Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kerbela etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bağdat Uluslararası Sanat Festivali




Geçtiğimiz yıllarda Bağdat’ta yapılan şiir ve tiyatro şenlikleriyle 1974’te düzenlenen Arap Ülkeleri Bienali’nden sonra altı yıldır savaş içinde bulunmasına karşın Irak Cumhuriyeti’nin 26 Ekim - 1 Kasım günleri arasında gerçekleştirdiği Bağdat Uluslararası Sanat Festivali dünya sanat çevrelerinin ilgisini bu ülke üzerinde topladı.

Bu tür festivaller genellikle ülkelerin kültür ve sanat çevreleri arasında bir diyalog kurulmasına, karşılıklı iletişime yol açtığı gibi yapıtlarını bir arada sergileyen sanatçılar arasında da dostluk, dayanışma, görüş alışverişi sağlaması bakımından sanatın ortak ve birleştirici dili ile dünya barışına da katkıda bulunacağı kuşkusuzdur. Görsel sanatlar alanındaki başlıca eğilimleri ortaya çıkardığı gibi özellikle yaşamsal sorunlarla sanatsal çözümler arasında kurulacak uyumlu ilişkilerle çağdaş sanatın gelişmesine ve evrensel bir anlatım oluşturulmasına elverişli bir ortam da hazırlayabilecektir. Bu yıl ilki düzenlenen Bağdat Uluslararası Sanat Festivali de bu bakımdan çok olumlu bir girişim sayılabilir.

Festivalin ilk günü 26 Ekim’de Saddam Kültür Merkezi konferans salonunda Irak Kültür ve Enformasyon Bakanı Latif Nsayyif Jassim’in konuşmasıyla açılan şenlikte, Güzel Sanatlar Genel Müdürü İsmail Al Shaikly, ünlü eleştirmen André Parinaud, UNESCO temsilcisi ve öteki konuşmacılar Sanat insanlık içindir sloganını benimseyen festivalde sanatın sosyal, ekonomik, kültürel gelişme, çağdaş uygarlık ve dünya barışındaki önemini vurguladılar. Konuşmalardan sonra festivale çağrılı olarak katılan kırkı aşkın ülkeden 180 sanatçı ve delege topluca “Meçhul Asker” ve “Şehitler” anıtlarına giderek saygı duruşunda bulundu. Iraklı heykel sanatçısı İsmail Fettah’ın cami kubbesi formundan esinlenerek gerçekleştirdiği görkemli, özgün bir yapıt olan “Şehitler Anıtı”nın etnografik bir müze durumuna getirilen her yani mermerle döşenmiş alt katı da bu arada gezildi.

Yerel saatle 18’de Hayfa Caddesi üzerinde bu yıl yapılan birçok sergileme birimleri içeren iki katlı, anıtsal görünüşlü Saddam Sanat Merkezi’nde 45 ülkeden beş yüz kadar sanatçının bine yakın resim ve heykelini bir araya getiren Uluslararası Sanat Sergisi açıldı.

27 Ekim Pazartesi günü sanatçı ve delegelerin katılmasıyla festival kapsamında düzenlenen Modern Sanatlar Ulusal Müzesi’ndeki Çağdaş Irak Sanatı ile Al-Riwaq galerisinde yer alan Arap kaligrafisi ve Bağdat galerisinde Irak seramik sanatı sergilerinin açılışı yapıldı. Arap kaligrafisini çağdaş bir pentür beğenisine ulaştırma çabası gösteren kaligrafi sergisinde geleneksel İslam sanatlarından hat, tezhip, yazı-resim vb. dekoratif özellikleri çeşitli grafik tasarımlar, yeni istif kurgularıyla çağdaş bir düzeye yönlendirme amaçlanıyordu.



ULUSLARARASI SERGİ

Saddam Sanat Merkezi’nde düzenlenen ve Batı Almanya, Fransa, Büyük Britanya, İspanya, İtalya, Polonya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri yanı sıra Arjantin, Brezilya, Küba, Venezuela’dan Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Filistin, Bangladeş, Tayland, Sri Lanka, Kore, Hindistan, Çin ve Japonya’ya kadar irili ufaklı birçok dünya ülkesinden 500’e yakın sanatçının bin dolayında resim ve heykelini bir araya getiren sergi, dünya sanatının bir panoraması durumunda. İki ay açık kalacak olan sergi sayıca çok geniş kapsamlı olmakla birlikte, dünya sanatının genel eğilimlerini nitelikli bir düzeyde koruyabiliyor.

Uluslararası sergi özellikle Üçüncü Dünya ya da az gelişmiş diye anılan ülkelerin genç kuşak sanatçılarının görsel sanatlardaki etkinliğini kanıtlaması bakımından üzerinde durulmaya değer. 31 Ekim Cuma günü Bağdat’ın en büyük oteli Reşit Oteli salonunda verilen akşam yemeğinde Kültür Bakanı L. N. Jassim tarafından sanatçılara ödüller dağıtıldı. Aşağıdaki üyelerden oluşan seçiciler kurulunun değerlendirmesinde Üçüncü Dünya ülkeleri sanatçılarının başarısı vurgulanıyordu:

Yusuf Al-Sa’igh (Irak),
Vijdan Numan (Irak),
Ahmet Nevvar (Mısır),
Borko Lazeski (Yugoslavya),
Sankho Chaudhury (Hint),
Claude Bleynie (Fransa),
David Ecker (ABD),
Jack Maurice (Belçika),
Jose Allyon (İspanya).


Toplamı 150 bin dolar olan Saddam büyük ödülleriyle birer altın madalya şu sanatçılara verildi:

Iraklı Ali Talip, Shakir Hassan Al-Said, Rafi Al-Nasıri,
Cezayirli Raşit Kureyşi,
Katar’dan Yusuf Ahmet,
Tunus’tan İnja Mehdavi,
Mısır’dan Salih Ridha,
Bangladeş’ten Mari İslamih,
İspanya’dan Manu Lavaldez,
Hindistan’dan Krishna Khama,
Filipin’den Cosco,
Polonya’dan Chai Kavies,
Güney Kore’den Raskor.

Genellikle genç kuşak sanatçılarının görsel bir dinamizm arayışlarını içeren resimler arasında geleneksel ve yerel motifleri, kaligrafik özellikleri soyut, özgün bir form düzeyinde algılayan örneklere de sıkça rastlamaktayız.

  • Iraklı Ali Talib’in görsel bir duyarlık, olgun espas ve ışık etkileri taşıyan yağlı boyalarıyla,
  • Rafi Al-Nasıri’nin zigguratlardan esinlenen simetrik ve anıtsal tablosu,
  • Shakir Hassan Al-Said’in duyarlı soyutlaması,
  • Cezayirli Raşit Kureyşi’nin kaligrafik soyutlaması ile
  • Katarlı Yusuf Ahmed’in keten bezi üzerine mürekkeple yapılmış ince kaligrafik dokulardan oluşturulan soyutlaması da özgün biçem seçeneklerini araştırmasıyla ilgi çekiyor.


Ev sahibi durumunda Irak sanatçıları sergide geniş bir yer tutmakta. Bir yandan Mezopotamya uygarlık kalıntıları, geleneksel İslam çizgileri, kaligrafik, simgesel, bezemeci özellikler, öte yandan Avrupa ekolleri, çağdaş akımların etkilerini bir senteze ulaştırma çabasına, Irak sanatçılarının yapıtlarında son yıllardaki savaşın dramatik yansımaları da ekleniyor. Iraklı Salman Abbas, Sadi Al Ka’bi, İsmail Hammoudi, İssam Al Said, Rakan Dabdoub vb. ressamların yerel renk ve motiflerle Arap kaligrafisinden esinlenmiş düzenlemeleri Batı sanatının lekeci, soyutlayıcı yöntemleriyle bir senteze götürmek isteyen tutumuna Mısır’dan Ahmed M. Arif, Al-Nashar, Lübnan’dan Hüseyin Mehdi ile Tunus, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Sudanlı sanatçılarda da rastlanmaktadır.

Avrupalı sanatçıların yapıtlarında yenilikçi akımların izleriyle çağdaş grafik tasarımı disiplinlerinden,
çeşitli gereç ve tekniklerin bireşiminden yararlanan deneysel, araştırıcı bir tutum görülüyor.

  • Fransa’dan Roy Adzak’ın cam içine yapılmış mitolojik portre ve figürü, Carzou’nun çini mürekkeple renklendirilmiş fantastik peyzaj ve kent görünümleri, Claude Beynie ve Baron Renouard’in dekoratif nitelikli halı-resimleri, Yvon Daniel’in bir kafatasında numaralanmış bölümlerle dramatik anlatımlı portresi, François Arnal’ın lekeci soyutlaması, Chabrier’nin sahnede figürlerle bir Bağdat camisini konu alan illüstratif yağlıboyaları bu yaklaşımı örnekliyor.

  • Büyük Britanya’dan Eduardo Paolozzi, Tom Philips, Bartalameu Dos Santos’un özgün baskılarında çağdaş grafik tasarımına ilişkin disiplinli bir teknik izleniyor.

  • Polonyalı Jackiewics Wzadyslaw, Roman Posienmski’nin resimleriyle Jan Kucz’un karışık gereçli heykellerinde yenilikçi form araştırmaları izleniyor.

  • Sovyetler Birliği’nden Tair T. Salakhov, Oleg M. Savostyuk, Oleg Vukolov, İgor P. Obrosov, Dimitri S. Bisti’nin figürlü kent görünümlerinde geleneksel atölye eğitimi, anlatımcı öğeler ve grafik disiplinin izleri belirgin.

  • İspanya’dan Manolo Valdes de figür deformasyonuna ilişkin yüzeysel düzenlemeler,
  • André Nagel’in hayvan figürlü baskılarında illustratif bir nitelik,
  • Cristina Barcola’da minyatür etkileri,
  • bir süredir Madrid’te çalışan Bangladeşli Monirul İslam’ın karışık teknikli baskı resimlerinde lekeci, kaligrafik soyutlamalarla dikkati çekiyor.

  • Batı Almanya’dan Anatol’un karışık gereçli, kalın boya dokulu asker figürü,
  • Tony Schnyder’in soyut ve tanımsız nesnelerden iki düzenlemesi,
  • Hans Jochim Sach’in pastel renklerle oluşan üç peyzajı,
  • Hanspeter Widrig’in bronz dökümlü heykelcikleri,
  • Ruth Hardweg’in küçük kadın büstü anılabilir.

  • İrlandalı Robert Ballagh’ın sanat ve teknolojinin gelişmesine ilişkin motiflerden düzenlediği metal üzerine uygulanmış baskılarında teknik bir yetkinlikle karşılaşıyoruz.

  • Romanya’dan Demeter Wilhelm’in figür soyutlamalarıyla
  • Gheorghiu lon’un tanımsız nesnelerden düzenlenmiş yağlıboyalarında soyut bir biçem seçeneği araştırılıyor.

  • Portekizli David Almeida’nın ödül alan “Tarihöncesi Portekiz Gecesi” adlı karışık teknikli soyutlamasında özgün bir duyarlık izleniyor. Gitelo Teixera Lopez’in figür anlatımına ilişkin üç yağlıboyasında cinsel bir gerilim vurgulanmış.

  • Bulgaristan ise sergide Svetlin Roussev, Christo Neykov’un koyu boya dokularıyla doğal soyutlama ve peyzaj geleneğini sürdüren yağlıboyaları ve Ostoitch Dimita’nın bronz dökümlü iki büstüyle yer alıyor.

Üçüncü Dünya ülkeleri arasında;

  • Taylandlı Kiettisak Channoard iki plana ayrılmış organik kesitler ve giysilerden oluşan röliyef nitelikli yağlıboyalarında gerçekçi bir yetkinlikle çok etkili bir anlatımı vurguluyor.
  • Aynı ülkeden Somsak Chowtapapong doğal soyutlamasındaki renk duyarlığıyla ilgi çekiyor.


  • Hindistanlı Jogen Chowdhory’nin figürlerinde çizgiye ağırlık veren grotesk bir anlatım,
  • Arpana Caur’un yağlıboyalarında olağanüstü bir ortamda gizemler çağrıştıran bir figür anlatımı,
  • Rameswar Broota’nın büyük boyutlu tablosunda doğal öğeleri yorumlayıcı bir tutum görülüyor.


  • Güney Koreli Byeong-Seok Ahn çizgisel ve renkçi peyzajları,
  • Tae-Ho Kim özenli, titiz bir işçilik içeren, nitelikte akrilik formlarıyla sergide yer alıyor.


  • Kübalı Luis Miguel Valdes’in parçalanmış mimari ve doğal öğelerle düzenlenmiş akrilik resimlerinde renkçi bir tutum ağırlıkta.

  • Venezuela da Rigulo Perez, Luis Guevera Moreno’nun geleneksel figür anlatımlı akrilikleri ve Manuel De La Fuenta’nın bronz heykelleriyle
  • Sri Lankalı Abert Dharmasiri’nin akademik çıplak bir figürü ile model uçaklı bir portre,
  • Zambiyalı Henry Tayel yerel yaşantıdan düzenlenmiş figür ve portreleriyle sergide yer alıyor.

  • Çin sanatçılarının rulo biçimindeki resimlerinde geleneksel Uzakdoğu resminin doğayı, çiçekleri ve insanları arınmış, saydam renklerle yansıtan natüralist üslubunun uzantılarını buluyoruz.

  • Japon ressamlarından Yuriko Nakamura’nin çok figürlü düzenlemelerinde yenilikçi kurgular buluyoruz.

  • Sergide Türkiye’den yer alan Cavit Atmaca ve Ankara Kadın Ressamlar Derneği Başkanı Naciye İzbul’un resimleri günümüz Türk resmini “temsil” etmekten uzak kalıyordu.

Bağdat Uluslararası Sergisi, yüzyılımızda ülkeler ve sanatçılar arasında gittikçe yoğunlaşan kültürel, sanatsal iletişim sonucu yerel ve bölgesel özelliklerin, üslup ayrımlarının azaldığı yerel ve Doğulu motiflerle Batılı yöntem ve tekniklerin birbiriyle kaynaştığı, bireşim sürecinin hızlandığı gerçeğini ortaya çıkarıyor. ABD’li eleştirmen David Ecker de konuşmasında bu oluşumu vurgulamıştır.


BİLDİRİ, SEMPOZYUM VE GEZİLER

27 Ekim’de Saddam Sanat Merkezi’nde Iraklı sanat tarihçisi ve eleştirmen Jabra Ibrahim Jabra’nın bildirisiyle başlayan konuşmaları ertesi günü New York Üniversitesi öğretim üyelerinden David Ecker’in bildirisi izledi. ABD’li eleştirmen konuşmasında günümüzdeki sosyal, politik ve
kültürel iletişimin sanatsal yöntemlerde değişimlere yol açtığını belirterek geleneksel sanatlar ölüyor diye uyarıda bulundu. David Ecker bildirisinde, Sanatsal işlemlerin ekonomik, sosyal, politik ve kültürel bağlantıları değiştirerek, sanatın yaşayan geleneklerini kolaylaştırabilir, besleyip büyütebilir ve ileriye götürebilir dedi.

29 Ekim’de yapılan AICA (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Birliği) sempozyumunda da sosyal, politik, kültürel ilişkiler karşısında sanatın sorunları görüşüldü, Türkiye bu kuruluşa üye olmadığından sempozyuma bizden hiçbir delege katılamadı.

Meksika Görsel Sanatçılar Birliği’nin 28-30 Ekim günlerinde Bağdat’ta yapılan XI. genel toplantısında yayınlanan bildiride, dünya barışının gerçekleşmesi yolunda bütün dünya sanatçıları güç birliğine çağrıldı. İtalyan sanatçıları da festivalin son günlerinde hazırladıkları slogan, afiş ve grafiklerle önümüzdeki festivalin “Barış için Sanat” ilkesini önerdiler.

30 Ekim’de Uluslararası Sanatçılar Birliği (IAA) genel kurulu toplandı.

29 Ekim Çarşamba günü sanatçı ve delegelerden bir grup Musul yolu üzerinde 120 km. uzaklıkta Abbasiler döneminde Halife Mütevekkil’in yaptırdığı (848-852) dünyanın en büyük açık hava camisi ile 52 m. yüksekliğinde zigguratları andıran sarmal çıkışlı ünlü minarenin bulunduğu Samarra gezisi yapıldı. Samarra’da altın yaldızlı kubbe ve minareli İmam Halil Hadi ve çok gösterişli çinilerle bezenmiş İmam Sahbi Zaman camileri gezildi. Buraya 15 km. uzaklıkta gene 9. yüzyılda yapılmış Samarra’daki sarmal minarenin küçük bir örneği bulunan Ebu Dulef kalıntıları ile gene bu yöredeki son Abbasi halifesinin sarayının kalıntılarını içeren Kasr-ul Aşık’a uğradık. Çok birimli odalar, geçitlerle donanmış anıtsal görünüşlü bu saray kalıntısında restorasyon çalışmaları sürdürülüyor.

Festivalin son günü 1 Kasım Cumartesi Basra yolu üzerinde bulunan Babilonya ve Kerbela gezileri yapıldı. Yeniden yapılmış ünlü İştar kapısından içeri girdiğimizde efsanelere konu olan ünlü Babil Kulesi’nin bir ziggurat ya da tapınak-kule biçimindeki maketiyle karşılaştık. Eski Mezopotamya’nın en büyük kentlerinden biri olan ve geçmişi İ.Ö. iki bin yıllarına dayanan Babil, II. Nabukodonosor döneminde (İ.Ö. 604-562) altın çağını yaşamış. Eski Babil’in temel yolları üzerinde mitolojik hayvan kabartmalarıyla bezenmiş yüksek çevre duvarları arasından geçerek bazalttan yontulmuş Babil arslanı önünde fotoğraflar çektik. Altı yıldır savaş içinde bulunmasına karşın Babilonya’da da restorasyon çalışmalar sürdürülüyor. Irak’ın büyük ve masraflı bir organizasyonu gerektiren Uluslararası Sanat Festivali’ni gerçekleştirmesi yanı sıra geçmiş uygarlıklara ve tarih mirasına sahip çıkma yolundaki bilinçli çabaları övgüyle karşılanmaya değer.



Ahmet Köksal | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 156 - 15 Kasım 1986
____________________________________________________________________________________________________________________





Yaşı, elli dolaylarında bulunanların kolayca anımsayacakları, “Bağdat Hırsızı” ya da “Alaaddin’in Lambası” gibi filmlere dış dekor oluşturmuş olan eski Bağdat’la bugünkü Bağdat’ı kıyaslamanın fazla bir anlamı yok. Aradan geçen yarım yüzyıllık zaman, birçok kent gibi Bağdat’ın da yüzünü değiştirmiş, eski mahalleleri yeni kent dokusuna dönüştürmüş. Yuvarlak kemerli pencereleri, yörenin sıcak iklimine uygun kalin duvarları ve daha çok bir site kompleksini andıran yapı gruplarıyla yeni binalar, hiçbir yükselti göstermeyen kent platosu üzerinde, trafiğin iki yönlü aktığı yollar boyunca uzanıyor, yıkıldı yıkılacak izlenimi uyandıran eski kerpiç yapıları, etkileyici görüntüleriyle eziyorlar.

Özellikle 1980’den bu yana yeni yapılaşma politikasının hızlandırıldığı bir ortamda, bir yanda yeni inşaatlar başlatılırken, bir yandan da kentin belirli odak noktalarını anıt-heykeller ve resimlerle süsleme girişimleri yaygınlaştırılmış. Saddam Hüseyin’in büyük boy resimleri, hemen her köşe başında karşınıza çıkıyor. İran-Irak savaşında ölenler adına dikilmiş olan Meçhul Asker Anıtı ile, projesi Arap mimarisin sivri kubbelerinden esinlenilerek inşa edilmiş olan Şehitler Anıtı, büyük alanları kaplayan görkemli görünüşleri ve hiçbir özveriden kaçınılmaksızın düzenlenen geniş salonlarıyla, neredeyse Bağdat’ın simgesi haline gelmişler. Kenti görmeye gelen yabancı konuklara, öncelikle bu anıtlar gösteriliyor. Bu arada Mezopotamya kültürünün merkezi sayılan Babil kentinin kalıntıları, siyah bazalt taşından yapılma ünlü Babil Aslanı, Kerbela’daki Hüseyin Türbesi ve kuşkusuz ilk İslam mimarlığının tipik anıtı Samarra’daki spiral minareli cami de Bağdat yöresinin ilk ziyaret yerleri arasında önemli bir yer tutuyor.

Savaş içinde bir ülkenin, Asya, Avrupa, Afrika ve Amerika ülkelerinin bir bölümünü içeren geniş kapsamlı bir çağdaş sanatlar sergisi düzenlemesi, bu nedenle dünyanın dört köşesinden sanatçıları ve sanat adamlarını davet ederek ayrıntılı bir kültür haftası için kolları sıvaması, birçok kişiye garip ve anlaşılmaz görünebilir. Oysa Irak Hükümeti, dışardan anlaşılması güç olan bu işi, “anlaşılır” yapmakla kalmıyor, sanatın özündeki barışçı amaçları kendi ülkesinin propagandası yolunda değerlendiriyor.

Türkiye’den eleştirmen ve sanatçı dostlarımızla birlikte çağrılı bulunduğumuz Bağdat’taki Uluslararası Sanat Festivali’ne ve bu festival nedeniyle yakından tanıma olanağı bulduğumuz çağdaş Irak sanatına getirmek istiyoruz sözü. Irak’ın düzenlediği sanat festivallerinin ilki değil bu, ama daha öncekileri de yaşamış olanların ortak görüşüne bakılırsa, katılma oranı bakımından ilk büyük çaplı gösteri olduğu hemen anlaşılıyor. Kırkın üzerinde ülkeden, Bağdat’ın Saddam Sanat Merkezi’nde sergilenmek üzere gönderilen resim, heykel ve seramikler, 300 kadar sanatçının 1000 kadar yapıtını kapsamaktaydı. Sanat Merkezi’nin, büyük avizelerle aydınlatılan iki katlı salonlarında bütün bu yapıtları bir arada, omuz omuza sergilenmiş olarak görmek, en azından dünya sanatının çağdaş düzeydeki çizgisi hakkında toplu bir fikir veriyor, genel eğilimler üzerine izleyicinin zihninde somut ipuçlarının oluşmasına yardımcı oluyordu.

Kuşkusuz yapıtların toplu görünümü, bu çizginin en yeni akımları bütünüyle yansıtacak ya da bir bölümünü ayrıntılarıyla izlemeyi kolaylaştıracak avangard bir noktadan uzakta bulunduğunu ortaya koymaktaydı. Üçüncü Dünya ülkelerinin mesajlı ve sosyal içerikli eğilimlere genellikle yatkın olan tutumları yanında, ileri Batı ülkelerinden bazıları, bu noktaya belli ölçülerde yaklaşan işlerle gelmişlerdi. Bu işlerin seçimi ve sanatçıların saptanması, her ülkenin kendi özel tutumundan kaynaklanan bir yelpazeyi ortaya sermekle beraber, Irak gibi bir Doğu İslam ülkesine hiç değilse tual geleneğinin dışına fazla çıkmayan yapıtlar göndermekte birleşen genel bir eğilimin saptanmış olması oldukça ilginçti. Örneğin kavramsal düzeydeki işler ya da çağdaş-geleneksel ölçüleri fazla zorlayan çalışmalar, serginin genel görüntüsünü çokça değiştirmiyordu. Öte yandan resmin ağırlıklı pay, heykel ve seramikleri neredeyse ikinci plana itmekteydi.



AMAÇ: GENÇLERİN ÇABALARINI GÖSTERMEK

Kanımca Bağdat Festivali’nin önemli bir işlevi “insanlık için sanat” sloganı çevresinde barışçı bir mesajı yaygınlaştırmak idiyse, ikinci bir işlevi de çağdaş Irak sanatındaki yeni gelişmeleri ve özellikle genç sanatçı kuşağının çabalarını gözler önüne sermek, yabancı konuklara, bu çabanın evrensel sanat paralelindeki değerini onaylatmak oldu. Büyük ödüllerden üçünün Iraklı sanatçılara, öteki üçünün gene Arap ülkelerinden gelen ressamlara verilmiş olması da, bu onayın somut bir belgesidir. Seçici kurulda yer alan Avrupalı sanat uzmanları, bir bakıma Doğu-İslam dünyasındaki yeni kültürel ve sanatsal kıpırdanışları, böylece ilginç bir gelişme olarak dikkate almış oluyorlar. Büsbütün de haksız sayılmazlar. Saddam Sanat Merkezi’nin alt kat salonlarının büyükçe bir bölümünü, üst kat salonunun ise neredeyse tamamını dolduran Iraklı ressamlar, hükümetin özgün çalışmaları özendirici tutumunun da itici katkısıyla, sayı ve nitelikçe, az zamanda oldukça önemli bir mesafe katetmişler. Yeni sanatın, geleneksel kalıplarla yaratılamayacağı yolunda, çağdaş dünya standartlarına uygun bir çizgide yürümenin gerekli olduğu konusunda, yeterli bir bilinç düzeyi kazanmışlar.

Festivalin görkemli açılış töreninde, Iraklı bir sanatçı, bu aşamadan söz ederken, çağdaş sanatın bütün ürünlerine ve eğilimlerine açık bir tutumu benimsediklerini, etkilenmekten korkmadıklarını içtenlikle dile getiriyor ve bu konuda öteki meslektaşlarının görüşlerine tercüman oluyordu. Bağdat’ta yakın yıllarda kurulmuş olan Modern Sanatlar Müzesi’nin duvarlarındaki resimlerle, festivale katılan Iraklı sanatçıların yapıtları karşılaştırıldığında, yeni eğilimlere duyulan yakınlığın özellikle en genç sanatçıları kavradığı görülebiliyor. Arap yaşamından gelen ortak sezgiler, genç ressamların yolunu çizen etkenlerden biri. Ama bunu, figür ve figür-ötesi ekstrem noktalarında gruplanarak yapmaktan kaçınıyorlar. Savaşın çirkinliğini yansıttıkları yapıtlarında bile, kuru bir öykücülüğe ya da banal bir anlatımcılığa prim vermemeye özen gösteriyorlar. İnandıkları ve bağlandıkları bazı ortak nitelikler yok değil; ne var ki bunu, çağdaşlıktan uzak, kuralcı bir “milli”lik amacına yöneltmiyorlar. Bu yıl, Türkiye’deki Asya-Avrupa Bienali’ne katılan İran ve Suriye’de gördüğümüz sert ve kapalı tutum, Iraklı sanatçılarda görülmüyor. Belli bir politik tutuma angaje olmaksızın, iletmek istedikleri insancıl kökenli mesajı, yukardan bakmadan, ölçülü bir duyarlık içinde sunmaktan yana görünüyorlar.



TEK DEZAVANTAJ

Irak resminin tek dezavantajı, fazla bir birikime, köklü ustalara sahip bulunmayışı. 1974’te Bağdat’ta düzenlenen Arap Bienali’nin, bugünkü olumlu gelişmelere kaynak oluşturduğu, daha sonra Fas’ın Rabat, Libya’nın Bingazi kentlerindeki bienallerin de çağdaş Irak sanatı için olumlu fırsatlar yarattığı saptanabiliyor. Bu gelişmenin, devlet koruyuculuğu altında 1956’da gene Bağdat’ta düzenlenmiş olan geniş bir sergiyle, sanatçıların örgütleşmesine dayanmış olduğunu da unutmamak gerekiyor. 1958 devrim hareketi, söz konusu örgüt bünyesinde yeni bir canlanmaya yol açmış. Bağdat’taki bu gelişmelerin öncülüğü, Bağdat Modern Sanat Grubu’nun kurulmasında ön ayak olan Jewad Selim ve arkadaşlarına, bu arada Fayek Hassan’a ait. Fayek Hassan, bir geç dönem izlemcisi olarak, genç Irak resmine soluk aldırıcı aşamaya imzasını atmış. Post-izlenimci ve kübist ressamlar, bir bakıma onun ve arkadaşlarının açmış oldukları çığır üzerinden yürüyerek, daha yeni eğilimlere ortam hazırlıyorlar. Hafidh Duroubi, bunlardan biri. Kübist tekniği, yerli konulara, Irak yaşamından aldığı sahnelere uygulamış. Bir tür yöresel üslup öncülüğü yapmış. Fayek Hassan ve Jewad Selim’in resimlerinde de yer yer bu üslûbun derin izleri görülebiliyor. Şimdi kapalı bulunan Bağdat Arkeoloji Müzesi’nin Sümer ve Asur heykelleri, ona zaman zaman esin kaynağı oluşturmuş. Jewad Selim’in 1940’lı yıllarda Londra’da heykel eğitimi görmüş olmasında, kübist anlayışının itici bir katkısı olmuş.



Zaten bu dönemin sanatçıları, genellikle resmin yanında heykeli de denemişler. İslamik espriyi modern bir anlatım çerçevesinde canlandırmaya yönelik uğraşları temsil edenlerin başında ise Dia al Azzawi geliyor. İslam kaligrafisinden esinlenen soyut kompozisyon şemaları ya da İslam antikitesinden alınma motifler, bu tür eğilimin temellerini onun yapıtlarında bulmuş.


Şimdi Modern Müze’de bulunan Mahoud Ahmad’ın, çıplak bir kadının sırtına dövme yapan çarşaflı kadınları konu alan tablosuna benzer çalışmalar, Irak sanatında sosyal içerikli bir eleştiriye zemin hazırlamıştır denilebilir.


Fuad Jihad, Hassan Abd Alwan ve Nizar Selim gibi sanatçılarsa, yer yer eski Arap minyatürlerini anımsatan dekoratif ve şiirsel kökenli bir anlayışı yerleştirmeye çalışmışlar.

Heykelde, kent alanlarını değerlendirici çalışmalar başı çekiyor. Bir bölümü Irak’ın bağımsızlık tutkusunu ve savunma azmini simgeleyen, bir bölümü ise soyut birer form olarak çağdaş sanat ideallerini dışa vuran bu heykeller, genç Irak resmiyle bir paralelliği yansıtabiliyor.

Festivalde resimleri sergilenen genç Iraklı sanatçılar arasında, aynı zamanda büyük ödüllerden birinin sahibi Ali Talib dikkati çekiyor. Triptik bir tasarımın üç ayrı kompozisyonu gibi ele alınmış olan resimleri, duru fakat anıtsal etkileriyle, konukların pek çoğunun ilgisini topladı. Bu arada Salim Al Dabbagh gibi yüzey-espas ilişkilerine kendine özgü bir gözle yaklaşanlar, Picasso efsanesiyle noktalanmış sanılan bir gelişmeyi, yergici bir dille eleştirenler (Mukhallad Al Mukhtar), heykele kavramsal bir boyut katma çabasına girişenler (Walid Sheet ve İsmail Fettah) görüyor. Irak resminin koruyucu meleği denebilecek bir görevle, festivalin aynı zamanda idari işlerini de yürütmeyi üstlenmiş olan Sadi Al Ka’bi gibi, yüzey dokusunun inceliklerini pek maharetli bir fırçayla uygulamış olanlara rastlanabiliyor.


Irak Uluslararası Sanat Festivali, sanat eleştirmenlerini, AICA Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği üyelerinin bir bölümünü, dünya resminin bir kesiti sayabileceğimiz böylesine geniş bir organizasyon içinde toplamayı başardığı için de ayrıca takdire değer. Onlardan biri de, çağdaş Irak sanatının sözcülüğünü yapan ve bu alanda ciddi çalışmalarıyla tanınan Iraklı sanat eleştirmeni ve AICA üyesi Jabra İ. Jabra’dır. Ona, Iraklı sanat yazarlarının bir tür “doyen”i gözüyle bakılıyor. Irak’ta halen çalışmalarını sürdüren on beş sanat eleştirmeninin bulunduğunu söylemek bile, Irak sanatının ve buna bağla kültürünün çerçevesini yansıtmaya yeterlidir.
________________________________________________________________
Ek Bilgiler
  1. Bağdat Uluslararası Sanat Festivali’ne eleştirmen olarak ben, Sezer Tansuğ ve Ahmet Köksal; Ankara, İstanbul ve İzmir sanatçılarını temsil etmek üzere, Ankara’daki Irak Kültür Merkezi kanalıyla üç sanatçı çağrılmıştı: Naciye İzbul, Sadi Diren ve Cavit Atmaca. Özel nedenlerle Bağdat’a gelemeyen Sadi Diren’in, sergi için gönderdiği seramikler, nakil sırasında kurulmuş olduğundan sergiye konulamadı. Böylece sergide, Türkiye bölümü, açılıştan ancak bir hafta sonra Bağdat’a ulaşabilen iki sanatçının yapıtlarıyla temsil edilmiş oldu. Seçim, kuşkusuz tartışılabilir ve nitekim tartışıldı da. Oysa Türk sanatı, böylesine uluslararası bir sergide, birtakım ölçütler ve değer göstergeleri göz önüne alınarak, daha nesnel ve düzeyli bir kapsamda düşünülmesi gereken bir konuydu. Bu, gerçekleşmemiştir. Ancak, bu konuda yetki bütünüyle Irak Kültür Merkezi’nin sorumluluğu altında bulunduğundan, ayrıca herhangi bir danışma gereği de duyulmamış olduğundan, çağrının gerekçesini somut bir tartışma zeminine oturtmak da fazla bir anlam taşımayacaktır.

  1. Kısa adı, AlCA olan Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği, konusu festivalde etkin bir rol üstlenmiş ve aralarında André Parinaud, Jean Meurice gibi yetkili kalemlerin de bulunduğu seçkin bir eleştirmen kadrosuyla yer almıştı.Dernek yetkilileri, 1980’den bu yana işlevini yitirmiş bulunan AICA Türkiye seksiyonunun yeniden canlandırılması ve bu konudaki uluslararası ilişkilere yeniden katılmasının sağlanması yolunda, bizlere içten önerilerde bulunmuşlardır. Bilindiği gibi, AICA’nın Türkiye seksiyonu, 1954’te kurulmuş ve Nurullah Berk’in başkanlığını üstlendiği o dönemde, İstanbul’da derneğin genel kongresi gerçekleştirilmişti. Nurullah Berk’ten sonra Suut Kemal Yetkin ve Adnan Turani, bu görevi, olanaklar ölçüsünde yürütmüşlerdir.

Şimdi bizlere düşen görev, 1980’de bırakılan yerden, bu işlevi rayına oturtmak için gerekli girişimlerde bulunmaktır.
_______________________________________________________
(*) “Mehrican”, Arapça’da festival anlamına gelmektedir.



Kaya Özsezgin | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 156 - 15 Kasım 1986