Sibernetik bilginleri, komputerler yardımı ile resim sanatı alanı içine girerlerken, konuyu önceleri iki ana yönden ele almışlardı:
- Komputerlerde, “0-1 Sistemi” ile gidiş-geliş'te bulunan elektron darbecikleri ile “Visual Display Unit” (Görüntü Ekranı) üzerinde bazı hareketler oluşturmak,
- Görüntü ekranı üzerinde operatörler tarafından (optik ışık kalemleri ile) yapılacak olan, çizim, disagn ve resimlere yeni hareketler vermek.
Bu konudaki çalışmalar, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da olduğu kadar Avrupa ülkelerinde de büyük bir gelişme göstermişti.
Avrupa ülkelerinin Amerika'dan bize daha yakın olması nedeni ile,
önce bu ülkelerdeki çalışmalardan ve (özellikle) Avusturya'da Prof. Otto Beckmann'ın çalışmalarından örnekler vererek konumuza girmeye çalışalım.
1908 yılında Vladivostok'ta doğan Prof. Otto Beckmann, birlikte çalıştığı;
- Müh. Alfred Grassl,
- Müh. Oskar Beckmann,
- Müh. Gerd Koepf ve
- Gerhard Schedl adındaki uzmanlar ile “Ars Intermedia” adında bir çalışma gurubu oluşturmuştu.
1966 yılında ortak çalışmaya yönelen bu “Gurup”, “Modern Sanat” anlayışını yepyeni bir biçimde ele alarak çalışmalarına başlamıştı.
Prof Otto Beckmann'ın deyimi ile:
“..“Modern Sanat”, geniş, penceresi olmayan, hücre gibi bir oda görünümündedir. Birkaç büyük ad, görünüşte bütün olanakları denemiş gibidir. Bu adların halefi ile (kendinden sonra gelenler), yalnızca onların mirasından yararlanmak ya da en iyi ihtimalle bu mirası çoğaltmak söz konusu olabilir. Komputer sanatı, bu kapalı odadan dışarı açılan bir kapıdır. Modern sanat alanında, sınıflandırılabilecek belli bir sanat akımı değildir. Kompüter sanatında bir meta-disiplin karakteri vardır. Burada ağır basan unsur; biçim ve görüntü hiyerarşisinde sihirli bir formül gibi derinliklerden gün ışığına çıkan “Program”dır...”
Prof. Otto Beckmann,
bir komputer içinde gidiş-geliş'te bulunan elektron darbeciklerinin bu konuda ne derece yardımda bulunabileceğini de şöylece dile getirmişti:
“..Elektron ışık demetinin özellikleri sayesinde grafik yalnızca bu tür işleme özgü bir karakter kazanmaktadır. Ancak oszilograf ile çalışmanın en büyük önem taşıyan yanı şudur: Görüntü ekranı vasıtasiyle göze görünen programa müdahale etmek ve yeni koşullarla bunu değiştirebilmek imkânı her zaman vardır. Ancak bu sayede program düzenlenip bir kez yürümeye başladıktan sonra, “İnsan-Makine Bağlantısı” yeniden kurulabilmekte ve bir “Anlam” taşımaktadır. Yalnız hemen şunu da (yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için) belirtmek gerekir: “İnsan-Makine Bağlantısı”nın yeniden kurulması, insanla makine arasında “Sibernetik Bir Diyalog”dan daha çok, “Uyum Kabiliyeti olan Bir Sistem”i ifade etmektedir..” (1)
Sanıyorum ki şu satırlar sibernetik ile elektronik teknolojisinin resim sanatı alanına ne ölçüde ve ne kadar değişik bir anlamla dolu olarak girdiğini yeteri kadar belirtmektedir. Bu konudaki çalışmalar “Sanata Daha Yatkın Olan” tüm Avrupa sibernetikçileri ve komputer uzmanları tarafından ayrı ayrı anlamlarla dolu olarak geliştirilmiştir.
Aşağıdaki üç şekilde Michael Noll'un komputerden elde ettiği çeşitli kompozisyonlar görülmektedir.
Prof. Otto Beckmann'ın çalışmalarından söz ederken onun özellikle “Program” üzerinde durduğunu belirtmiştik.
Aynı çalışmaları renkli olarak geliştiren bir başka uzman Jean-Claude Helgand'dan şu değerlendirmeleri dinlemekteyiz:
“..Resim ve çizim sanatında, komputerlerin kullanılmasının ana amacı, her şeyden önce, bir “Program” çizmektir. Bu programın sonuçları renk ve biçim olarak belirlenir ve yapılan hesaplar bir armoni ile ilgili olursa bunu “Renk Otomatı” olarak adlandırabiliriz. Meydana getirilecek yapıtın gerçekleşmesi için, “Sanatçı”nın kafasının içindeki fikirleri ile birlikte bir “Program” da gereklidir. Bu “Program” bana çalışmalarımda “İki Boyutlu Renkli Yapıtlar” için özel bir “Dil” saptamamı ve onu kullanmamı zorunlu kılmaktadır. Ancak böyle bir “Dil”in kullanılması ile yapılacak cisimlerin kompozisyonu kolaylaşmaktadır. Bu “Dil”in bir diğer etkin yönü de yapılacak cisimlerin tanımlanması, renklendirilmesi ve şekillendirilmesinde, en önemli rolü oynamasıdır. Sanatçı (ya da Programcı), meydana gelmekte olan şekli, kolayca izleyip, seyretmektedir. Diğer yönden de cisimlerin oluşma anında dilediği anda ona karışarak istediği biçimleri verdirebilmektedir..” (2)
Sibernetikçi sanatçılar ya da sanatsal sibernetikçiler, Avrupanın çeşitli ülkelerinde ya yalnız başlarına ya da gurup çalışmaları yaparak bu yeni “Sanat Türü”nü, her geçen yıl daha da geliştirmektedirler. Almanya'dan Herbert Franke, komputerin “Görüntü Ekranı”nda belirlenen şekillerin tuşlara basılarak bozulması ve tanımlanamaz bir biçime getirildikten sonra yeniden biçimlendirilmesini “Komputerle Yeniden Biçimlendirme ve Tanımlama” olarak değerlendirmektedir.
Aşağıda komputer içinde “0-1 Elektron Darbeleri” biçiminde gidiş gelişte bulunan dalga ve akımlardan yararlanılarak, meydana getirilen ilginç şekiller görülmektedir. Bir ipek tül akışı izlenimi veren bu şekiller komputeri kullanan sanatçının “Görüş”üne, “zevk”ine ve “Düzenleyeceği Program”a göre biçimlenmektedir.
Sibernetikçilerin, komputerlerin “Görüntü Ekranı”nda çizimlerde bulunarak resim sanatı alanında yeni gelişmeler ortaya koyduklarına değinmiştim. Böyle bir çizim işine girişen operatör sanatçı (!), fırça yerine “Işın Kalemi”ni kullanmakta ve incecik kalemin ucundan çıkan elektron darbeleri ile “Ekran” üzerinde, istediği şekilleri oluşturabilmektedir. Bu kalemi kullanan operatör, makineye ileteceği “0-1” karakterlerini, nokta, vektör ya da çizim biçiminde, “Ekran” üzerine iletmektedir. Böylece de meydana getirmek istediği şekilleri, “Katod Işınları Tüpü” (C.R.T.) yardımı ile çizerek komputerle “Haberleşme”yi sağlamaktadır. Operatör “Işık Kalemi”ni düzgün olarak parmaklarına yerleştirdikten sonra, akım geçen düğmeye basarak kalemi çalışır duruma getirmektedir. Daha ince çizimler yapmayı istediği anda ise “İnce Optik Işık Kalemi”ni kullanmaktadır. (3)
“Işık Kalemi” ile çizimlerin nasıl yapılabildiğini aşağıdaki şekiller ile birlikte,
Massachusets Teknology Enstitüsünden Dr. Sutherland'ın satırlarından kolayca kavrayabileceğiz:
Komputerle yapılan elektron alış-verişi yoluyla meydana gelen çizim ve resimlerin bir özelliği de, bu çizimlerin “Dinamik” bir duruma dönüştürülebilmeleridir. Operatör sanatçı çizimini tamamladıktan sonra “Ekran” üzerinde “Elektron Akımları”nı çeşitli yönlerden şiddetlendirerek bu resim ya da çizimine hareket kazandırabilmektedir. Aynı anda çizim ya da resmin yapısını çeşitli durumlara dönüştürebilmektedir.
Aşağıda Charles Csuri'nin “Yaşlı Adam” çiziminin ne şekillere dönüştüğü,
adamın kafa yapısının ve yüz anlamının ne kadar değişebildiği kolayca görülmektedir.
Komputer ekranında çizim ve resimlere hareket verilebilmesi, resim sanatından sonra seramik sanatında çok ilginç bir gelişme göstermiş
ve “Seramik Sibernetik” olarak adlandırabileceğimiz yeni bir sanat olayı yaratmıştır.
SERAMİK SİBERNETİK
Sibernetikin, resim sanatı alanında uygulamalarına kendimizi zar zor alıştırmaya çalışırken, şimdi de karşımıza “Seramik Sibernetik” diye yeni bir sanat türünün çıkması kulağımıza pek hoş gelmeyecektir. Ancak hemen belirtelim bu ilginç ve teknik sanat türü ile cisimlerin komputer ekranında “Üç Boyutlu” olarak gösterilebilmesi elde edilmiştir.
Bu konuda da ünlü ispanyol komputer uzmanı ve sanatçı José Luis Alexanco'nun çalışmalarını
kendi anlatımından dinlememiz, sanıyorum ki yeteri kadar fikir verebilecektir.
“..Beni yardımcı elemanlardan yararlanmaya yönelten ve 1965 yılından beri süregelen çalışmalarım analiz edildiğinde, “Şekilleri, Kristalize Ederek Geliştirme” sistemi gözlenecektir. Bu sistemle “Elektronik İşlem”den yararlanarak, çalışmalarım çok daha rasyonel ve çok daha büyük bir gelişme düzeyine ulaşmıştır. Bu işleme, 1969 yılında “Çalışmalarımı, Üç Boyutlu Objeler Biçiminde Geliştirme” safhasında başladım. Önce 20 tane eğri ile “Üç Boyutlu Obje Meydana Getirme” çabasına giriştim ve bunun için de bir “Kübik Matrix Metodu” saptadım. Ve çok sağlam bir “Algoritm” yardımı ile de, bu şekillerin birbirini izleyen, “Bozulma Durumları”nı da komputerle saptadım. Şekil meydana getirilinceye dek, süregelen “Zincirleme İşlemler” ve “Bozulma Durumları”, ayıklama yolu ile ve bir programla kontrol altına alındı. Sonuçta en son bozulma biçimine kadar, tüm değişme durumları izlenebildi. Bu bozulma ve değişme işlemlerinin, doğru olarak saptanabilmesi için bir 2250 terminal kullanmayı planladım. Böylece seyircinin de işlemi yakından izleyebilmesi olanağı sağlandı. Böyle bir program ve uygulama sonunda, elde edilen sonuçlar ortadadır. Bu programlarla, şekillerin (heykel ya da seramik) üç boyutlu olarak yeniden meydana getirilebilmesi sağlanmıştır..” (5)
Seramik sibernetik adı verebileceğimiz bu çalışmalar sonunda “Üç Boyutlu Görüntü”nün komputer ekranında sağlanması, bu görüntünün makinenin “Hafızasına Alınması” ve istenildiği anda da alınarak istenildiği kadar çoğaltılabilmesi. teknolojilerini de beraberinde getirmiş oluyordu. Filim yapımcıları “Üç Boyutlu Film” hazırlıklarını sürdürürlerken, sibernetikçilerin bu gelişmeyi komputer ekranında ortaya koyabilmeleri, çağımızın bir “Sibernasyon Çağı” olduğu yolundaki iddiaları en güzel bir biçimde kanıtlamaktadır.
Nitekim, günümüzde bilim çevrelerinde;
- “Komputerleşmiş Toplum”
- “Geleceğin Robotları”
- “Düşünen ve Yönetimde Bulunan Makineler” (Machina Faber) sözleri çok sık kullanılmaktadır.
Avrupalı sanatsal sibernetikçilerin bu ilginç çalışmalarına rağmen Amerikalı uzman Kenneth Knowlton
bütün bu çalışmaların “Sanat” olarak tanımlanamayacağı kanısındadır.
Ona göre “..Makineden elde edilen sonuçların Sanat olarak nitelendirilmesi erkendir. Çünkü uygulanan metodların çok ayrıntılı oluşu, büyük bir ilgi çekmekle birlikte, sanatçı için en büyük engeldir. Bilgi İletimi Ortamı bir komputer olduğu için Sanatçı'nın katkısı azalmaktadır..”
Sanatçı ya da uzmanın katkısı az ya da çok olsun ortada bir gerçek var. O da şu: Sibernetik biliminin ortaya koyduğu “0-1 sistemi” ve “Feed-Back Haberleşmesi” yolu ile yapay beyinler (komputerler) ortaya ilginç yapıtlar çıkarmakta ve görüntüleri “Üç Boyutlu” olarak da verebilmektedirler. Bu görüntüler, komputerin hafızasından istenildiği kadar ve tamamen renkli olarak alınıp satılmakta ve bir “Sanat Yapıtı” olarak da pazarlanmaktadır. Sanki Van Gogh'un bir tablosunu satın alıyormuş gibi!..
Avrupalı uzmanların çalışmalarının “Sanat” sayılamayacağını ileri süren Amerikalı uzmanlar, diğer yanda “Oyuncak Sanatı”na el atmışlardır. Oyuncakların komputerlerle kendiliğinden hareket etmesi (konuşması, ateş etmesi, uçması, dalması tehlike anında geri çekilmesi.. v.b. tıpkı bir canlı varlık gibi davranışlarda bulunması) ve insanlar ile aralarında “Yepyeni Bir Bilgi Alış-Verişi Kurabilmesi” aşamasına erişmişlerdir. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerindeki büyük mağazaların oyuncak bölümüne ayrılmış vitrinlerinde “Sibernetik-Oyuncaklar” (Cyber-Fun) yazıları bulunmakta, o yazıların altında yepyeni “Sibernetik-Oyuncaklar” sergilenmektedir. Hem de durmaksızın harekette bulunarak!..
Parker Bross'un çok güzel belirttiği gibi:
“..Teknolojik gelişmenin bu ölçüye varmış olması, günümüz oyuncak sanatını ve yapım sanayiini, mikro-elektronik konusuyla diğer dallardan daha fazla ilgilenmeye zorlamaktadır. Ve toplum da genel olarak Geleceğin Dünyası'na uyumda bulunabilmeye çok istekli bulunmaktadır.” (6)
___________________________
- ARS INTERMEDIA,
BİLGİSAYAR SANATI, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Ya. Sa:6. - I.B.M.
INFORMATIQUE I.B.M. Paris 1975. Sa:48. - AKMAN Toygar
OTOMASYON SİSTEMİ VE BİLGİ BANKALARI, Ankara Üniversitesi, Banka ve Tic.Huk. Enstitüsü Ya. Ankara 1975. Sa:290. - SUTHERLAND I.E.
COMPUTERS INPUTS AND OUTPUTS, (Information) A Scientific American Books. San-Francisco. 1946. Sa:53. - CATOLOQUE OF THE COMPUTER ASSISTED ART EXHIBITION HELD IN MADRID 1971.
- BROSS Parker
CYBER-FUN (New Toys With Minds of Own) OMNI. Nowember 1979. Sa:96-99.
Toygar Akman | sanat olayı - Sayı: 17 - Mayıs 1982




