Karagöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karagöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Karagöz Alamanya’da”


Mayıs ayı içinde bir Türk tiyatro sanatçısının, Emine Sevgi Özdamar’ın yazdığı ve yönettiği “Karagöz in Alamania” (Karagöz Alamanya’da) oyunu, Frankfurt Şehir Tiyatrosu’nda oynandı ve büyük bir başarı kazandı.

Karagöz Alamanya’da”, Emine Sevgi Özdamar’ın sahnelenen ilk oyunu, ancak sanatçının Avrupa sahnelerinde yoğrulması, usta yönetmenlerle, tiyatronun her alanına katılması yeni değil.

  • 1978’de Berlin’de ünlü yönetmen Benno Besson’la çalıştı,
    • onun sahnelediği “Kafkas Tebeşir Dairesi”nin kostüm ve çevre düzenini hazırladı.
    • Benno Besson, çalışmalarını Paris’te sürdürdüğünde, Emine Özdamar onun asistanıydı.

  • 1980’de Karge-Langhoff’la Bochum Şehir Tiyatrosu’nda hem asistan hem oyuncu olarak çalıştı.
    • Büchner’in “Woyzeck”i,
    • Çehov’un “Vişne Bahçesi”,
    • Brecht’in “Ana”sı, bu oyunlardan yalnızca birkaçı...

İki de opera eserinde rol aldı:
  • Igor Stravinsky’nin “Rake’s Progress” ve
  • Berlioz’un “Truvalı Kadınlar” (Bu operada Andromache rolündeydi.)

Emine Sevgi Özdamar, “Karagöz Alamanya’da” oyununu, Almanya’da çalışmış bir Türk işçisinin kendisine yazdığı 8 sayfalık bir mektuptan yola çıkarak yazdığını, oyunda 5 milyon yabancı işçi tarafından kullanılan dillerin çeşitliliğinden yararlandığını; yeni bir dil yaratmaya çalıştığını belirtiyor ve oyununu “dadaist” diye niteliyor.

Karagöz Alamanya’da” oyununu Emine Sevgi Özdamar sahneye koydu.

  • Dekor ve kostüm Karl Kneidl’ın,
  • müzik Christoph Anders’in.
  • Tuncer Kurtiz, Karagöz rolünde.
  • Yunanlı sanatçı Sonia Theodoridu Karagöz’ün karısı Ümmü’yü,
  • Türk filmlerinin bir zamanlarki “kötü adamSenih Orkan,
  • İspanyol tiyatro sanatçısı Pako Rozales, Nihat Ercan, Volker Spengler, Eva Maria Strini çeşitli rollerde;
  • Berliner Enseble’dan Jürgen Holtz da Karagöz’ün eşeği rolünü oynuyorlar.


Karagöz Alamanya’da” bir yandan sahnelenirken, bir yandan da “Verlag der Autoren” yayınevince yayınlandı.

Oyun broşüründe, Frankfurt Şehir Tiyatrosu Genel Yönetmeni oyunu şöyle tanıttı:

...Oyun sırasında bazen kendinize soracaksınız: Şimdi burası neresi? Türkiye’de miyiz, Alamanya’da mıyız? Bu, yalnızca insanların anayurtları ile konuk oldukları ülke arasında bitmek tükenmek bilmeyen gidiş gelişlerinin ifadesi değil, aynı zamanda ruhsal durumlarının bir tasviri. Sahneleri ayırmakta biraz güçlük çekebilirsiniz, sahneler, alışageldiğimiz tiyatro oyunlarındaki gibi mantıksal düzenlenmemiş; iç içe geçiyor, birçok kısaltmalar ve hızlı zamansal sıçramalarla akıyorlar... Bu deneme, tiyatromuzun alışkanlıklarını aşıyor...


Şimdi söz Alman basınında oyunla ilgili çıkan eleştirilerde:

KONUK İŞÇİ VE SADIK EŞEĞİ

Bir yabancı işçinin yazgısı, toplumsal röportaj olarak değil, espri ve şiir, yas ve yitiklik dolu olan naif ve masalımsı bir imgeler kuşağı olarak sahneleniyor.

Oyun, Berlin ve Bochum’daki angajmanlarından sonra, karşımıza ilk kez oyun yazarı ve yönetmen olarak çıkan Emine Sevgi Özdamar’in başına buyruk bir (karabasan) düş oyunu. Bu oyun tehlikeli bir girişim örneği: Şiirsel fantezi imgelerinin sahnelenişindeki büyük naiflik kadar, oyunun dili de (bozuk Almanca, Türkçe ve Alman-Türk argosundan oluşan rengarenk bir karışım) tiyatroda alışık olduğumuz şeyler değil... Yine de zahmete değmiş bir girişim: Türk hemşerileri için düzenlenen... tiyatro gösterilerini yalnızca getto olayları olarak tanıyan sahne üzerinde de kurulan ilk köprü.

Eckhard Franke,
Darmstaedter Zeitung


TÜRK YOLCULUĞU

Karagöz ile sigara ve içki içen, yazı makinesinde romanlar yazan eşeği Şemsettin, sürgit Doğu ile Batı arasında gidip gelen bir işçi ordusunun parçası haline gelirler. Batının refah toplumu andaçlarına karşılık, hep kendi kültürel kimliklerini yitirme tehlikesiyle yüz yüze gelen Karagöz ile karısı, birçok tehdit edici durumu savuştururlar. Oyun -Federal Almanya’nın en yüksek yabancı yüzdesine sahip kenti- Frankfurt’ta, toplumsal belge olarak değil şiirsel hayal olarak, karışık bir izleyici kitlesine seslenmeyi hedefliyor.

Der Spiegel



TÜRK EULENSPIEGEL’İ

...Karagöz, Türk gölge oyunundaki kurnaz köylü figürüdür; -bizim Eulenspiegel’e benzer biçimde- halka ayna tutar ve fesat çıkarır. Özdamar’da, bu eski halk geleneği yeni bir içerikle dolduruluyor ve “Alamanya’da” diye yer belirtilmesi, burada “konuk işçi” tema’sinin söz konusu olduğunu hemen ima ediyor...

Ancak Özdamar aynı anda her türlü gelenekle bağını koparıyor, iki dünya arasında bölünmüşlüğü belirgin kılmak için, durumları rengarenk birbirine katıyor. Dram, bu yer-yön belirleyememe dramaturjisi ile, gerçekliği aşan bir düş oyununa dönüşüyor. Biçimsel olarak 20. yüzyılın orta Avrupa oyun tarzlarının bir bireşimi amaçlanıyor: Çok sayıda yabancılaştırma, Brecht’in epik tiyatrosuna işaret ediyor: absürd tiyatroya dilsel yaslanmalar gözlemlenirken, canlı hayvanlar (eşek, koyunlar, tavuklar) sahneye bir nebze doğalcılık getiriyorlar. Şarkılar, şiirler, dans ve pandomimler, bu oyunun çeşitliliğini tamamlıyorlar...

Lutz Tantow,
Saarbrückener Zeitung


TÜRKLER KENDİLERİYLE EĞLENİYOR

Konuk işçilerin bildik sorunlarına, Türkler’in bakış açısından bakılıyor, yani bu durumda okkalı bir özeleştirel mizahla.
Bu arada biz Alamanlar, paçayı oldukça ucuz kurtarıyoruz.

Horst Köpke,
Frankfurter Rundschau


ALMANYA KAPISINDA ELMA AĞAÇLAR

Emine Sevgi Özdamar karmakarışık bir sahne “puzzle”i hazırlamış....
Düş ile gerçeklik, atmosfer yüklü bölümler ile serüven dolu cümbür cemaat sahneler, büyük zamansal sıçramalarla birbirine karışıyor, iç içe geçiyorlar...

Yazar, yönetmen olarak... karışık öyküsünü pedagojik olarak inşa etmemiş, tersine neredeyse şeytani bir hevesle daha da muammalı kılmış. Oyuncuların gardıroplarının çevrelediği ve kostümlerden oluşan tek dekor, oyunda işlenen kimlik yitimi için şüphesiz güzel bir eğretileme... Oyundaki kargaşanın elbette yöntemi de var. Sonuçta sahnede Türkler’in başına gelen, salondaki izleyicinin de başına geliyor: İzleyici yersiz yurtsuz hale geliyor, ne İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun ne de Caritas gibi hayır kurumlarının çözemeyeceği sorunlar hakkında gerçek bir “duygu” ediniyor.

Siegfried Diehl,
Frankfurter Allgemeine Zeitung


EŞEĞİN OTOMOBİLLE TAKASI

Güzel dil imgeleri bulmuş olan yazar, çalışmasında yurdunun büyük masal hazinesinden yararlanıyor...

Şemsettin izleyiciye, oyundan alınacak hisseyi iletiyor: Tekrar tekrar kendine yabancı bir ülkeye gitmek zorunda kalmak ve kendi yurduna yabancılaşmak, insanı yalnız kılar. Sonunda Karagöz’ün tek dostu olarak, sevgili Opel Rekord’u kalır. Oysa insan araba ile takas edilemez. Yolda kalan insandır.

Türkler, Yunanlılar, İspanyollar, amatörler ve profesyoneller sahneyi öyle bir keyifle dolduruyorlar ki bundan keyif almamak olanaksız. Bu durumda kim kalkar da, izlenen her şeyin en ince ayrıntısına değin anlaşılıp anlaşılmadığını sorma müşkülpesentliğini gösterir. Önemli olan dünyanın yerinden oynatılmasıdır. Oyunda, her zaman mantıksal olmayan bir haykırış, işte tam bunu yapıyor. Sonda alkışlar, bu denemenin hakli olduğunu kanıtlıyor.

Stefanie Zweig,
Abendpost (gazetesi)


Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 146 - 15 Haziran 1986

Bursa '85


Birçok turistin uğrağı olan Yeşil'deki çay bahçesinden, Bursa Ovası'na bakıyorum. Son yıllarda gittikçe artan endüstri gelişimi, Gemlik'ten sonra yol boyunca, tekstil, otomotiv, mobilya, kimya, meşrubat sanayiinin kuruluşlarıyla donanmakta.

İlk dönem ressamlarımızdan Ahmet Şekûr'un (1856-?) İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndeki ovanın sınırlı genişliğini duyarlı bir mekân anlayışıyla yansıtan “Bursa Ovası” konulu tablosunu anımsıyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar da ünlü “Bursa'da Zaman”ında ovayı şöyle anlatır:

Bursa Ovası'nın en sevdiğim tarafı, Muş veya Erzurum ovası gibi, sonsuz uzamamasıdır.
Gözün lezzet alabilmesi için yetecek derecede büyük ve geniş, o kadarla kalıyor. Onun için, daha ziyade bir sanat eserine benzer.

Günümüzde, bir yandan hızlı sanayileşmenin, öte yandan düzensiz bir kentleşmenin saldırısı karşısında, Bursa Ovası, gittikçe yozlaşan, incelen yeşil bir seride dönüşüyor. Bursa'nın silüetinde gittikçe artan blok yapılar, apartmanlar nerdeyse, minarelerin kubbelerin, tarihsel yapıların yukarsından bakıyor. Eski ile yeni, geçmiş ile bugün, ölüm ile yaşam, yıkım ile yapım bu kentte sarmaş dolaş. Nice mevsimleri günümüze taşımaktan yorulmuş tarihsel evler, değişik konumlarda rengi kararmış, çöküntüye yüz tutmuş kiremit çatılar, apartman yığınları arasında sıkışıp kalmış. Eski bir türküdeki, “Bursa'nın ufak tefek taşları”yla birbirine bağlanan ve sayıları gittikçe azalan bu eski yapılar şimdi, Muradiye'nin, Emirsultan'ın geçmiş yüzyılların soluğunu duyuran, daracık, ıssız sokaklarına çekilmiş.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş dönemine sahne olan çok yoğun bir tarih ve uygarlık birikimini barındıran Bursa'yı en iyi tanıyıp anlatan, kuşkusuz gene Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Seçkin bir tarih bilinci, geçmiş özlemiyle sanatsal ve şiirsel bir düzeyin ürünü olan “Beş Şehir” adlı kitabının “Bursa'da Zaman” bölümünü bir kez daha okuyorum bugünlerde.

Hep bu ilk kuruluş çağının havasını” saklayan, onun arasından bizimle konuşan, “onun şiirini teneffüs eden'” Bursa'yı, Tanpınar, şöyle tanımlıyor:

Bu şehre tarih damgasını o kadar derin ve kuvvetle basmıştır. O her yerde kendi ritmi, kendi hususi zevkiyle vardır. Kâh bir türbe, bir cami, bir han, bir mezar taşı, burada eski bir çınar, ötede bir çeşme olur ve geçmiş zamanı hayal ettiren manzara ve isimle üstünde sallanan ve bütün çizgilerine bir hasret sindiren geçmiş zamanlardan kalma aydınlığıyla sizi yakalar. Sohbetinize ve işinizin arasına girer, hülyalarınıza istikamet verir.”

Tanpınar'ın bu ünlü denemesinin üzerinden kırk yıla yakin bir süre geçmiş. Ama, Bursa'nın yüzyıllardır yaşamla bütünleşen, düşlerimizi yönlendiren o tarihsel ve sanatsal büyüsünün izleri birçok kuytu köşelerde barınmakta. Yakin yıllarda hızla artan düzensiz kentleşme ve sanayileşmenin acımasız, yozlaştırıcı saldırılarına karşın.

İşte, Bursa Belediyesi Başkanlığı, 13-18 Mayıs günlerinde düzenlediği “Tarih içinde Bursa '85” adlı bir dizi etkinlik ve Mayıs sonuna değin süren sergilerle kentin geçmişle geleceği arasında sağlıklı bir çözümün araştırılmasına girişiyor. Çeşitli mekânlarda gerçekleştirilen bu bir dizi etkinlikle “kentin, tarihi, ekonomik, toplumsal ve kültürel konumunun geçmişten geleceğe uzanan bir çizgide gözlenmesi, çeşitli boyutlarıyla irdelenmesi ve uygulamaya ışık tutacak somut birikim ve önerilere ulaşılması amaçlanıyor.

Bu kapsamda açılan sergiler arasında en çok ilgi çekenlerden biri de, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde yer alan Mimar Bülent Çetinor'un “Bursa Resimleri” konulu sulu boyalarıyla, fotoğraf sanatçıları arasında düzenlenen bir yarışmanın sonuçlarını içeren “Bursa'da Zaman” adlı fotoğraf sergisi oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni 1951'de bitiren ve öğrencilik yıllarında Prof. Holzmeister ve Ercüment Kalmık'ın yönlendirmesiyle resime başlayan Bülent Çetinor'un (d. 1928) daha önce İstanbul'da sergilediği sulu boyalarında Boğaziçi yalılarından, Antalya, Bodrum, Bingöl, Safrabolu evlerine değin, ülkemizin dört bir köşesine yayılan ve eski evler, sokaklar, pitoreski üzerinde yoğunlaşan resim tutkusunu izlemiştik. “Bursa Evleri”nde de 1945'ten bu yana tutkulu bir uğraşla süren çalışmalarından kırk sulu boyayı ortaya çıkarıyor. Bursa ve çevresinde, iklimlere, yerel gereçlere göre değişiklikler gösteren evler, köşkler, camiler gibi, bu yörede yoğunluk gösteren Osmanlı sivil mimarlığının ayakta kalabilmiş en belirgin örneklerini titiz bir sulu boya tekniğiyle saptamakta. Mimarlık uğraşından gelen deneyimle perspektif kurallarını ve çizim disiplinini sulu boya tekniğinin, ışıklı, arınmış, saydam renk değerleriyle ustaca birleştiren Çetinor'un yöredeki Türk evlerinin on on beş yıl önceki görünümleri belgeleyici bir tutumla yansımış, Osmanlıların ilk başkenti Bursa'nın yanı sıra Bozüyük, Geyve, İznik, Sapanca, Mudanya ve Tirilye'deki kasaba evlerinin geleneksel mimarilik özellikleri, değişken ve özgün üslupları çok titiz bir sanat emeğiyle saptanıyor.


Aynı galeride yer alan “Bursa'da Zaman” konulu fotoğraf yarışmasında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın aynı adli ünlü şiir ve yazısındaki kentin yaşamında bugün de etkisini sürdüren tarihsel ortam, geçmiş güzelliklere duygulara, anılara görsel bir boyut getirmek öngörülüyor. Yarışmada ödül alan Müfit Çırpanlı, Kâzım Zaim, Ahmet Özyurt'un ve mansiyonlara değer görülen Barbaros Altındiş, Sema Erkan, Arzu Karamani, Mustafa Kaya, Hakan Kızılcıkoğul, Serdar Onan, Ercüment Özoğul, Yonca Tari'nin, Bursa'nın bugünkü yaşam görüntüleri arasında değişik açılardan tarihsel yapıların aydınlığına ve insan ilişkilerine yönelen yapıtlarında kendi zamanlarını arayıp bulma kaygıları izleniyor. Çoğu genç sanatçıların objektiflerinde Bursa'nın tarihsel ortamı çağdaş motiflerle birleşmekte. 36 renkli ve 15 siyah-beyaz fotoğrafın yer aldığı sergide, Sabit Kalfagil, Cengiz Civa, Yücel Erkan'ın fotoğrafları da anılmaya değer.

Bursa, ilk ve orta dereceli okulları arasında düzenlenen “Yaşadığımız ve özlediğimiz çevre” konulu resim yarışmasının sonuçları da Turizm Bürosu'nda sergileniyor. Bu yarışmayla bir yandan bilimsel düzeyde tartışılan bir konuya çocuklarımızın da ilgisini çekmek, düşünce dünyalarına “çevre” kavramını sokmak, öte yandan, “Bursa '85” etkinliklerinin bir köşesine çocukların da katkısını eklemek öngörülmüş. Sergilenen resimler arasında çocuk resmine özgü o duru, özgür, içtenlikli ve doğaçtan yaklaşımın kentin doğal ve tarihsel özellikleriyle birleşen görünümleri izlenebiliyor.


‘BURSALI KARAGÖZ’ SERGİSİ

Tarih içinde Bursa '85” etkinlikleri arasında yer alan ilginç bir gösteri de, 14 Mayıs'ta Yeşil'deki Türk-İslam Eserleri Müzesi'nde açılan “Bursalı Karagöz” sergisi oldu. 14. yüzyılda Bursa'da yaşamış Şeyh Muhammet Küşteri, Karagöz - Hacivat olarak halk arasında efsaneleşen perde sanatının yeryüzündeki öncülerinden biriydi. Söylenceye göre, Bursa'da bir cami yapımında çalışan ve şakaları, nükteli konuşmalarıyla işçilerin çalışmalarını engelledikleri için Sultan Orhan'ın buyruğuyla öldürülen iki yapı ustasının anılan Şeyh Küsteri'nin buluşu olan bu perde oyunuyla yüzyıllarca yaşatılıyor. “Bursalı Karagöz” sergisinde, ayni zamanda güçlü bir orta oyuncusu olan ünlü Karagöz ustası Hayali Küçük Ali'nin yirmi yıl önce yaptığı Karagöz oyunlarındaki çeşitli sahneler ve birçok tipler tanıtılıyor. Karagöz sanatının çağdaş ustalarından biri olan Küçük Ali’nin (1886-1974). 1965'te deve derisi üzerine çizip boyadığı yirmi Karagöz oyunu sahnesi ve bunlar oluşturan çok sayıda figürler Bursa Müzesi'nin tozlu arşivleri arasından ilk kez gün ışığına çıkarılıyor.

Yirmi panoya yerleştirilen Karagöz oyunları arasında,
Bahçe Sefası,
Kanlı Kavak,
Tahir ile Zühre,
Ferhat ile Şirin,
Karagözün Gelin Olması,
Cazular,
Hain Kahya gibi,

ünlü Karagöz seyirlikleri,   
zenneli, çengili köçekler,
kavak-çini,
yılanı yiyen geyik,
yelkenli gemiler,
şemsiyeli kadınlar,
çalgılı figürler, v.b. dekoratif motiflerle tanıtılıyor.

Hayali Küçük Ali'nin yetenekli elinden çıkma bu Karagöz oyunu sahnelerinde derin ve köklü bir halk kültürünün “olağanüstü görüntü malzemesiyle, tasvirleriyle, göstermelikleriyle benzersiz bir görsel beğeninin” şimdi geçmişe mal olmuş otantik örneklerinden birini buluyoruz.


MEZAR TAŞLARI MÜZESi

Eski Yeşil Medrese'nin Türk-İslam Eserleri Müzesi'ne dönüştürülen bahçesinde 16 Mayıs günü “Bursa'da Mezar Taşları Müzesi”nin açılışı yapıldı. Altı yüzyıllık bir imparatorluk döneminin çekirdeği olan Osmanlı dönemi Bursa'sinin görkemli yazıtları, kentteki Pınarbaşı, Emirsultan, Arabayatağı ve Zindankapı gibi dört eski mezarlıkta yıllardır dağınık, düzensiz, bakımsız bir biçimde yok olmaya bırakılmış. Yıkıma uğrayanlardan bir bölümü 1958/59 yıllarında Abdülbaki Gölpınarlı'nın emeğiyle okunup sınıflandırılarak Muradiye Türbeleri arkasındaki bahçede toplanmıştı. Bunlardan derlenen elli mezar taşı, yazıt ve tuğra, şimdi eski Yeşil Medrese bahçesinde Mimar Cengiz Eruzun'un projesine göre müzecilik anlayışıyla bağdaşan bir düzenlemeye kavuşturuluyor. Gittikçe yitirilen tarih ve kültür değerlerimizin önemli bir belgesi olan “Bursa'da Mezar Taşı” Müzesi, eski hat sanatımızın, sülüs, tâlik, nesih gibi üslup ustalıklarıyla geleneksel taş oymacılığının seçkin ve anıtsal örneklerini birleştiren bir toplamı içeriyor. Bursa mezar taşlarında 14-19. yüzyıllar arasındaki Osmanlı döneminin birçok önemli kişileri ve sayısız olgusu somut bir biçimde belgeleniyor.

Bursa Belediyesi Sergi Salonu'nda 15 Mayıs'ta açılan “Anadolu'da Yaşam ve Mimarlık” konulu sergide ise geçmişle geleceği birleştirme ve yaşanılır bir ortam yaratma yolunda dört yörede başlanan girişimler, proje çizimleri, maket ve fotoğraflarla tanıtılıyor.

  • Bursa'nın doğusundaki gecekondu önleme bölgesi,
  • Kale Sokağı'nı sağlıklaştırma projesi,
  • Tophane ve çevresini koruma planı,
  • Orhan ve Ulucami arası alan düzenlemesi maket ve projeleri yanı sıra,
  • ODTÜ Fotoğrametri Uygulamaları,
  • Karadeniz Üniversitesi'nin desteğiyle Maçka'da başlayan Sümela Manastırı Onarım Projesi ve
  • Niğde Aksarayı'nın Güzelyurt (Gelveri) bucağında Yıldız Üniversitesi'nce girişilen çok zengin uygarlık ve tarih dokusunun korunma ve onarım çalışmaları izleniyor.

18 Mayıs'ta Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu'nda yapılan “Tarih içinde Bursa '85” Sempozyumunda;
  • Bursa'da 1. Grup Restorasyon Uygulamaları”,
  • Bursa'da Sivil Mimarlık örneği Yapılarda 2. Grup Uygulamaları” ve
  • Bursa'da 2000” konuları
Prof. Orhan Alsaç, Gönen Çakmakçı ve Prof. Metin Sözen başkanlığında tartışıldı.

  • Mimar Hüsrev Tayla, Kazım Baykal, Prof. Sözen'in katıldığı bir söyleşiden sonra
  • Akbank Sanat Galerisi'nde “Bursa 2000 Fikir Projeleri Yarışması” sergisi açıldı.



OLUMLU ADIMLAR

“Tarih içinde Bursa 85” etkinliklerinde Bursa için gelenekle çağdaşlık arasındaki değişim ve çelişkiler yumağında geçmişten yarına uzayan sağlıklı çözümler araştırılıyor. Bursa Belediyesi'nin son yıllarda gerçekleştirdiği ya da giriştiği birçok uygulamalarda geçmiş yaşam biçimlerine çağdaş bir işlev kazandırmak, yaşayan mekânlar oluşturma çabası izleniyor. Önceki yıllarda onarılan Eski Bakırcılar Kapalı Çarşısı, Eski Aynalı Çarşı, Emirhan ve Kozahanı işhanları ve avlusu, Altıparmak Park'ndan sonra, 16 Mayıs'ta halka açılan Tophane yamaçlarının düzenlemesi, Süleyman Çelebi'de yapımı süren Türk Hava Kurumu Gençlik Parkı, Ulucami - Orhan camileri alan düzenlemesi bu girişimin gözle görülen örnekleri.

Bursa Belediyesi'nden tarihsel ve kültürel mirasın korunması ve günümüz yaşamıyla uyumlu biçimde bağdasan güncel işlevler taşıyan soluk alan mekânlar oluşturma çabasının bu doğrultuda sürdürülmesini bekliyoruz. Bu yıl yapılamayan “Bursa'da Geleneksel El Sanatları” ve kitap sergileriyle Bursa'da yetişen ve Bursa'yi konu alan ressamlarımızın (Ahmet Şekûr, Şefik Bursalı, Hale Asaf, Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrahim Balaban, v.b.) tablolarından oluşan Bursa resimlerini içeren sergiler de önümüzdeki yıl gerçekleştirilebilir. Bu tarihsel kenti yazınımızda ölümsüzleştiren Ahmet Hamdi Tanpınar adinin, bir sokak, cadde ya da alana verilmesi de Belediye Başkanı Sayın Ekrem Barışık'a yaraşan çok değer bilir bir davranış olacaktır.



Ahmet Köksal | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 121 - 1 Haziran 1985