Avrupa’da Barok Müziğin en görkemli yapıtlarını ürettiği dönem (1600-1750),
bizim tarihimizde de Lale Devri’nin yaşandığı yıllara rastlar. (1718-1730).
Bu dönemin en önemli Türk Müziği bestecisi ise Ebu Bekir Ağa’dır.
Ne rastlantı ki, bu yıl üç yüzüncü [330.] doğum yılı olarak anılmakta olan;
- Johann Sebastian Bach (1685-1750),
- Georg Frederic Haendel (1685-1759) ve
- Domenico Scarlatti (1685-1757) ile aynı yılda doğduğu sanılmaktadır Ebu Bekir Ağa’nın.
Lale Devri’nin coşkusunu, Nedim’in “şuh edası”nı, neşeli ve nükteli bir anlatımla müziğine yansıtan Ebu Bekir Ağa, özellikle din dışı eserler yazmasıyla tanınmıştır. Böylece müziğinde hiçbir acıklı konuya, gizemsel ya da kötümser havaya rastlanmaz. Lale Devri’nin kendine özgü “hayattan kâm alan”, sevgiliye övgüler yağdıran konularıyla, parlak ve renkli seslerdir onun duyurduğu.
İstanbul’da Eyüp Sultan’da doğan Ebu Bekir Ağa, “Eyyubi”, “Hacı”, “Seyyid” ve “Çavuş” olarak da anılmıştır. Genç yaşında Enderun’a alınmış. kiler ağaları arasında “çavuş” olarak unvan kazanmış: besteciliği ve hanendeliği kadar fasıl yönetmesiyle ve Enderun’daki öğretmenliği ile de ün yapmıştır. Yaşamı boyunca Osmanlı tahtında sekiz padişah değişmiş, bunlardan en çok 1. Mahmud döneminden etkilenmiştir. Kendisi de besteler yazan 1. Mahmud, özellikle Lale Devri’nin en şen ve coşkulu günlerini simgeler.
Ebu Bekir Ağa’nın birçok şiiri olduğu gibi nice bestesindeki güftelerin de kendine ait olduğu anlaşılmaktadır. Müzik üstüne yazdığı “Edvar” başlıklı kuram kitabı yok olmuş, ancak “Mecmua” başlıklı güfteler derlemesi günümüze kadar korunmuştur. Kendi el yazması olan bu derleme İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir.
Bestecinin yüzlerce eseri olduğu, ancak bunlardan bugün kırk iki tanesinin elde kaldığı bilinmektedir:
- Bir Kâr,
- on dört Beste,
- on üç Ağır ve
- on dört Yürük Semai... (*)
Ebu Bekir Ağa’nın müziği konusunda Sayın Sadun Aksüt’ün bilgisine başvurduk ve şöyle bir söyleşi yaptık:
- Ebu Bekir Ağa’nın müziğinde, kendinden önce yaşayan herhangi bir bestecinin etkisi görülür mü?
- Tarihe baktığımızda, Itri (1640?-1712) öldüğünde, Ebu Bekir Ağa, yirmi beş yaşlarındadır. Itri’deki motiflerin teknik olarak değişik şekillerini kullandığını söyleyebiliriz. Özellikle ünlü Mahur bestesinde (Bir âfet-i mehpeyker ile nüktelerim var) ve güftesi Sultan Cem’in olan “Canım yerine geldi ki cananımı gördüm” başlıklı eserinde Itri’nin izlerine rastlarız. Ancak hiçbir zaman din ile ilgili müzik yazmayan Ebu Bekir Ağa’nın, nükteli deyişi ve coşkun Lale Devri anlatımı kendine özgüdür.
- Ebu Bekir Ağa’nın kendi döneminde ya da daha sonraki dönemlerde etkilediği bestecilerden söz eder misiniz?
- Enfi Burnaz “Hasan Ağa” (1670?-1729), Bekir Ağa’nın coşkusunu duyurduğu gibi, dinsel saz eserleri de yazmıştır. Bekir Ağa’nın etkisinde örnek verebileceğimiz bir eseri, Nişabürek Ağır Semai’dir. (Câmi-i sürh ile sanma lâ’l gün olmuş gelir).
- Sonra Kara İsmail Ağa var. O da (1674?-1724) yıllarında, Lale Devri’ni duyurmuş bir besteci. Eserleri tıpkı Ebu Bekir Ağa gibi din dışı ve büyük formlar içinde yazılmış. Her ikisinin de aynı vezinle yazılan Hüseyni Yürük Semai’leri var.
- Bir de Mustafa Tab’i Efendi’yi sayabiliriz. (1705-1770). Klasik üsluba bağlı, renkli motifleri ve coşkulu müziği ile Bekir Ağa’nın etkisindedir. Özellikle Hüseyni Nakış Yürük Semai’si: “Ben gibi sana âşık-i üftâde bulunmaz”...
Bekir Ağa Enderun’da öğretmenlik de yaptığı için kendi yolunu izleyen ve bugün adlarını bilmediğimiz nice öğrencisi olsa gerek.
- Yorum açısından, Ebu Bekir Ağa’nın eserlerini seslendirirken önem verilmesi gereken özellikler nelerdir?
- Özellikle bu müziğin içindeki raks sanatını düşünerek, canlı, coşkulu ve klasik üsluba bağlılığı unutmadan seslendirmek gerekir Ebu Bekir Ağa’yı. Kedere, acıya yer vermeyen bu sanatçıyı, zengin melodileri, sanatlı geçişleri ve sağlam tekniğinin hakkını vererek duyurmalıdır.
Birçok bestesinin güftesini kendi yazmış olan Bekir Ağa, Nedim’in şiirlerinden de pek çok şarkı bestelemiş, ancak bugüne ulaşamadan kaybolmuştur.
Bestecinin başyapıtı olarak bilinen “Mahur Beste“si, Darbeyn usulünde olup, Ahdi’nin bir güftesi üstüne yazılmıştır:
“Bir Afet-i mehpeyker ile nüktelerim var.”
Bunun dışındaki ünlü eserleri arasında şunları sayabiliriz:
- Hicaz Nakış Yürük Semai: “Aram edemem yâre nigâh eylemedikçe”,
- Segah Yürük Semai: “Etdi o güzel ahde vefa müjdeler olsun”.
Güftesinin kime ait olduğu belli olmayan bu dizeleri aktaralım:
“Etdi o güzel ahde vefa müjdeler olsun
Ey âşık-ı şuride sana müjdeler olsun
Tiryel li yel li ye le li ah müjdeler olsun
Vâd eyledi bir gice nihân gelecekdir
Tiryel li yel li ye le li ah yar gelecekdir
Ben kuluna ey mah-lika müjdeler olsun
Tiryel li yel li ye le li ah müjdeler olsun.”
Batı toplumu, iki yüz yıldan daha uzun bir süredir, her yıl anar Bach’ı, Haendel’i, Scarlatti’yi...
Her yıl daha derinleşen araştırmalarla, daha yoğunlaşan konserlerle.
Acaba biz de Itri’yi, Ebu Bekir Ağa’yı, Dede Efendi’yi daha derin araştırmalarla sunup, soylu bir yeniliğe temel oluşturabilseydik,
bugünkü müzik yozlaşmasından böylesine yakınır mıydık?
_____________________________________________
(*) Kâr, Beste, Semai gibi başlıklar, Türk Müziği’nin din dışı biçimlerine verilen adlardır.
Kaynak:
- Türk Musikisi Ansiklopedisi, Yılmaz Öztuna.
- Türk Müziği’nde Güfteler, Sadun Aksüt.
- Hemedan sabık şehdenberi Nail Bey’in özel notları (S. Aksüt’ün koleksiyonundan)
Evin İlyasoğlu | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 118 - 15 Nisan 1985