Savunulan haklı dava yenilgiye uğratıldığında, yürekliler aşağılandığında, madenin derinliklerinde tüm yetenekleri kanıtlanmış erkekler çöp gibi fırlatılıp atıldığında, soyluluk kavramının içine edildiğinde, mahkemelerdeki yargıçlar yalanlara inanmayı seçtiklerinde, iftiracılara grevdeki bir düzine madenci ailesini geçindirecek maaşlar verilip iftiralarını sürdürmeleri sağlandığında, cehennem zebanisi polisler kanlı kalkanları ile kendilerini zindanlarda değil de Yılın Adamı listelerinde onurlandırılmış bulduklarında, geçmişimize dil uzatılıp umutlarımız ve özverilerimiz cahil ve şeytanca gülümsemelerle umursanmadığında; sayısız aileler devletin güçlerini ellerinde tutanların akıl, mantık ve her türlü yakarmaya sağır kaldıklarından kuşku duyduklarında, ve hiçbir yerde haklarını arayamadıklarında, sözlükteki kelimeler ne anlama gelirse gelsin, İngiltere Kraliçesi ne derse desin, ya da parlamento muhabirleri hangi haberleri geçerlerse geçsinler, düzen kendi arsızlığını ve bencilliğini maskelemek için hangi sözleri kullanırsa kullansın siz yavaş yavaş anlamaya başlarsınız ki onlar sizi kırmak istemektedirler, geçmişten aldığınız mirasınızı, yeteneklerinizi, kurduğunuz dostlukları, yazdığınız şiirleri, derneklerinizi, evinizi, ellerinden gelse kemiklerinizi bile yok etmek isterler, işte insanlar en sonunda bunu anladıklarında kafalarının derinliklerinde ölüm çanlarının, haklı öç çığlıklarının sesini duyabilirler! Ben inanıyorum ki, son birkaç yıldır İskoçya, Güney Galler, Derbyshire ve Kent, Yorkshire, Northhumberland ve Lancashire'de pek çok insan yataklarında gözlerini kırpmadan sabahı ederken düşüncelerinde işte bu çanların çaldığını duydular. Canları yananlar bu insafsız kişileri bir anda yok etmeyi düşledilerse bundan daha insancıl, daha yumuşak, daha doğal ne olabilir. Burada bizim için değerli olan sözcük "yumuşak" sözcüğüdür. Ama onlar bu sözcüğü hiçbir zaman anlayamazlar çünkü onun ne anlama geldiğini bilmezler. İşte acıma duygusu taşımayanların acınacak durumda olanlarca yok edilmesini görmek isteyenlerle doluyor dünyamız. İnsanların öçlerini alacak kahramanlar düşleniyor ve bekleniyor her yerde. Katı yürekli kötüler şimdiden bu kahramanlardan korkuyorlar, bense, ve belki siz de, onları yürekten destekliyoruz.
Böyle bir kahraman çıkacak olursa ben onu bütün gücümle savunurum. İşte bu aşamada ben onu korurken bana resim yapmayı sevdiğini söyleyebilir. Bu kişi bir kadın da olabilir ve bana hayatta hep resim yapmak istediğini ama bu isteğini gerçekleştirmek için ne zaman ne de olanak bulduğunu söylerse sanıyorum ben de ona şöyle diyebilirim. Bak, eğer istersen şu anda yapacağın eylemle gerçekleştirmek istediğin şeyi bir başka yolla da, resim yaparak da, gerçekleştirebilirsin. Bu yol seni yandaşlarınla ayrı bir çizgiye düşürmez ve seni her anlamda kargaşadan daha uzak tutar. Ben sana sanatın neyi, nasıl gerçekleştirebildiğini anlatabilecek durumda değilim ama bildiğim bir şey varsa o da tarih boyunca sanat yargıçları yargılamış masumların öcünün alınması için çağrılar yapmış, insanların geçmişteki acılarını geleceğe taşıyıp bu acıların hiç ama hiç unutulmaması gerektiğini savunmuştur. Ben, bir de bütün güçleri ellerinde tutanların sanattan, hangi türden olursa olsun, sanattan korktuklarını çok iyi biliyorum. Öyle ki, bu tür sanat zaman zaman insanlar arasında bir söylenti ve bir söylen gibi dolaşır ve acımasızlıkların ve şiddetin başaramadığı bir anlam kazandırır hayata; bizi birbirimize bağlayan bir duygu oluşturur, doğrunun şaşmaz gücüne eşdeğer bir güç yaratır. Sanat, işte böyle bir işlev gördüğünde, görünmeyen ama bilinen yok edilemezliğin, dayanıklılığın, güçlülüğün, onurun bir araya geldiği bir buluşma yeri olur.
John Berger (Çeviren: Gönül Çapan) | ADAM SANAT - Sayı: 77 - Nisan 1992




