sayin Başkan. (Sonra tarih önünde “tarafsız davranmamış” olmakla suçlanmak istemem doğrusu). Bu “Şarlatan Profesörler”i şarlatanlıklarına esas teşkil eden “illegal unvan kullanma” eylemi toplum tarafından tahrik ve teşvik edilmiş hatta toplumun suça bizzat iştiraki bile söz konusu olmuştur. Hatta, hatta, en azından bir olay biliyorum ki, bu “Şarlatan Profesör” hiçbir zaman, ama gerçekten hiçbir zaman, bu ünvanı kendisi kullanmamış, fakat toplum tarafından kendisine hep profesör diye hitap edilmiştir. Yine haksızlık etmemek ve gerçekten ayrılmamak amacıyla belirtelim ki, bu “Şarlatan Profesör”, başka bir suç daha işlemiştir: Utanmadan, her vesile ile, eskiden mensup olduğu üniversitenin senatosunun kendisine profesörlük ünvanı verdiğini her yerde, gerekli gereksiz, anlatmıştır. Böylece, işlediği suça, bir senatoyu da alet etmiştir.

Sayın Başkan, Şarlatan Profesörler grubunu bitirmeden önce, Birleşik Amerika’daki üniversitelerden birinden “profesördür” diye kâğıt alamayınca, “aldığı maaş profesör maaşıdır” diye yazi getirerek önce profesör sonra dekan olanların da bu gruba girmediğini belirtmeliyim. Bunların profesörlükleri “çok yasaldır”. Çünkü, işlemleri yasa ve yönetmeliklere uygun olarak yapılmıştır.

Bu gruba ilişkin son bir söz,
  • Profesör Panosyan” gibi, kendi kendisine ünvan vermiş fakat sonra toplumca benimsenmiş olan kişilerle,
  • Ordinaryüs Lefter” gibi, ünvanı, doğrudan doğruya toplum tarafından tevcih edilmiş kişilerin durumu hakkında söylenmelidir. Kanımca bu kişiler “sınıflama dışı“dırlar. Çünkü onların hakkındaki profesörlük kararını toplum ve tarih zaten olumlu olarak vermiştir. (Darısı “yasal ünvan” sahiplerinin başına.)

Sayın Başkan, büyük bir esefle itiraf etmek isterim ki, bendeniz bu grupta da yer almaktaydım. Daha “bilimsel” bir ifade ile, bir zamanlar “Şarlatan Profesörler” grubunun “ikinci alt grubu”nun “birinci şubesi”ne dahil olduğumu belirtmek isterim. Hatta bu şubenin “tipik” bir temsilcisi olduğum da iddia edilirdi. Fakat literatürde “prototip” mi yoksa “stereotip” mi olduğuma henüz karar verilememişti.


“YALNIZ PROFESÖRLER”

Bu grupta yer alan “Yalnız Profesörler” hayatta profesörlüklerinden başka hiçbir özelliği olmayanlardır. Bu nedenle kendilerine “Sade Profesör” de diyebiliriz. Son derece renksiz ve kokusuz bir yaşam sürerler. Üniversitenin gerçek sahipleri bunlardır. Saylan gittikçe azalan bu kişilerin tüm dertleri, gerçeğe uygun bilgi üretmek ve bu tür bilgileri öğrencilerine aktarmaktır. Ayrıca bazı öğrencilerini kendileri gibi “Yalnız Profesör” yapabilmeyi de amaçlarlar. Toplumun çeşitli renkleri ve “kokuları” düşünüldüğünde, bunlara sırt çevirerek, bilim aşkına, köle gibi çalışan bu kişilerin akıllarından kuşku duymamak elde değildir.

Ağababaları Galileo Galilei olan bu “yalnız Profesörler”in bir başka özelliği de “gerçek” olduğunu sandıkları bilgilerden ödün vermemeleri ve çenelerine de hakim olamamalarıdır. En büyük suçlamalar da Romen “Bir”, Büyük “B”, Arap “Bir” grubunda yer alan ve habis nitelik taşıyan şarlatanlara boyun eğmemeleridir. Bu yüzden, kendilerinin yalnız akıllarından değil, ruh sağlıklarından da kuşku duyulmasına yol açacak bir biçimde sürekli belâ ararlar. Kimi çevrelere göre “mazohistik” olan bu belâ arama etkinliklerinde toplum da onlara çok yardım eder. Türkiye’nin hemen hemen periyodik bir düzene kavuşmuş bulunan “bunalım” dönemlerinin maliyeti, mutlaka bunlara ödetilir. Bunalım sırasında yerlerde sürüklenen, kafası  gözü yarılan sonra da işlerinden kovulanlar bunlardır. Yine bunalım sırasında itilip kakılan, sonra da hapse atılıp tuvalet temizlettirilenler arasında bunlar bulunur.

Ülkemizi pençesine alan cinayet salgını sırasında, “Yalnız Profesörler“in bu niteliği bir işe daha yaramıştır: Katiller, cinayet talimlerini ve göz korkutma programlarını bu profesörlerin canlarını alarak icra etmişlerdir. “Yalnız Profesörler” sonradan bunalımın suçlusu olarak da görülmüşler ve saç-sakal tıraşına tabi tutularak tecziye edilmişlerdir.

“Yalnız Profesörler”in bir bölümü “bilim aşkı” yanında ikinci bir aşk olarak “öğrenci aşkı”nı da belirtirler.
Bunlar, sapık düşünce ve davranışları sanki yeterli değilmiş gibi, bir de kendilerini “gençler uğruna” helak ederler.

Sayın Başkan, bir zamanlar “Yalnız Profesörler” grubunda da yer alacak kadar enayi ve sarsak olduğumu büyük bir utançla itiraf ediyorum.
Bu nedenle hem aklımdan hem de ruh sağlığımdan ne denli kuşku duyarsanız duyunuz, haklısınız.

Sayın Başkan, isim babalığını değerli gazeteci Çetin Emeç’in yaptığı “YÖK-kondu Profesörlere geçmeden önce,
isterseniz ipin ucunu kaçırmamak için, sınıflamayı bir kez daha gözden geçirelim:

Profesörler âlemi ikiye ayrılır:
  1. Romen “Bir” “Profesörler”,
  2. Romen “İki”, “YÖK-kondu Profesörler”.

Profesörler” de üç gruba ayrılır:
  • Büyük “A”, “Şarkıcı Profesörler”,
  • Büyük “B”, “Şarlatan Profesörler”,
  • Büyük “C”, “Yalnız Profesörler”.

Şarlatan Profesörler” de iki gruba ayrılır:
  • Arap “Bir”, Ünvanlarını Şarlatanlık İçin Kullananlar”,
  • Arap “İki”, “Ünvanlarını izinsiz kullananlar”.

Ünvanlarını İzinsiz Kullananlar” da;
YÖK öncesi ve YÖK sonrası diye küçük “a” ve küçük “b” biçiminde iki alt gruba ayrılır ama, artık burada onun ayrıntısına girmiyorum.


“YÖK-KONDU PROFESÖRLER”

Şimdi geldik profesörler âleminin ikinci büyük grubu olan “YÖK-kondu Profesörler”e.

YÖK-kondu Profesör” terimi üniversitelere “YÖK-kondu” olarak bağlanan ilkokul, ortaokul, kâğıt fabrikası, doğrama atölyesi gibi kurumlardan, akademik kariyere paraşütle inecek personel için kullanılır. Üniversiteler, eski “profesörler”den temizlendikten sonra, yerlerine “YÖK-kondu” profesörler atanacaktır. Atama işlemi için, üniversitelerin iyice temizlenmesi gerektiğinden “YÖK-kondu Profesörler”in seçimi biraz daha zaman alabilir.


SONUÇ VE SORUN

Sayın Başkan, size güvenimin sonsuz olduğunu daha önce belirtmiştim.
(Bakınız Milliyet Sanat’ın 1 Ağustos 1984 tarihli nüshasındaki “İmza Benim Ama Kabahat Babamın, Sayın Başkan” adlı “makale”).

Şimdi bu sonsuz güven içinde size bir soru sormak istiyorum: Duydum ki, bu “YÖK-kondu” Kurumlardaki on beş yıllık öğretmenler, üniversitelerimize “YÖK-kondu Profesör” olarak atanacaklarmış. Benim de üniversitede geçmiş on yedi yıllık hocalığım var. Acaba başvursam, beni de “YÖK-kondu Profesör” yaparlar mı?

Sayın Başkan, lütfen beni anlayın: Ne “Şarkıcı Profesörlük”, ne “Şarlatan Profesörlük” ne de “Yalnız Profesörlük”.
Bunlar artık beni tatmin etmiyor. İlle de “YÖK-kondu Profesör” olmak istiyorum. Üstelik sesim de güzeldir. İnanmazsanız amcama sorun.



Emre Kongar | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 114 - 15 Şubat 1985