“Sinema Yazarı” ve “Film Eleştirmeni” gibi iki ayrı deyim sanırım yalnızca bizde var. ikisi de aynı anlama geliyor gibi görünse de ben genellikle birincisinden hoşlandığımı düşünüyorum. Sinema üstüne birçok yazı yazdım bugüne dek. Ama elimden geldiğince “film eleştirisi” yapmaktan kaçındım. Film eleştirisi daha çok, bir filmi tanıtma ve değerlendirmedir bence. Sinema yazısı ise, bir filmden, yönetmenden ya da bir sinema olayından hareketle oluşturulan bir “metin”dir, adeta bir edebiyat yazısı. Bu tür bir yazı her zaman daha yakın geldi bana.
Film eleştirmenliği bir meslektir. Bu yüzden, her meslek gibi bazı “deformasyonlar” yaratır insanda. Her şeyden önce eleştirmen, rastgele bir sinemanın koltuğuna herhangi bir izleyici gibi oturmakta güçlük çeker. Daha çok bir “yargıç”, ya da önüne konan şişenin içindeki şaraba not veren bir eksper, bir “tadıcı”dır. Filmin akip gidişine rahatça bırakamaz kendini. Ya parçalara ayırarak “teşrih” eder, ya da rendeleyip düzelttiği masa bacağını çeşitli açılardan gözden geçiren marangoz gibi filmin konusuna, oyununa, müziğine, kurgusuna ayrı ayrı bakar. Sonunda filme yabancılaşır. Film, yaşanan bir şey olmaktan çıkıp nesneleşir. Arada oluşan o büyülü, kurallarını kendisi getiren yeniliği izleyemez. Genel kurallara, daha önce edindiği ölçütlere başvurur. Çünkü, eninde sonunda yargılamak, değerlendirmek, yargı ve değerlendirmeleri için kanıtlar bulmak zorundadır. Bu yüzden eleştirmen hataları, acemilikleri hoş görmez. Oysa hep biliriz, sanat da yaşam gibi “kusursuz” değildir. Yeni değerler, taze bakış açıları, tıpkı ırmağın altın tozları gibi değersiz kumlarla karışık olarak gelir.
Sürekli film eleştirisi yapmamama karşın, gene de bu meslek deformasyonundan kurtulmak için zaman zaman sıradan bir kovboy ya da serüven filmine gitmeyi unutmam. Bir yazlık sinemada sigaramı tüttürerek ya da bir karanlık salonda sıradan izleyicilerle birlikte keyiflenerek hiçbir değerlendirme yapmaksızın film seyrederim.
Film eleştirmenleri genellikle, okurların henüz görmediği bir filmi tanıtır, değerlendirirler. Bu yazılar genellikle filmin konusunu anlatarak başlar. Eleştirmenler belki de haklıdırlar böyle yapmakta. Okura, beyazperdede nasıl bir öyküyle karşılaşacağını haber vermek belki de gereklidir. Ancak, sinemada konunun ne kadar yanıltıcı olduğunu da en iyi eleştirmenler bilir. Konusunu özetleyerek bir film hakkında fikir sahibi oluna bileceğini düşünmek, konusunu anlatarak Beethoven’in Eroica’sının müzik değerini yansıttığını düşünmek kadar anlamsızdır. Sinema dili, tıpkı müzik dili gibi, söz ve yazı diline çevrilmesi en güç dillerden biridir. Bu yüzden, müzik dinlemeyi çok sevdiğim halde, müzik eleştirisinden bir türlü bir şey anlamam. Ya çok tekniktir ya da çok belirsiz.
Film eleştirmeni yazısını, genellikle yüksek tirajlı dergi ya da gazetelerde yazdığından, belki farkında bile olmadan ağır ağır bir tür konformizme kayar. Çok okunan bir yazar olarak izleyicinin güvenini kazanabilmek için daha ortalama bir bakış açısına zorlanır. Radikal görüşlerini çoğu kez kendine saklar. Ortalama izleyicinin beğendiği bir filme cepheden hücum edemez. Yeni, öncü, yadırgatıcı bir filmin kitlelere benimsetilmesinde güçlük çeker. Kısaca, kendi kişisel görüşleri ile okur kitlesinin eğilimleri arasında bir uzlaşma noktası arar. Bu, her zaman kötü bir şey değildir. Ama her uzlaşma gibi, giderek radikal yeniliklerin önünde bir engel oluşturur.
Bütün bunlara karşın, film eleştirilerini gene de merak ve zevkle okurum, Bana, ele aldıkları filmi anlatabildikleri, gerçekten o filmi yansıtabildikleri için değil. Kişiliklerini, beğenilerini az çok tanıdığım, kimi kez güven duyduğum, kimi kez karşı çıktığım o eleştirmenlerin, o filmi beğenip beğenmediklerini merak ettiğim için. Ayrıca, ister olumlu, ister olumsuz özellikler taşısın, bir film eleştirisinin, bir filmin tanıtımında ve ilgiyle izlenmesinde rolü olduğunu düşünürüm. Bunlar hiç kuşkusuz küçümsenemez özelliklerdir.
Ama ben, bir filmden, bir yönetmenden, bir sinema olayından hareketle, kendisi bağımsız bir yazı tadı veren “sinema yazıları” yazmaya çaba gösteriyorum.
Ne kadar başarılabilir bu? Kestirmek kolay değil.
Bir edebiyat yazısı ne kadar başarılabilirse.
Onat Kutlar | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 120 [119 yazılmış] - 15 Mayıs 1985
___________________________________________________________________________________________________________________________
Film eleştirisi, sinema yapıtının objektif bir biçimde çözümlenip incelenerek değerlendirilmesi ve bu konuda izleyicilerin aydınlatılmasıdır.
Film eleştirmeni sanatçı ile izleyici arasında bir köprü görevi görmektedir.
Ülkemizde sinema yazıları tek tük de olsa ilk kez film eleştirisi alanında görülüyor.
- 1918’de Muhsin Ertuğrul “Temaşa” dergisinde, Sedat Simavi’nin “Pençe” filmini eleştiriyordu. (1)
- 1919’da Muhsin Ertuğrul’un Almanya’da bulunduğu sırada “Temaşa”nın “Mürebbiye” filmi konusundaki eleştirisi “İ. G.” imzasıyla İ. Galip Arcan tarafından yapılıyordu.
- 1920’de, “Temaşa”da “Bican” filmi “K.R.” imzasıyla eleştiriliyor. (2)
- 1922 yılında o günlerin önde gelen edebiyat dergilerinden olan “Dergâh” da ise sinema eleştirileri derginin editörü Mustafa Nihat Özön tarafından yapılıyordu.
- O yıllarda Burhan Felek’in de sinema üzerine yazıları olduğu Fikret Adil’den öğreniliyor.
- 1929’da Sabiha Zekeriya “Sinema Gazetesi” adlı bir haftalık yayınlıyor ve bu dergide imzasız film eleştirileri yapılıyor.
- Fikret Adil de aynı günlerde “Vakit” gazetesinde film eleştirilerine başlıyor.
- 1937 yıllarında sinemayla ilgisi olmayan Hasan Ali Yücel, Nazim Hikmet’in rejisörlüğünü yaptığı “Güneşe Doğru” adlı filmi eleştirmişti.
- “Sinema Objektifi” adlı dergide ise Cihat Kentmen sürekli film eleştiriyordu. (3)
- 1941’de “Tasvir-i Efkâr”da Sezai Solelli film eleştirmeye başladı.
- 1945’de Rakım Çalapala, “Yıldız”da Türk filmlerini eleştirmeye başladı.
- Aynı yıl “Sine-Magazin”de Mahmut Ozan film eleştirileri yaptı.
- Sezai Solelli de fırsat düştükçe “Yıldız”da “Görünmeyen Adam”, “Lüks Koltuktaki Adam” takma adları ile eleştiriler yapıyordu.
- 1949’da “Yıldız” dergisine “M. Tuğrul Üke” Hollywood’dan eleştiriler gönderiyordu. (4)
- 1949’da “Perde” dergisinde de film eleştirileri yapılıyordu. (5)
1950’DEN SONRA
Yaklaşık 1950’li yıllara dek çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan sinema eleştirilerine film eleştirisi denemesi demek daha yerinde olur. Çünkü ülkemizde bu tarihe kadar sinema henüz bir sanat olarak alınmıyordu. Ciddi sinema dergisi yoktu, çıkan dergiler daha çok sinemanın magazin yönünü işleyen dergilerdi.
- 1950’de Nijat Özön, “N. Özer” takma adıyla, “Toprak ve Yağmur” dergisinde,
- 1951’de yine Nijat Özön ve Attila İlhan “Pazar Postası”nda,
- 1952’de Atilla İlhan ve Turhan Doyran “Kaynak”da, N.Özer “Yeryüzü”, “Beraber”, “Kervan” adlı sanat dergilerinde sinema eleştirisi yapmaya başladılar. (6)
- 1951 başında “Yıldız” dergisinde Vehbi Belgil’in film eleştirileri yayınlandı.
- 1953’de bu derginin “Haftanın Filmleri” sütununda Tuncan Okan ile Dinçer Güner eleştirilerini yazmaya başladılar. Bu ikili daha sonra Milliyet gazetesinde eleştiri yaptılar.
Gazetelerde film eleştirilerinin yayınlanması ilk kez Tunç Yalman’ın elindeki olanakları “Vatan”da kullanarak öteki sanat eleştirilerinin yanında film eleştirisi vermesiyle görüldüyse (7) de (çok kısa bir süre sonra yayını durdu) asıl gazetelerin film eleştirisi işine kendilerinin gereksinim duyarak başlamaları 1949-50’li yıllara rastlıyor.
- 1949-50 sinema mevsiminde Melih Başar “Ulus”ta, 1951 sonunda da Vehbi Belgil “Vatan” gazetesinde film eleştirilerini yayınladılar.
- 1952-53 mevsiminin başında “Vatan”da Attila İlhan ile Burhan Arpad haftanın filmlerini eleştirmeye başladılar.
- 1953 sonunda “Dünya”da Metin Erksan “Kamera” takma adıyla, daha sonra Erksan “Dünya”dan ayrılınca Semih Tuğrul “Sinopsis” takma adıyla film eleştirileri yazmaya başladı.
- 1945-55’de “Vatan”daki film eleştirmenlerine Tunç Yalman ve Oktay Akbal “Ok.Ak.” imzasıyla katıldılar. (8)
SİYASİ DERGİLERDE SİNEMA ELEŞTİRİSİ
Siyasi dergilere sinema eleştirisinin girmesi 1954 yılında görülüyor.
- “Devir”de Semih Tuğrul,
- “Demokrat İzmir”de Ziya Metin sinema eleştirisi yazıyorlar.
- “Akis” dergisinde 1956 Mart’ında önce Halit Refiğ’in, sonra Nijat Özön - Halit Refiğ ikilisinin yazıları çıkıyor. (9)
1956 yılına gelindiğinde “Vatan”, “Dünya”, “Yeni Sabah”, “Ulus”, “Milliyet” gibi gazetelerde düzenli olarak film eleştirileri yer alıyor.
- “Pazar Postası” ve
- “Yeditepe” gibi iki sanat dergisinde ve
- siyasi “Akis” dergisinde sinema eleştirilerine yer veriliyordu.
- Aynı yıl “Sinema” dergisi çıkmaya başladı. Bu dergi sinemacılar ve eleştirmenler üzerinde etkili oluyordu. (10)
1957 yılına girerken Nijat Özön’ün “Akis” dergisinde çıkan “Üçüncü Adam” başlıklı yazısında, Semih Tuğrul, Nijat Özön, Tarık D. Kakınç,
Halit Refiğ, Tuncan Okan’ın çalışmaları ele alınıyor ve gazetelerdeki eleştirme çalışmasının etkileri konusu işleniyordu. (11)
1957 yılında Tuncan Okan, Nijat Özön, Semih Tuğrul, Halit Refiğ 1956-57 sinema mevsiminin en iyi on filmini seçiyorlar. (12)
Rejisörlerden de beğendikleri filmi seçmelerini isteyerek sinemacı-sinema yazarı işbirliğini sağlamaya çalışıyorlar. (13)
1957 yılında “Kamelyalı Kadın” filminin eleştirilmesi ve 1958 yılında “Duvaklı Göl” filmine verilen değerlendirme yıldızlarının yapımcı ve yönetmeni tarafından beğenilmemesi üzerine tartışmalar çıkıyor. Bu tartışma yerli sinema üzerine daha çok eğilen yazarlarla geniş görüşlü sinemacıları birbirine yaklaştırdı. Bu yakınlık İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ile Türk Sinema Sanatçıları Derneği’nin birlikte düzenlediği film festivaline kadar sürdü. (14)
1957-58 mevsiminde,
- Milliyet’te Tuncan Okan,
- “Tercüman”da Semih Tuğrul,
- “Akşam”da Halit Refiğ,
- “Yeni Sabah”da Çetin A. Özkırım,
- “Kim”de Tuncan Okan,
- “Ulus”ta Nijat Özön, Halit Refiğ,
- “Pazar Postası”nda Tarik D. Kakınç,
- “Dost”da Nijat Özön çalışmalarını sürdürüyorlardı.
1959 yılında,
- “Sinema Tiyatro”,
- “Sinema 59” ve
- Gevgilili ve Kakınç’ın yayınladığı “Yeni Sinema” dergilerinde film eleştirilerine yer veriliyordu. (15)
SİNEMATEK VE FİLM ARŞİVİ
1960 başlarında, dergilerin yayın hayatlarını sürdürememeleri yüzünden sinemada eleştiri bir duraklama dönemine girdi. (16)
1964-1975 yılları arasında sinema alanında görülen gelişmeler sinema eleştiriciliği alanında da kendini gösterdi.
- Sinematek ve
- Film Arşivi çevresinde yetişen yeni yazarlar, sinema eleştirmenliğine ilk adımların bu tarihlerde atıyorlardı.
- Ardından “Film” dergisi çıkıyor, içinde sinema eleştirilerinin de bulunduğu bu derginin ömrü kısa oluyor.
- Daha sonra “Sinema 65” yayın hayatına başlıyor. Bu dergide İlhan Engin, Halit Refiğ, Tarık Kakınç, Giovanni Scognamillo, Agah Özgüç, Nijat Özön sinema konularında yazıyorlardı.
- 1966’da “Yeni Sinema” adlı dergi yayınlanıyor bu dergi sinema yazıları yanında film eleştirileriyle de meraklılara sesleniyordu.
- Aynı dergi daha sonra, “Özgür Sinema” ve
- daha sonra “Ulusal Sinema” adlı iki derginin doğmasına yol açtı.
- 1968’de de “Genç Sinema” yayınlanıyor, ancak ömrü uzun olmuyor.
- 1969’da “Akademik Sinema” yayınlanmaya ve sinema eleştirileri yapmaya başlıyor. (17)
1970’li yıllarda yayınlanan ve hâlâ yayını süren;
- HEY,
- Gong,
- Televizyonda Yedi Gün,
- Telemagazin gibi magazin dergilerinde televizyon programındaki filmlerin tanıtma yazıları ve küçük film eleştirileri yer alıyordu.
- 1972’de “Yedinci Sanat” yayınlanıyor,
- bu dergi 1973’de “Gerçek Sinema“yı doğuruyor ve
- daha sonra “Çağdaş Sinema” yayınlanıyor. Bu dergilerde sinema eleştirileri yer alıyordu. (18)
Aynı yıl “Milliyet Sanat Dergisi” yayınlanıyor ve başlangıcından bugüne değin sırasıyla,
- Tuncan Okan,
- Aydın Sayman,
- Erman Şener,
- Burçak Evren,
- Sungu Çapan,
- Ersin Pertan,
- Vecdi Sayar,
- Yavuzer Çetinkaya ve
- İbrahim Altınsay’ın film eleştirilerine yer veriliyor.
80’lerde “Gösteri” ve “Sanat Olayı” yayına giriyor.
- Sanat Olayı’nda Selim Durak, Oğuz Makal, Emel, Ceylan Tamer, Metin Erksan ve Mehmet Polat
- “Gösteri”de ise Atilla Dorsay, Burçak Evren, Rekin Teksoy, Aydın Sayman, Halit Refiğ, Sungu Çapan, Nezih Coş, film eleştirileri yapıyorlardı.
- “Bravo” ve
- “Erkekçe”de de aynı yıllarda film eleştirileri yapılıyor.
- “Nokta” dergisinde gelişim süreci içinde ve bugün film eleştirilerine yer veriliyor.
Bu yılların ilk sinema dergisi “Film Market” yayın hayatına başlayarak film eleştirileri de içeriyor.
1984’de “Videosinema” ve “Gelişim Sinema” çıkıyor,
- “Videosinema”da Vecdi Sayar, Engin Ayça, Nejat Ulusay ve Fatih Özgüven,
- “Gelişim Sinema”da ise Burçak Evren, İbrahim Altınsay, Nezih Coş ve Sungu Çapan film eleştirileri yapıyorlar.
- Bu yıllarda Atilla Dorsay film eleştirilerinden oluşan “Sinema ve Çağımız 1”i yayın yaşamına sokuyor.
...VE GAZETELER
Gazetelerdeki 1970’den sonraki durum da şöyle:
- Milliyet’de önce Tuncan Okan, sonra Erman Şener ve daha sonra da Burçak Evren film eleştirileri yapıyorlar.
- Atilla Dorsay 1966’da başladığı Cumhuriyet’teki film eleştirmenliğini kesintisiz olarak sürdürüyor.
- 1970-1980’li yıllarda Akşam da Tanju Akerson,
- Son Havadis’de Kami Suveren film eleştirileri yapıyorlardı.
- 1970’lerde Günaydın’ın imzasız eleştiri köşesine 80’lerde Burçak Evren film eleştirileri yazıyor.
- A. Çetin Özkırım 70’li yıllarda Hürriyet ve Haftasonu’nda film eleştiriyor.
- 80’li yıllarda Kelebek’de imzasız film eleştirileri yapılıyor.
- 70’li yıllarda Burçak Evren Yeni Ulus ve Yeni Ortam’da film eleştiriyor.
- Aynı yıllarda Yenigün’ün sinema sayfasında Onat Kutlar, Nezih Coş yazıyorlar, daha sonra bu sayfayı Erkin Demir devralıyor.
- Aynı yıllarda Politika’da Sungu Çapan, Barış’da İskender Savaşır ve Mustafa Kurşun,
- bu yılların sonunda Aydınlık’da Nezih Coş film eleştirileri yapıyorlar.
1980’li yıllarda Akif Akış Yeni Asır’da film eleştirileri yapıyor.
Son yıllarda televizyon programlarında yer alan filmlerin tanıtımını yapmayan gazete yok gibi.
Ayrıca video filmlerinin de tanıtım ve eleştirileri yapılıyor.
_______________________________________________________________________________________
(1) Ziya Metin, “Türkiye’de Sinema Eleştirmesi 1918-1942”, Yeni Sinema s. 8 (1967) s. 13
(2) Nijat Özön, Türk Sineması Tarihi, (1961 Artist Yayınları İstanbul) s. 42-52
(3) Ziya Metin A.G.E., s. 13
(4) Coşkun Şensoy, “Türk Sinemasında Eleştirme 1942-1952”, Yeni Sinema, s.8 (1967) s. 14-15
(5) Burçak Evren “Başlangıcından Günümüze Sinema Dergileri”, Türkiye’de Dergiler Ansiklopediler, (1984) Gelişim Yayınları İstanbul.
(6) Giovanni Scognamillo, “Türk Sinemasında Eleştirme 1952-1967”, Yeni Sinema, s. 8 (1967), s.17
(7) Nijat Özön’le yapılan röportajdan, (1985) İstanbul
(8) Nijat Özön A.G.E., s. 285
(9) Giovanni Scognamillo, A.G.E., s. 17
(10) Giovanni Scognamillo A.G.E., s. 17
(11) Nijat Özön, A.G.E., s. 285-288
(12) Giovanni Scognomillo A.G.E., s. 18
(13) Nijat Özön A.G.E., s. 294
(14) Alim Şerif Onaran, Sinema Eleştirisi Ders Notları, s. 6
(15) Nijat Özön, A.G.E., s. 296
(16) Nijat Özön, A.G.E., s. 298
(17) Burçak Evren A.G.E., s.142
(18) Burçak Evren, A.G.E., s.144
Esra Biryıldız | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 120 [119 yazılmış] - 15 Mayıs 1985
___________________________________________________________________________________________________________________________
Soruşturma:
Başarılı bir film eleştirisi nasıl olmalıdır?
Füruzan: Eleştirmenin en önemli niteliği önyargılı olmamaktır
Sanatların toplamına eleştirici değerlendirmeleriyle yaklaşanların (nasıl olmaları) üstüne akıl yürütmek sayfalar dolusu anlatmayı gerektirir. Evet, siz sorunuzu sinema diye belirlemişsiniz. Ben yine de genel bir yanıtla yetineceğim. Eleştirmenin güzelduyu, bilgi, çalışkanlık tan oluşan bir dünyaya sahip olması zorunludur. Sıraladıklarımın başına en önemli sayılacak bir niteliği de eklemeliyim. Önyargılı olmamak.
Attila İlhan: Olaya teknik ve muhteva açısından yaklaşılmalı
İyi bir sinema eleştirmeninin, önce film olayının bir endüstri ürünü olduğunu akıldan çıkarmaması gerek. Sinema, bir teknolojidir. Üstelik, durmadan değişen bir teknoloji. Mekanik sinemanın bu sanata çok büyük eserler kazandırdığını biliyoruz. Elektronik sinema (TV, video vs...) bu görsel sanatın ufuklarını enine boyuna çok geliştirmiştir. İyi sinema eleştirmeni de, bu noktalara çok dikkat etmek zorundadır. Fakat, bir filmin başarılı olabilmesi, sadece teknik açıdan çok başarılı olmasına bağlı değildir. O bakımdan iyi film eleştirmeni, eserin muhtevasına ayrıca dikkat etmek zorundadır. Eser, sosyal veya beşeri bir muhtevayı en mükemmel teknolojik çerçeve içerisinde işleyebiliyorsa, o eser iyi bir eser olacaktır. Şu halde, iyi eleştirmen, sinemanın teknik yönüyle beşeri yönü arasında diyalektik ilişkiyi hiç gözünden kaçırmayan adamdır.
Tarık Dursun K.: Öncelikle bilinmesi gereken, bir filmin salt hikâye olmadığıdır
Sinema eleştirisi (ve tabii, eleştirmeciliği) dışardan bakıldığında, bütün diğer sanat uğraşları içinde en kolayı imiş gibi gelir insana. Bu yanılgıya kendilerini kaptırmış nice insan, sinemanın gişesine bilet parasını toka ettiği gibi doğru karanlık salona dalar; iki saatlik (diyelim) bir seyirlik sonunda da alır kalemi eline...
Kalemi eline aldıktan sonra iki yol ayrımındadır artık; dil biliyorsa, işi şıpınişi bitmiştir, özellikle yabancı ülke sinema dergilerinde o film ya da filmler üzerine enine boyuna yapılmış eleştirilerden uygun bulduğu bölümleri aparır, altına atar imzasını, olur size film eleştirisi.
Yabancı bir dili bilmeyenler için karşılarına çıkan, gerçekten çapanoğludur. Üstesinden gelebilmenin en kestirme yolu, filme konu edinilen hikayeyi ele almak, film yerine bu kez hikâyenin (kaleminin döndüğü kadarıyla eleştirisini yapmaktır.
Türk sinema seyircisi bugüne dek bu iki tür eleştirmecinin yanlış eleştirileriyle kör-topal bir yerlere gelmemiş, getirilmiştir. Sinemayı bütün girdisi çıktısıyla bilip tanıyanlar içinse, o iki tür eleştiri de, eleştirici de üstlerine güldürür insanı.
Kuşkusuz, hikâye de eleştirilmelidir ama en baştan, bilinmesi gereken nokta; bir filmin salt hikâye olmadığı, olamayacağıdır elbet. Siz senaryoyu eleştirecekseniz buna zorunlusunuzdur fakat yanı sıra, filmin sinematografik bütününü de (kurgusundan çevre düzenine, oradan rejisör-oyuncu alışverişine, fotoğraf niteliğine, müziğine ve teknik işlemine dek) eleştirinize konu edinmeden de edemezsiniz.
Bu benim saydıklarım aşırı teknik sel bir eleştiri gibi gelecektir, biliyorum onu: ne var ki, eleştirinin işlevlerinden birincisi okuru (seyirciyi) yönlendirmekse ikincisi de eleştirisi yapılan ulusal sinemaya, o sinemanın sinema yapanlarına katkıda bulunmak değil midir? “Chaiers du Cinéma” nin Fransız sinemasında bir yerden sonra belli bir değer düzeyine gelmesindeki katkısını ve gücünü görmezden gelebilir misiniz? Aynı olguyu İngiliz sineması için Sight And Sound“; İtalyan sineması için de “Bianco Nero” ile “Cinema” dergileri başarıyla gerçekleştirmişlerdir.
İyi bir sinema eleştirisi (ve olabilecekse, sinema eleştirmencisi) kültürel bir arıklığa, beyeniye, yüklü bir sinema seyirciliği birikimine, sinema tekniği aşinalığına; bunların ötesinde;de tarih, toplumbilim, ekonomi, siyasa (vb) bilgisine de sahip olmalıdır Türk okuru (seyircisi) ve sineması şimdilere kadar böylesi nitelikleri kaleminde toplamış ne bir eleştirmeci gördü, ne de bir eleştirme.
Âlim Şerif Onaran: En azından bir yabancı dili çok iyi bilmek gerekir
İyi bir eleştirinin yapılması, iyi bir eleştirmen olma on-koşulunu bünyesinde taşır. İyi bir eleştirmen olmak için de her şeyden önce genel kültür sanat kültürü, özellikle sinema kültüründen nasibi bulunmak icab eder. Bütün bunlara sahip olmak için de Türkçenin dışında en azından bir dili çok iyi bilmek gerekir.
Bu niteliklere sahip bir eleştirmen, eleştiri uğraşına girişirken kendi yöntemini de birlikte getirir. Klasik ve alışılagelen tarzda bir eleştiri yapacaksa, sinema salonunda ya da video cihazında gördüğü eserin filmolojisini ayrıntıları ya da başlıca ögeleri ile ortaya koyduktan sonra; filmin konusunu, yeterli aydınlanmayı sağlayacak ölçüde, anlatır. Sonra da filmin sorumlu kişisi olarak yönetmenin çabasını daima ön-planda tutarak, senaryo, ışık ve dekor kullanımı, oyuncunun katkısı, çekim özellikleri, kurgunun yarattığı sinemasal özellikler, seslendirmenin özellikle fon müziğinin;filme sağladığı değerler üzerinde durur. Bu arada yönetmenin çevre seçimi ve oyuncu yönetimi bakımından çabalarını belirtir.
Yönetmenin daha önceki çalışmalarıyla karşılaştırarak eleştirdiği yapıtta bir yenilik getirip getirmediğini, kendisini aşmaya çalışan bir tavrı bulunup bulunmadığını vurgular ve en sonunda da filmin basari derecesini tayin eder.
Bugün artık bu klasik eleştiri yöntemi terkedilmiş görünüyor. Eleştirmen, daha çok, filmin siyasal ve sosyal içeriğine; bu içeriği biçimlendirirken sinema dilini nasıl kullandığına, yani filmin psikolojik ve semyolojik yönlerine ağırlık veren gözlemlerde bulunmayı yeğliyor; sinema her şeyden önce bir görüntü sanatı olduğuna göre, yönetmenin görselliği sağlarken sinemasal zaman ve mekân son derece ekonomik olarak ortaya koymak zorunda bulunduğunu gözönünde tutarak, görüntü ve sözlendirme yönünde bu ekonomiyi sağlayıp sağlamadığına ve André Malraux’nun, “Yazın (edebiyat) ’eğretileme’ (istiare-metafor) sanatıdır; sinema eksiltme (ellipse) sanatıdır” tanımlamasına uygun hareket edip etmediğine ve bütün bunları sağlamak için iyi bir ekip çalışması yapıp yapmadığına bakıyor.
Video kasetleri sayesinde bir filmi birçok kez izleyerek tüm görselliğini kavramak olanağı doğduğundan eleştiriler gittikçe daha fazla çözümlemelere dönüşmek zorundadır artık...
Nijat Özön: İyi bir sinema eleştirisinin reçetesi yoktur
İyi bir sinema eleştirisinin “reçete“si yoktur. Genellikle hiçbir eleştiri çeşidinin “reçete”si yoktur ama, sinema için bu büsbütün geçerlidir.
Sinema, hazır bir “reçete”ye indirgenemeyecek denli çapraşık, karmaşık, canlı, örgensel bir sanattır.
Gerçekte de iyi, doğru, nesnel, doyurucu bir sinema eleştirisi, sinemanın bu yapısına uygun bir yönteme dayanmalıdır.
Yöntemin bu yapıda gözönünde bulundurması gereken en önemli olgular şöyle sıralanabilir:
- Sinema bir saptama aracından, çapraşık bir anlatım aracına, yığınsal bir görsel-işitsel bildirişim aracına, kendine özgü bir dile uzanan özellikler taşır. Öbür sanatların bireşimi olan bu tüm sanat, her tür izleği (temayı), konuyu işleyebilir. Dolayısıyla sinema eleştirisi, her sanatı, her bilgi alanını kapsamak zorundadır.
- Görsel-işitsel anlatıma dayanan sinema, kullandığı sözlü dil, yazı diline olursa olsun, evrensel niteliktedir. Bu olgu, sinemayı ulusal dillerin sınırlarından kurtardığı gibi, basım-çoğaltım-dağıtım aracı olan filmin yapisi da bu sınırların aşılmasını sağlar, televizyon, video bunu daha da kolaylaştırır. Dolayısıyla bu eleştirme yönteminde sinema, yalnız ulusal sınırlar içine kapalı, yalnız bir ulusa özgü çalışma alanı olmaktan çıkar. Sinema eleştirisi bu yönden de evrensel olmak zorundadır.
- Sinema aynı zamanda Malraux’nun “Öte yandan bir işleyimdir de...” diye kısaca açtığı ayracın alabildiğine genişletilmesi ve değerlendirmelerde kesinkes gözönüne alınması gereken çok yönlü özellikler de taşır: İşleyim (endüstri), tecim (ticaret), tüze (hukuk), toplumbilim... gibi.
Sinema eleştiri yöntemi bütün bunlara açık ve yatkın olmalıdır. Bu da sinema eleştirisinin çalışma alanının enginliğini ve çetinliğini ortaya koyar. İyi bir sinema eleştirisi, herhangi bir filmi, kendi başına, öbür yapıtlardan, öbür ülkelerden, değişik etkenlerden yalıtılmış, soyutlanmış bir ürün olarak değil; bir sanatçının, belirli bir ulusun olduğu denli, uluslararası topluluğun, evrensel sinema sanatının bir ürünü olarak da değerlendirmek; sinemayı şu ya da bu yönden etkileyen tüm koşulların çerçevesinde ele almak zorundadır. Yakın zamanlara dek sinemanın, video gibi bir araçtan yararlanamadığı; bakımlık (vizyonöz), kurgu aygıtı gibi araçlara herkesin kolayca ulaşamadığı gözönüne alınırsa sinema eleştirisinin karşılaştığı güçlükler daha iyi anlaşılır. Çünkü en kestirme biçimiyle, herhangi bir filmin çoğunlukla elverişsiz koşullarda sinemalarda bir ya da birkaç kez görülmesinden kaynaklanan izlenimlere da, gerçek sinema eleştirisi, filmin kurgu masasında ya da videoda tekrar tekrar görülmesi, çekim çekim incelenmesi, çevirim oyunluğu (senaryosu), film ve yaratıcısıyla ilgili çeşitli kaynakların yardımıyla gerçekleştirilen film çözümlemesinden yola çıkmalıdır. Bu çözümlemede film, bunun oluşumu, yaratıcısı, benzer filmler, yönetmenin öbür filmleri, türün öbür yapıtları, ulusal ve uluslararası sinemadaki yeri nesnel, bilimsel olarak belirlenmelidir.
Öte yandan her sanat ürünü, ama en çok da film, kendi başına kimliği, kişiliği olan canlı, örgensel bir varlıktır. Bundan dolayı her filme, bu genel yöntemin dışında, bir bireye yaklaşır gibi, ayrı bir yaklaşım gerekir.
İyi bir sinema eleştirisi bütün bu olgular gözönüne almak, yöntemi eksiksiz kullanmak zorundadır. Bütün bu çapraşık, karmaşık olgular arasında izleyiciye yol göstermesi, kılavuzluk etmesi, onun bütün ormanı da tek tek ağaçları da görmesini sağlaması gerekir.
İyi bir sinema eleştirisi bütün bu olgular gözönüne almak, yöntemi eksiksiz kullanmak zorundadır. Bütün bu çapraşık, karmaşık olgular arasında izleyiciye yol göstermesi, kılavuzluk etmesi, onun bütün ormanı da tek tek ağaçları da görmesini sağlaması gerekir.
İyi bir sinema eleştirisi, özgün olan sıradan olandan, gerçek değeri aldatıcı, yanıltıcı olandan, kalıcı olan geçici olandan ayırt edebilmeli; gelişmeye açık yönleri, geleceğe yönelik eğilimleri seçebilmeli; yalnız eskiyi ya da güncel olanı değil geleceğin getirebileceklerini de değerlendirebilmelidir. Yapımın sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için, nesnelliği elden bırakmaksızın, eleştirel tutum ile yüreklendirici tutumu yerli yerinde kullanabilmelidir. İyi bir sinema eleştirisinin, bilimselliğin, nesnelliğin yanı sıra sıcaklığı, sevecenliği olmalı, izleyicide sinema sevgisini, film izleme alışkanlığını, hatta tutkusunu uyandırmalı; sinema beğenisinin gelişmesine, film değerlendirme duygu ve yetisinin oluşmasına yol açmalıdır.
Giovanni Scognamillo: Sinemanın yansıttığı her sanatı kapsayan bir genel kültür gerekir
Sanırım buna hazır bir formül vermek, bunun reçetesini yazmak olanaksız. Eleştiri, çünkü, genelde ve eleştirmenin nesnel olma gayretlerine karşın, özneldir. Bir formülden söz edecek isek bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Eleştirmenin eleştireceği yapıtın öz ve biçimi ile sağlam bir bağlantı kurması, bu yapıtı ürünü olduğu kişi ya da kişilerin, ülkenin, türün sinemasal geçmişi içinde yerleştirilmesi, incelenen yapıtın gerek sanatsal gerekse toplumsal boyut ve işlevselliğini saptaması.
Kuşkusuz her eleştirmen eleştireceği yapıta değişik ve kişisel bir açıdan yaklaşıyor. Her ne kadar eleştirel kurallar ya da “ekoller” varoluyorsa da eleştirmen yapıtın karşısında daima “yalnız” bir insandır ve oluyor, kişisel beğenilerinin etkisi altında kalması olağan ve kaçınılmaz bir durumdur.
Sinema çok yönlü bir sanat olduğundan sinema eleştirmeninin işi de başkalarından çok daha güçtür. Güçtür çünkü en gerekli kaynak bir hayli geniş bir genel kültürdür, sinemanın yansıttığı her sanatı kapsayabilen bir genel kültür. Film eleştirebilmek için başarılı bir şekilde eleştirebilmek için, salt sinemayı bilmek yetmiyor (sinemayı bilmek yani tarihi, tekniğini, türlerini v.b.) çünkü. Değil bir filmi eleştirebilmek, bir yönetmeni ya da bir oyuncuyu, bir film müziği bestecisini, bir yazarı tanımak, yeteri ile tanımak ve onu tanıtabilmek ayrı ve geniş kapsamlı bir araştırmanın ürünü oluyor.
Ve tabii araştırma çok önemlidir.
Her eleştiri, ister önemli ister sıradan bir filmin eleştirisi olsun, ayrı ve tek başına bir araştırmadır. Bazen uzun bir kaynak araştırmasıdır bile.
Başta işaret ettiğim gibi, 37 yıllık tecrübeme rağmen soruya kesin bir yanıt vermek olanaksız.
Başarı orantısı, bence yukarda sıralamaya çalıştığım verilerin bulunması ve bunların, bir yapıt karşısında, kullanılıp değerlendirilmesine bağlıdır.
Rekin Teksoy: Sinema, genel sanat ve kültür bağlamında ele alınmalıdır
Daha birkaç hafta öncesinin bomboş sinema salonlarıyla, İstanbul Sinema Günleri’nin çoğu tıklım tıklım gösterileri arasındaki çelişki, tanıtımın, giderek eleştirinin ve yönlendirmenin etkisinin en somut örneklerinden biriydi. Bir kültür yozlaşmasının olanca ağırlığıyla gündeme geldiği bir ortamda, sinemanın ticaret adına değil de, sanat adına ürettikleri olağanüstü bir ilgi uyandırabilmişse, bu ilgide yıllardır sinemanın ne olup, ne olmadığının savaşımını veren çabaların payı elbette görmezlikten gelinemez. Bu çabalar olmasaydı, örneğin bir Bunuel’in, bir Bergman’ın, bir Antonioni’nin hatta Fellini’nin filmleri hakettikleri ilgiyi ülkemizde de görürler miydi, sinemamızın dışa açılmasında bugünkü noktaya ulaşılabilir miydi, bilmiyorum.
Bir söyleşide sinema eleştirmeninin “sinemayı yalnızca kendi estetik kuralları içinde değil, genel sanat ve kültür bağlamında ele alıp, bir bütünün parçası olarak değerlendirmesi; sinema eleştirisini eleştiri ve kültürün bir kesiti olarak görmesi; insanın, gerçekliğin dönüşümüne etkin bir biçimde katılması gerekliliğine inanması ve tarihsel akışın çizgisini yorumlamakta yanılgıya düşmemesi, tarihi, geçmiş olarak değil, bugün olarak ele alması; dünyanın değişmesi gerektiğini ve değişebilirliğini vurgulamayan yapıta gerçekçi dememesi; ve ülkesinin genel kültür yapısını ve koşullarını göz ardı etmemesi gerektiğini” söylemiştim. Sağlıklı bir kültür iletişiminin her zamankinden daha büyük bir önem kazandığı bunalımlı dönemlerde, eleştirinin,bu arada sinema eleştirisinin daha büyük bir sorumluluk yüklendiğini de eklemek gerekir. İtalya’da Mussolini döneminin eleştiri birikimi olmasaydı, İtalyan sineması Yeni Gerçekçilik patlamasın gerçekleştiremezdi. Sinema eleştirisinin Türkiye’de de ülkenin kültür koşullarına uygun bir gelişme gösterdiğini sınırlı da olsa bilinçli bir seyirci kitlesinin yetişmesinde ve sinemamızın bugün ulaştığı düzeyde katkısı olduğunu öne sürmek abartılı bir yargı sayılmamalıdır.
Tomris Uyar: Eleştirmen, bir yapıtı neye göre değerlendirdiğinin hesabını verebilmeli
İyi eleştirinin ya da yalnızca eleştirinin, sanatın ve edebiyatın hangi dalında olursa olsun ölçüsü pek değişmiyor. Eleştirmen hangi yapıtı, neye göre değerlendirdiğinin hesabını inandırıcı bir biçimde yani dürüstçe verebilmeli. Bunun için de ne yazık ki yalnızca “zenaatın” geleneksel ve çağdaş yönsemelerini, tekniklerini bilmesi, seçmelerinde ve beğenisinde tutarlı kalması da yetmiyor. Özellikle bizim ülkemiz gibi seyir geleneğinin, okuma geleneğine baskın çıktığı ülkelerde sinema eleştirmeni okumayan bir kalabalığa bir metni alımlama yollarını açabilir.Ama bu, eleştirmen ille de somurtkan olacak anlamına alınmamalı. Bence sinema eleştirmeni, bir filmi çeşitli sınıflardan gelme seyirciyle izlemekten keyif duyan, yeniliklere açık, “suçlu zevkleri” -oyunculuklarını beğenmese de Gary Cooper ya da Marilyn Monroe’yu seyretmeden edememek gibi- olacak kadar sinemaya tutkun biridir. Yani bir yazar gibi.
Hilmi Yavuz: Sinemanın özgün sorunları kadar edebiyatı da bilmek gerekir
Sinema ile sinema eleştirisi arasındaki ilişkileri önemsemeye başladığım ilk yıllarda, sanırım 1955’ler olmalı, gazetelerde bu tür eleştiri yazanların çoğu edebiyat alanında belirli bir ün yapmış kişilerdi: Burhan Arpad, Oktay Akbal, Salâh Birsel, Attila İlhan, Tarik Dursun K. Gerçi Nijat Özön (Adnan Ufuk), Tuncan Okan, Çetin A. Özkırım da, belleğim beni yanıltmıyorsa, o yıllarda yazmaya başlamıştılar, ama daha çok edebiyatçılar öne çıkıyorlardı sinema eleştirisi alanında.
Bugünse durum değişik. Atilla Dorsay, Burçak Evren, Sungu Çapan edebiyatçı değiller gerçi; ama edebiyatın uzağında da değiller. Kuşkusuz bu, entelektüel iş bölümünün bundan 30 yıl öncesine göre, çok daha fazla gelişmiş olmasından ileri geliyor. Sinema eleştirisi edebiyattan özerk (yoksa “görece özerk” mi, demeliydim?) bir alan oluşturdu artık. 1955’lerden bu yana, sinema eleştirisi alanında, bu bakımdan önemli bir dönüşüm görülüyor elbet, ben gene de bunu büyük ölçüde, sinema eleştirisine öncülük eden edebiyat adamlarına borçluyuz, diyorum. İyi bir sinema eleştirmeni, sinemanın özgün sorunları kadar, edebiyatı da bilmeli. Edebiyatın uzağına düşmüş bir sinema eleştirmeninin sinema üzerine kuşatıcı bir yaklaşım getirebileceği kanısında değilim.
Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 120 [119 yazılmış] - 15 Mayıs 1985
___________________________________________________________________________________________________________________________
Sayın Nijat Özön, sizce genellikle sanatlarda eleştirinin değeri ve eleştirmenin fonksiyonu nedir?
Sanat içinde eleştirmenin görevi, alıcı ile verici arasındaki iletişimi sağlamasıdır. Örneğin resimde bir gerçekleştirici yani verici, bir de alıcı vardır. Eleştirmen bu iş için yetişmiş kişi olmalı ve öteki izleyicilere yol göstermelidir. Bu nedenle herhangi bir sanat dalında eleştiri yapacak kişinin eğitim görmüş, kültürlü ve yetenekli olması gerekmektedir.
Özellikle sinemada eleştirinin değeri ve eleştirmenin fonksiyonu nedir?
Sinema da bir sanat olduğuna göre sinema eleştirmeni filmi yaratanla izleyici arasında iletişimi kurar. Öteki sanat dallarında gördüğü işlevi görür.
Sinemada eleştiri yöntemleri nelerdir?
Sinema eleştirisinin yöntemleri yayının çeşidine göre değişir. Örneğin, gazetelerde yapılan eleştiriler daha çok izlenimci türde eleştirilerdir. Çünkü, hiçbir zaman, ülkemizde basın için özel gösteriler yapılmıyor, süre çok kısıtlı, bir sütunda birkaç film eleştiriliyor, film yalnızca bir kez izlenebiliyor bu nedenle de hatalar yapılabiliyor. Biz ülkemizde gazetelerde yer alan eleştirilere “tanıtma yazıları” da diyebiliriz.
Sinema eleştirisinin yöntemleri yayının çeşidine göre değişir. Örneğin, gazetelerde yapılan eleştiriler daha çok izlenimci türde eleştirilerdir. Çünkü, hiçbir zaman, ülkemizde basın için özel gösteriler yapılmıyor, süre çok kısıtlı, bir sütunda birkaç film eleştiriliyor, film yalnızca bir kez izlenebiliyor bu nedenle de hatalar yapılabiliyor. Biz ülkemizde gazetelerde yer alan eleştirilere “tanıtma yazıları” da diyebiliriz.
Sanat dergilerinde ve siyasi dergilerde ise durum biraz farklı. Çünkü, derginin çıkması için gazeteye oranla daha fazla bir süre var bu nedenle film birkaç kez izlenebiliyor, yine gazeteye oranla film eleştirisine ayrılan yer daha fazla, böylelikle de sanat dergilerinde ve bazı siyasi dergilerde filmler daha ciddi bir biçimde eleştiriliyor.
Özel sinema dergilerini de üç bölümde inceleyebiliriz. Bunlar magazin dergileri, yari magazin dergileri ve ciddi sinema dergileridir. Bunlardan magazin dergilerinde eleştiri türünden yazılara rastlanmaz. Yarı magazin türü dergilerde tanıtma yazıları türünde eleştiriler yer alır.
Ciddi sinema dergilerinde ise, sinema kuramları, araştırma-inceleme, estetik ve eleştiriler yer almaktadır. Bu dergilerde film eleştirileri yapanlar, eleştirilerini yaparken çok titiz çalışmalıdırlar. Ellerinde ilk senaryo, çekim senaryosu, filmin kopyası ya da video kaseti olmalıdır. Film videoda ya da kurgu masasında çekim çekim incelenmeli, yönetmenin öteki filmleri ile ve benzer konulu filmlerle karşılaştırması yapılmalıdır. Yeni yapıt dünya sinemasına yenilikler getirebilmiş mi, konumu nedir, araştırılmalıdır. Bu incelemeler yapılırken, incelenen filmle ilgili başka kaynaklar ne gibi yorumlar yapmışlar dikkate alınmalı ve kaynak gösterilerek yazılmalıdır. Nesnelliği sağlamak için örnekler verilmelidir.
Sayın Özön, biz ciddi sinema dergilerinde yapılan bu tür eleştirilere “bilimsel eleştiri” diyebilir miyiz acaba?
Evet, bu tür eleştirileri “bilimsel eleştiri” olarak adlandırmak mümkün.
Sinemada başka eleştiri türleri var mıdır?
Vardır tabii. Örneğin eleştirmenin dünyaya bakışına göre bir ayrım yapabiliriz. Sonra bir çocuk dergisinde, bir tip dergisinde film eleştirisi yapılabilinir. Bunun dışında sinema yazarları, bilim adamları ve doktorlar bir araya gelerek bir filmi çeşitli açılardan inceleyebilir, eleştirebilirler.
Bir filmin bir tek sahnesi incelenebilir, çözümlenebilir ya da bir tek filmle ilgili bir kitap yapılabilinir.
Dünyanın hemen hemen her yerinde televizyonda da film eleştirileri yapılıyor, haftalık film tanıtma programları, bir de film çalışmalarını anlatan programlar var. Batı’da film eleştirisindeki son gelişme de video kasetleri alanında görülüyor. Önemli filmlerle birlikte filmi tanıtıcı kitapçıklar veriliyor. Bu kitapçıkların içinde filmin eleştirisi de yer alıyor. Bu kitapçıklar orta karar bir izleyiciye pekâlâ yol gösterebiliyor.
İleride bu sistem gelişerek büyük bir “görsel-işitsel” sinema kütüphanesi oluşabilir. Bu görsel ve işitsel sistem söyle açıklanabilir: Filmler, filmlerin önemli sahneleri, bir yönetmenin önemli yapıtlarından seçmeler v.b. izlenirken bir ses açıklama yapar ve filmi eleştirebilir. Böylelikle ortaya çıkan görsel-işitsel eleştiri türü yazılı eleştiriyi bir ölçüde ortadan kaldırabilir.
Çeşitli evrelerde ve bugün ülkemizde film eleştirisinin konumu nedir?
1950’lere kadar ciddi bir film eleştirisinden söz etmek yanlış olur. Sinema o yıllarda bir sanat olarak alınmıyordu, hiç ciddi sinema dergisi de yoktu.
1950’lerden sonra sinemanın da bir sanat olduğu görüşü önem kazanmaya başladı. Bu arada bazı gazetelerde öteki eleştirilerin yanında sinema eleştirilerine de yer verilmeye başlandı. Tunç Yalman, Vatan gazetesinde bu işi ilk kez yapıyor ancak kısa bir süre sonra bu sütun, tutmadığını kalkıyordu. İlk kez gazetede film eleştirisi böyle görüldü. Bu yıllarda gazeteler sanat ekleri vermeye, haftalık siyasi dergiler ortaya çıkmaya başladı, bu dergilerde sinemaya da yer veriliyordu. Ardından sinema dergileri de yayın hayatına girdi.
Sinema dergilerinin gelişmesiyle, gazetelerde film eleştirilerinin yer alması aşağı yukarı aynı zamanlara rastlar. Melih Başar’ın 1949-50 yıllarında Ulus’ta, Vehbi Belgil’in ise 1951 sonunda Vatan gazetesinde eleştirileri yayınlanmaya başladı. Daha sonra tüm gazetelerde (Hürriyet hariç) film eleştirileri çıktı.
1950-56 arasında sinema yazıları her yerde çıkıyordu. Daha sonra sinemacılarla eleştirmenler arasında bir yakınlaşma doğdu, karşılıklı konuşmalar başladı. Halit Refiğ ve Tarık Dursun Kakınç yönetmenliğe geçtiler. Tüm yönetmenler ve eleştirmenler bu genç yönetmenleri desteklediler. Bu Türk sineması için bir kurtuluş olabilirdi. Ancak bir süre sonra genç yönetmenlerle eleştirmenlerin araları açıldı, yönetmenler eleştirmenlerin desteklerini anlamak istemediler. Eleştirmenler yabancı film ithalcilerinin ajanlarıdır söylentisi yayıldı. Gazetelerle yapımcıların ilişkiye girmesiyle eleştiriler azalmaya başladı. Ancak film eleştirileri dergilere atladı. Bu yıllarda, Yeni Sinema, Sinema 65 gibi uzun ömürlü dergiler çıkmaya başladı.
1970’lerden sonra bu dergiler ve birkaç gazete hariç eleştiriler de ortadan kayboldu. sırada ülkemizde enflasyon sineması hüküm sürüyordu. Herkes aynı sorunları tartışmaktan bıktı, eleştiri de aynen Türk sineması gibi bir durgunluk dönemine girdi.
Sinemada eleştiri 1984’ten itibaren tekrar bir canlanma gösterdi, nedeni sinema alanındaki yeni dergilerin yayın hayatına başlamasıydı. Bu dergiler nitelik değiştirdi, artık amatörce yayınlanan dergiler değil holdinglere bağlı dergiler ortaya çıktı. Bugüne kadar eleştiri amatörce yapılıyordu, bundan böyle holdinglerin bir bölümünü oluşturan sinema dergileri sayesinde profesyonel eleştirmenler ortaya çıkabilir. Ülkemizde sinema ve sinemada eleştiri konusunda bir geçiş dönemi yaşanıyor. Sinema alanında yayınlar artmaya başladı, artık sinema yazarı ve eleştirmen eksikliği duyuluyor. Yeni dergiler bu sorunun da üstesinden gelebilir. Eğer gençleri profesyonel olarak bu ise yönlendirirlerse bu alandaki eksiklik de ortadan kalkmaya başlar, yeni yazarlar yetişebilir, gençler bu konuya ilgi duyabilir.
Bizde sinema tarihi boyunca tuttuğunuz, beğendiğiniz eleştirmenler kimlerdir?
İki eleştirmen üzerinde durabiliriz. Semih Tuğrul ve sinemacılığa başlamadan önceki Halit Refiğ.
Yenilerden kimleri beğeniyorsunuz?
En yenilerden Fatih Özgüven’i beğeniyorum.
Esra Biryıldız | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 120 [119 yazılmış] - 15 Mayıs 1985




