Sümeyra Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sümeyra Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sümeyra Çakır


Vatandaşlıktan atılsam da, yurduma gidemesem de, söylediğim türküler bana her şeyi unutturuyor.
Farkına bile varmıyorum başıma gelenlerin çoğu zaman.

Böyle söylüyor Sümeyra Çakır. 12 Eylül 1980 sonrasında yurt dışına çıkan ve hakkında açılan bir davanın gidişatından endişe duyduğu için yurda dön” çağrısına uymayıp vatandaşlıktan atılan başarılı sanatçı Sümeyra.

Tam 7 yıldan bu yana sevdiklerinden, doğup büyüdüğü çevreden ırak, Frankfurt’ta sürdürüyor yaşamını Milliyet Sanat Dergisi için bir söyleşi önerimizi duyunca, sevindi önce. Ancak, o güne kadar Türk basınından hiçbir ilgi görmediği yönündeki yakınması dikkati çekiyor ses tonunda. Onca yıldır yaptığı birçok başarılı sanat çalışmasının basında yer almamasının düşündürücü olduğunu vurguluyor.

Onca zaman sonra da olsa unutulmamak, anılmak güzel bir duygu doğrusu diyor. Sümeyra eşiyle birlikte Frankfurt’un kenar mahallelerinin birinde oturuyor. Oldukça mütevazi bir ev. Nereye baksanız ilk çırpıda müzik kokusu geliyor. Hep yanık Anadolu ezgileri yankılanıyor sanki odanın duvarlarında.

Ruhi Su taklitçiliğiyle suçlanan Sümeyra Çakır, hafifçe gülümsüyor ve saz çalmasını bile ondan öğrendiği günlerden başlayarak giriyor söze:

Eskiden radyolarda bilirsiniz gerek korolar, gerekse solo şeklinde türküler çalınıp söylenirdi. Tekdüze ve öylesine soğuk, donuk, sevimsiz şeylerdi ki bunlar... Duyarak dinleyeni de yoktu elbette. Buna karşılık bizler, aile meclislerinde değişik müziğe yönelirdik. Kısacası öylesine yabancıydım ve öylesine ön yargılıydım halk müziğine karşı. Mimarlık öğrenimimin yanı sıra, klasik müzikle de uğraşıyordum. Bendeki bu eğitim düzeyindeki müzik eğilimi Ruhi Su’yu dinleyinceye kadar sürdü ve türkünün işte o zaman güzelliğini gördüm, sevimliliğini sezinledim. Ve o gün bugündür Ruhi Su ile tanışıp, ondan ders almaya karar verdim.


Müziğe olan ruhsal yatkınlık, müzik terbiyesi, Sümeyra’nın işini kolaylaştırmış kuşkusuz.
Sazla tanışması türküye özgün bir yorum getirmesi öyle pek uzun sürmemiş.

Sümeyra sözlerini şöyle sürdürüyor:

Ruhi Su, çizgisiyle, Türkiye’de bir okul açmıştı. Onun ilk öğrencisi, okulunun ilk mezunu olmak gurur verici bir duygu. Onun her gün başka bir yönünü tanıyordum. Ve her gün yeni bir şey öğreniyordum. Bir gün beni karşısına alıp ‘Artık Sümeyra, sen tek başına konser verecek düzeye geldin’ dediğinde, önümde uzun bir yolun bulunduğunu ve işimin hiç de kolay olmadığını farkettim.

Ve o gün bugündür koşturuyor Sümeyra. Bundan 7 yıl öncesinde öz yurdunda dalga dalga gelen türkülerini, Karacaoğlan’ı, Yunus Emre’yi, Mevlânâ’yı bugün el kapılarında dizelere getiriyor. Kolay mı acaba?

Elbette değil diye yanıtlıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

Elbette değil. Bugüne kadar Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sayısız konser verdim. Hep şunu gözledim: Bir kere kendi ülkenizde hiç karşılaşmayacağınız sorunlarla karşı karşıyasınız. Doğulu insana, Doğu’nun kültürüne karşı yıkılması zor bir önyargı engeli var. Bu engeli kırmak için biraz yorulmak gerek. Ayrıca Avrupalı olmanın kompleksine karşı kendi özünüzden fire vermeden mücadele verip, Türk Halk Müziği’ni onlara sevdirebilmek büyük zaman istiyor. Karınca kaderince onu başardığımı sanıyorum. 7 yıldır ardı arkası kesilmeyen konserlerim bunun bir kanıtı olsa gerek. Avrupa’da büyük kitlelere hitap ediyorum. Yabanda kendi ürünlerimizi tanıtmak, vatandaşlıktan çıkartılmama rağmen Avrupalının beni bir Türk sanatçısı olarak kabul etmesi çok güzel bir duygu. Bütün bunları yaşadıkça yurduma, türkülerime, daha çok bağlanıyorum. Her şey iyi güzel ancak, her sanatçı bir yerden sonra artık başka arayışlar içine giriyor. Ben de bunca yaban deneyimimden sonra kendi ülkemde olmak istiyorum. Çünkü ben bu sanatı kendi ülkemde, kendi insanlarımdan öğrendim. Daha iyi şeyler verebilmek için işin kaynağına dönmem şart. Çünkü sanat karşılıklı bir alışveriş olayıdır. Bu şekilde daha iyi ürünler verebileceğim kanısındayım.

Sümeyra, “Ruhi Su taklitçisi” yolundaki eleştirilere getiriyor yeniden sözü.
Bundan aşağılık duygusuna kapılmaktansa onur duyabileceğinin altını çizmeye büyük çaba sarfediyor.

Onun gibi söylemek, söylemeye çalışmak, onu duymak, onun yorumlarını vurgulamak, onun ekolünü sürdürmek, bana kompleks değil, olsa olsa gurur verir diyor. Bu yöndeki eleştirilere kulak asmayan Sümeyra, her sanatçının, belli bir hedefi olduğunu ve herkesin birbirinden öğrenecek çok şeyi olduğunu sözlerine ekliyor.

Dönüş konusu açılınca...
Dönüş kelimesini duyar duymaz, hemen yüz hatlarında garip bir ürkekliğin izleri beliriyor.

12 Eylül öncesinde DİSK’e bağlı Maden İş Sendikası İşçi Korosu’nun yöneten ve koro elemanlarıyla birlikte hakkında “Enternasyonal Marş söyletmek” suçundan dava açılan sümeyra,Henüz erken diyor. Türkiyede tüm gelişmelere rağmen, tam anlamıyla demokratik bir düzenin kurulamadığını öne sürüyor. Zor ama, şimdilik beklemeyi yeğliyor.

1977 yılında Ruhi Su ile birlikte yaptığı “El Kapıları”nı, sanatçının bir yıl Tahsin İncirci ile yaptığı “Barış ve Gurbet Türküleri” izlemiş.

Sözleriyle en iyi uyumu gösteren ezgileri yeğleyen ve deyişlerinde büyük bir disiplin göze çarpan Sümeyra yeni bir uzunçaların hazırlığında şu sıralar. 1978-1983 yılları arasında “Kadınlarımızın Yüzleri” adlı bir uzunçalarıyla yetinen Sümeyra’nın son hazırlığı ise ayrılık türküleri üzerine. Adı da öyle. “Allı Turna” adını da yakıştırdığı bu çalışmasından küçük kesitler dinletirken kendinden geçer gibi oluyor, bir heyecan kaplıyor yüzünü.

Neden ayrılık türküleri? diye sorduğumuzda şunları söylüyor:

Aslında bu hazırlığım, bir tepkinin bir başka dille biçimlenmesidir. Diyelim, insanları ayıran her şeye tepki... Örneğin, bir insanın vatanından ayrı kalması, annenin kızından, babanın oğlundan... Düşünün, sınırlar var insanları birbirinden ayıran... İşte o sınırlara kızarak söylüyorum bu türküleri. Kısacası bizleri, insanları ayıran her şeye kızdığım için söylüyorum bu ayrılık türkülerini.



Mehmet Canbolat | Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 183 - 1 Ocak 1988