sibernetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sibernetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sibernetik ve Resim Sanatı

Sibernetik bilginleri, komputerler yardımı ile resim sanatı alanı içine girerlerken, konuyu önceleri iki ana yönden ele almışlardı:

  1. Komputerlerde, “0-1 Sistemi” ile gidiş-geliş'te bulunan elektron darbecikleri ile “Visual Display Unit” (Görüntü Ekranı) üzerinde bazı hareketler oluşturmak,
  1. Görüntü ekranı üzerinde operatörler tarafından (optik ışık kalemleri ile) yapılacak olan, çizim, disagn ve resimlere yeni hareketler vermek.

Bu konudaki çalışmalar, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da olduğu kadar Avrupa ülkelerinde de büyük bir gelişme göstermişti.

Avrupa ülkelerinin Amerika'dan bize daha yakın olması nedeni ile,
önce bu ülkelerdeki çalışmalardan ve (özellikle) Avusturya'da Prof. Otto Beckmann'ın çalışmalarından örnekler vererek konumuza girmeye çalışalım.

1908 yılında Vladivostok'ta doğan Prof. Otto Beckmann, birlikte çalıştığı;
  • Müh. Alfred Grassl,
  • Müh. Oskar Beckmann,
  • Müh. Gerd Koepf ve
  • Gerhard Schedl adındaki uzmanlar ile “Ars Intermedia” adında bir çalışma gurubu oluşturmuştu.

1966 yılında ortak çalışmaya yönelen bu “Gurup”, “Modern Sanat” anlayışını yepyeni bir biçimde ele alarak çalışmalarına başlamıştı.

Prof Otto Beckmann'ın deyimi ile:

“..“Modern Sanat”, geniş, penceresi olmayan, hücre gibi bir oda görünümündedir. Birkaç büyük ad, görünüşte bütün olanakları denemiş gibidir. Bu adların halefi ile (kendinden sonra gelenler), yalnızca onların mirasından yararlanmak ya da en iyi ihtimalle bu mirası çoğaltmak söz konusu olabilir. Komputer sanatı, bu kapalı odadan dışarı açılan bir kapıdır. Modern sanat alanında, sınıflandırılabilecek belli bir sanat akımı değildir. Kompüter sanatında bir meta-disiplin karakteri vardır. Burada ağır basan unsur; biçim ve görüntü hiyerarşisinde sihirli bir formül gibi derinliklerden gün ışığına çıkan “Program”dır...”

Prof. Otto Beckmann,
bir komputer içinde gidiş-geliş'te bulunan elektron darbeciklerinin bu konuda ne derece yardımda bulunabileceğini de şöylece dile getirmişti:

“..Elektron ışık demetinin özellikleri sayesinde grafik yalnızca bu tür işleme özgü bir karakter kazanmaktadır. Ancak oszilograf ile çalışmanın en büyük önem taşıyan yanı şudur: Görüntü ekranı vasıtasiyle göze görünen programa müdahale etmek ve yeni koşullarla bunu değiştirebilmek imkânı her zaman vardır. Ancak bu sayede program düzenlenip bir kez yürümeye başladıktan sonra, “İnsan-Makine Bağlantısı” yeniden kurulabilmekte ve bir “Anlam” taşımaktadır. Yalnız hemen şunu da (yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için) belirtmek gerekir: “İnsan-Makine Bağlantısı”nın yeniden kurulması, insanla makine arasında “Sibernetik Bir Diyalog”dan daha çok, “Uyum Kabiliyeti olan Bir Sistem”i ifade etmektedir..” (1)

Sanıyorum ki şu satırlar sibernetik ile elektronik teknolojisinin resim sanatı alanına ne ölçüde ve ne kadar değişik bir anlamla dolu olarak girdiğini yeteri kadar belirtmektedir. Bu konudaki çalışmalar “Sanata Daha Yatkın Olan” tüm Avrupa sibernetikçileri ve komputer uzmanları tarafından ayrı ayrı anlamlarla dolu olarak geliştirilmiştir.

Aşağıdaki üç şekilde Michael Noll'un komputerden elde ettiği çeşitli kompozisyonlar görülmektedir.


Prof. Otto Beckmann'ın çalışmalarından söz ederken onun özellikle “Program” üzerinde durduğunu belirtmiştik.

Aynı çalışmaları renkli olarak geliştiren bir başka uzman Jean-Claude Helgand'dan şu değerlendirmeleri dinlemekteyiz:

“..Resim ve çizim sanatında, komputerlerin kullanılmasının ana amacı, her şeyden önce, bir “Program” çizmektir. Bu programın sonuçları renk ve biçim olarak belirlenir ve yapılan hesaplar bir armoni ile ilgili olursa bunu “Renk Otomatı” olarak adlandırabiliriz. Meydana getirilecek yapıtın gerçekleşmesi için, “Sanatçı”nın kafasının içindeki fikirleri ile birlikte bir “Program” da gereklidir. Bu “Program” bana çalışmalarımda “İki Boyutlu Renkli Yapıtlar” için özel bir “Dil” saptamamı ve onu kullanmamı zorunlu kılmaktadır. Ancak böyle bir “Dil”in kullanılması ile yapılacak cisimlerin kompozisyonu kolaylaşmaktadır. Bu “Dil”in bir diğer etkin yönü de yapılacak cisimlerin tanımlanması, renklendirilmesi ve şekillendirilmesinde, en önemli rolü oynamasıdır. Sanatçı (ya da Programcı), meydana gelmekte olan şekli, kolayca izleyip, seyretmektedir. Diğer yönden de cisimlerin oluşma anında dilediği anda ona karışarak istediği biçimleri verdirebilmektedir..” (2)

Sibernetikçi sanatçılar ya da sanatsal sibernetikçiler, Avrupanın çeşitli ülkelerinde ya yalnız başlarına ya da gurup çalışmaları yaparak bu yeni “Sanat Türü”nü, her geçen yıl daha da geliştirmektedirler. Almanya'dan Herbert Franke, komputerin “Görüntü Ekranı”nda belirlenen şekillerin tuşlara basılarak bozulması ve tanımlanamaz bir biçime getirildikten sonra yeniden biçimlendirilmesini “Komputerle Yeniden Biçimlendirme ve Tanımlama” olarak değerlendirmektedir.


Aşağıda komputer içinde “0-1 Elektron Darbeleri” biçiminde gidiş gelişte bulunan dalga ve akımlardan yararlanılarak, meydana getirilen ilginç şekiller görülmektedir. Bir ipek tül akışı izlenimi veren bu şekiller komputeri kullanan sanatçının “Görüş”üne, “zevk”ine ve “Düzenleyeceği Program”a göre biçimlenmektedir.


Sibernetikçilerin, komputerlerin “Görüntü Ekranı”nda çizimlerde bulunarak resim sanatı alanında yeni gelişmeler ortaya koyduklarına değinmiştim. Böyle bir çizim işine girişen operatör sanatçı (!), fırça yerine “Işın Kalemi”ni kullanmakta ve incecik kalemin ucundan çıkan elektron darbeleri ile “Ekran” üzerinde, istediği şekilleri oluşturabilmektedir. Bu kalemi kullanan operatör, makineye ileteceği “0-1” karakterlerini, nokta, vektör ya da çizim biçiminde, “Ekran” üzerine iletmektedir. Böylece de meydana getirmek istediği şekilleri, “Katod Işınları Tüpü” (C.R.T.) yardımı ile çizerek komputerle “Haberleşme”yi sağlamaktadır. Operatör “Işık Kalemi”ni düzgün olarak parmaklarına yerleştirdikten sonra, akım geçen düğmeye basarak kalemi çalışır duruma getirmektedir. Daha ince çizimler yapmayı istediği anda ise “İnce Optik Işık Kalemi”ni kullanmaktadır. (3)

Işık Kalemi” ile çizimlerin nasıl yapılabildiğini aşağıdaki şekiller ile birlikte,
Massachusets Teknology Enstitüsünden Dr. Sutherland'ın satırlarından kolayca kavrayabileceğiz:


Komputerle yapılan elektron alış-verişi yoluyla meydana gelen çizim ve resimlerin bir özelliği de, bu çizimlerin “Dinamik” bir duruma dönüştürülebilmeleridir. Operatör sanatçı çizimini tamamladıktan sonra “Ekran” üzerinde “Elektron Akımları”nı çeşitli yönlerden şiddetlendirerek bu resim ya da çizimine hareket kazandırabilmektedir. Aynı anda çizim ya da resmin yapısını çeşitli durumlara dönüştürebilmektedir.

Aşağıda Charles Csuri'nin “Yaşlı Adam” çiziminin ne şekillere dönüştüğü,
adamın kafa yapısının ve yüz anlamının ne kadar değişebildiği kolayca görülmektedir.


Komputer ekranında çizim ve resimlere hareket verilebilmesi, resim sanatından sonra seramik sanatında çok ilginç bir gelişme göstermiş
ve “Seramik Sibernetik” olarak adlandırabileceğimiz yeni bir sanat olayı yaratmıştır.

SERAMİK SİBERNETİK

Sibernetikin, resim sanatı alanında uygulamalarına kendimizi zar zor alıştırmaya çalışırken, şimdi de karşımıza “Seramik Sibernetik” diye yeni bir sanat türünün çıkması kulağımıza pek hoş gelmeyecektir. Ancak hemen belirtelim bu ilginç ve teknik sanat türü ile cisimlerin komputer ekranında “Üç Boyutlu” olarak gösterilebilmesi elde edilmiştir.

Bu konuda da ünlü ispanyol komputer uzmanı ve sanatçı José Luis Alexanco'nun çalışmalarını
kendi anlatımından dinlememiz, sanıyorum ki yeteri kadar fikir verebilecektir.

..Beni yardımcı elemanlardan yararlanmaya yönelten ve 1965 yılından beri süregelen çalışmalarım analiz edildiğinde, “Şekilleri, Kristalize Ederek Geliştirme” sistemi gözlenecektir. Bu sistemle “Elektronik İşlemden yararlanarak, çalışmalarım çok daha rasyonel ve çok daha büyük bir gelişme düzeyine ulaşmıştır. Bu işleme, 1969 yılında “Çalışmalarımı, Üç Boyutlu Objeler Biçiminde Geliştirme” safhasında başladım. Önce 20 tane eğri ile “Üç Boyutlu Obje Meydana Getirme” çabasına giriştim ve bunun için de bir “Kübik Matrix Metodu” saptadım. Ve çok sağlam bir “Algoritm” yardımı ile de, bu şekillerin birbirini izleyen, “Bozulma Durumları”nı da komputerle saptadım. Şekil meydana getirilinceye dek, süregelen “Zincirleme İşlemler” ve “Bozulma Durumları”, ayıklama yolu ile ve bir programla kontrol altına alındı. Sonuçta en son bozulma biçimine kadar, tüm değişme durumları izlenebildi. Bu bozulma ve değişme işlemlerinin, doğru olarak saptanabilmesi için bir 2250 terminal kullanmayı planladım. Böylece seyircinin de işlemi yakından izleyebilmesi olanağı sağlandı. Böyle bir program ve uygulama sonunda, elde edilen sonuçlar ortadadır. Bu programlarla, şekillerin (heykel ya da seramik) üç boyutlu olarak yeniden meydana getirilebilmesi sağlanmıştır..” (5)

Seramik sibernetik adı verebileceğimiz bu çalışmalar sonunda “Üç Boyutlu Görüntü”nün komputer ekranında sağlanması, bu görüntünün makinenin “Hafızasına Alınması” ve istenildiği anda da alınarak istenildiği kadar çoğaltılabilmesi. teknolojilerini de beraberinde getirmiş oluyordu. Filim yapımcıları “Üç Boyutlu Film” hazırlıklarını sürdürürlerken, sibernetikçilerin bu gelişmeyi komputer ekranında ortaya koyabilmeleri, çağımızın bir “Sibernasyon Çağı” olduğu yolundaki iddiaları en güzel bir biçimde kanıtlamaktadır.

Nitekim, günümüzde bilim çevrelerinde;
  • Komputerleşmiş Toplum
  • Geleceğin Robotları
  • Düşünen ve Yönetimde Bulunan Makineler” (Machina Faber) sözleri çok sık kullanılmaktadır.

Avrupalı sanatsal sibernetikçilerin bu ilginç çalışmalarına rağmen Amerikalı uzman Kenneth Knowlton
bütün bu çalışmaların “Sanat” olarak tanımlanamayacağı kanısındadır.

Ona göre “..Makineden elde edilen sonuçların Sanat olarak nitelendirilmesi erkendir. Çünkü uygulanan metodların çok ayrıntılı oluşu, büyük bir ilgi çekmekle birlikte, sanatçı için en büyük engeldir. Bilgi İletimi Ortamı bir komputer olduğu için Sanatçı'nın katkısı azalmaktadır..”

Sanatçı ya da uzmanın katkısı az ya da çok olsun ortada bir gerçek var. O da şu: Sibernetik biliminin ortaya koyduğu “0-1 sistemi” ve “Feed-Back Haberleşmesi” yolu ile yapay beyinler (komputerler) ortaya ilginç yapıtlar çıkarmakta ve görüntüleri “Üç Boyutlu” olarak da verebilmektedirler. Bu görüntüler, komputerin hafızasından istenildiği kadar ve tamamen renkli olarak alınıp satılmakta ve bir “Sanat Yapıtı” olarak da pazarlanmaktadır. Sanki Van Gogh'un bir tablosunu satın alıyormuş gibi!..

Avrupalı uzmanların çalışmalarının “Sanat” sayılamayacağını ileri süren Amerikalı uzmanlar, diğer yanda “Oyuncak Sanatı”na el atmışlardır. Oyuncakların komputerlerle kendiliğinden hareket etmesi (konuşması, ateş etmesi, uçması, dalması tehlike anında geri çekilmesi.. v.b. tıpkı bir canlı varlık gibi davranışlarda bulunması) ve insanlar ile aralarında “Yepyeni Bir Bilgi Alış-Verişi Kurabilmesi” aşamasına erişmişlerdir. Bugün, Amerika Birleşik Devletlerindeki büyük mağazaların oyuncak bölümüne ayrılmış vitrinlerinde “Sibernetik-Oyuncaklar” (Cyber-Fun) yazıları bulunmakta, o yazıların altında yepyeni “Sibernetik-Oyuncaklar” sergilenmektedir. Hem de durmaksızın harekette bulunarak!..

Parker Bross'un çok güzel belirttiği gibi:

“..Teknolojik gelişmenin bu ölçüye varmış olması, günümüz oyuncak sanatını ve yapım sanayiini, mikro-elektronik konusuyla diğer dallardan daha fazla ilgilenmeye zorlamaktadır. Ve toplum da genel olarak Geleceğin Dünyası'na uyumda bulunabilmeye çok istekli bulunmaktadır.” (6)
___________________________
  1. ARS INTERMEDIA,
    BİLGİSAYAR SANATI, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Ya. Sa:6.
  2. I.B.M.
    INFORMATIQUE I.B.M. Paris 1975. Sa:48.
  3. AKMAN Toygar
    OTOMASYON SİSTEMİ VE BİLGİ BANKALARI, Ankara Üniversitesi, Banka ve Tic.Huk. Enstitüsü Ya. Ankara 1975. Sa:290.
  4. SUTHERLAND I.E.
    COMPUTERS INPUTS AND OUTPUTS, (Information) A Scientific American Books. San-Francisco. 1946. Sa:53.
  5. CATOLOQUE OF THE COMPUTER ASSISTED ART EXHIBITION HELD IN MADRID 1971.
  6. BROSS Parker
    CYBER-FUN (New Toys With Minds of Own) OMNI. Nowember 1979. Sa:96-99.



Toygar Akman | sanat olayı - Sayı: 17 - Mayıs 1982

Sibernetik ve Arabesk Sanatı


Sakın yanlış anlamayın! Genellikle dolmuşlarda dinlemek zorunda kaldığımız; aynı seslerin çekip çekip uzatılarak ya da birbirini andırır kelimeler içinde aygın baygın kullanılarak şarkı diye söylenen günümüz arabesk müziği ve arabesk şarkılarından söz etmeyeceğim! Çin, Hind, Yunan, Bizans, Gotik, Barok.. vb. klasik sanatlardan biri olan “Arabesk Sanatı”nın sibernetik bilimi açısından ele alınarak hazırlanan bir doktora tezinden söz edeceğim. Sizlere olduğu kadar, bana da çok ilginç gelen bu teze değinmeye çalışacağım. Amerika Birleşik Devletleri’nin Indiana Üniversitesi Folklor Enstitüsü Fakültesinde 1975 yılında Arabesk İşlemelerinin Sibernetik Açıdan Değerlendirilmesi hakkında bir doktora tezi verildiğini öğrenince bir an şaşkınlığa uğramıştım.

Sibernetik ile arabesk sanatı arasında nasıl bir ilişki kurulabilirdi ki?

Ancak, kısa bir süre sonra, bu konuda verilmiş olan doktora tezinin basılmış olan bir nüshasını bulunca hemen incelemeye giriştim. Doktora tezi Mısırlı bir öğrenci Asaad Nadim tarafından hazırlanmıştı. Asaad Nadim adının Türkçesi Esad Nedim oluyor. Asaad Nadim tezinin giriş kısmında: Kahire’deki Amerikan Üniversitesinin kendisine, Ford Vakfı’ndan 1970-1975 yılları arasında doktora yapmak için burs verildiğini ve bu imkândan yararlanarak doktora tezini hazırlayabilmiş olduğunu açıklamaktadır.

Doktora tezinin İngilizce adı da şöyle: Testing Cybernetics in Khan-El-Khalili: A Study of Arabesque Carpenter.

Bunu Türkçeye şöyle çevirebiliriz: Khan-El-Khalili Üzerinde Sibernetik Deneme: Arabesk Ağaç İşlemeciliği Hakkında Bir Araştırma.

Aslında, arabesk kelimesi Arap usulünde, süslemede kullanılan çizimler, oymacılık süslemeleri anlamına geliyor.(1)

Bu bakımdan, doktora tezi hazırlayıcısının, arabesk ağaç işlemeciliğini sibernetik açıdan değerlendirmeye giriştiği anlaşılıyor.

Gelelim Khan-El-Khalili’ye: Nedir Khan-El-Khalili?..

Asaad Nadim, yine tezinin giriş kısmında, Khan-El-Khalili’nin Kahire’de çok ünlü bir çarşı olduğunu ve her gün yerli ve yabancı binlerce turist tarafından gezildiğini belirttikten sonra orada Mısır halk sanatçıları ve ressamları (ahşap oymacıları) tarafından Fatımîler devrinde yapılmış (969-1171), ilginç yapıtlar bulunduğunu; bu sanatın ise Memlukler devrinde (1250-1517) çok yüksek bir düzeye ulaştığını bildirmektedir. Asaad Nadim, kendisinin bir Mısırlı ve Kahireli olması nedeni ile Khan-El-Khalili’yi bütün hayatı boyunca çok iyi bildiğini; ancak, yine Mısırlı ünlü folklorcu Saad Nadim’in 1960 yılında asistanlığını yapmaya başlayıncaya dek Khan-El-Khalili’yi incelemeyi düşünmediğini de ekliyor.

Bu ünlü folklorcu Saad Nadim’in Kahire Televizyonunda Khan-El-Khalili’deki Halk Sanatları hakkında hazırladığı dokümanter filmlerde iletilen bilgileri gördükçe bu konuya büyük bir ilgi duymaya başladığını belirten Asaad Nadim, kendisini bu konuda doktora tezi hazırlamaya iten diğer etkili olayın ise Kahire’nin ünlü Arabesk İşlemeleri Ustası Hasan Abuzaid’in hazırladığı bir başka dokümanter film olduğunu da açıklamaktadır. Hasan Abuzaid’in çok ünlü bir Minber İşleyicisi olduğunu ve bu ustanın Amerika’da Washington D.C’deki cami ile Brezilya’da Sao Paulo’daki caminin minberlerini yapmış olduğunu da yazarın doktora tezinin giriş kısmından öğreniyoruz.

İnsan bütün bu satırları okuduktan sonra, sibernetik ile Arabesk işlemeleri Sanat arasında ne tür bir ilişki kurulabilmiş olduğunu anlamak için sabırsızlanıyor. Bu Mısırlı araştırıcının, Eski Mısır Sanatı ile sibernetiki nasıl bağdaştırabilmiş olduğunu iyice merak ediyor!..

Çok iyi bildiğiniz gibi, kısa bir süre içinde bütün bilim alanlarına yayılan sibernetik, sanat alanı içine de girmiştir. Müzik alanında, elektronik müzik, komputerle kompozisyon yani sıra, sahne sanatı alanında da ilginç uygulamalar ortaya koymuştur. Çeşitli Işık Dönüşümleri İle Sahne Değişimi çalışmalarının arkasından, Radyo Dalgalan ile İşleyen Benzetilmiş Aktris (kısa adı ile ROSA) sahneye çıkmış ve insan aktris gibi repliklere göre harekette bulunarak sahnede rolünü başarı ile yapmıştır. Resim sanatı alanında da sibernetik bilginleri ve elektronikçiler yepyeni uygulamalar sergilemişlerdir.

  • Kompüterle Resim Sanatı,
  • Kompüter Görüntü Ekranında Boyutlariyle Seramik Sibernetik...
  • Mimari Sibernetik... v.b. gibi birbirinden değişik, yepyeni sanat çalışmaları meydana getirmişlerdir.(2)

Bütün bunları hatırlayınca Mısırlı araştırıcı Asaad Nadim’in Arabesk Ağaç işlemeleri üzerine Sibernetik Denemesi’nin nasıl bir çalışma örneği olacağı daha fazla merak uyandırmaktadır! Acaba Asaad Nadim, bütün bu çalışmalardan esinlenerek, Eski Mısır Sanatı’nı ve Ağaç İşleme Ustalığı’nı, Elektronik Sistem ile bağdaştırma yoluna mı gitmiştir?.. Yoksa sibernetikin ortaya koyduğu, Bilgi Alış-Verişi Sistemi ile mi Mısır Sanatı’nı birleştirmeye çalışmıştır?..

Asaad Nadim, böyle bir bağdaştırmayı nasıl yapmış olduğunu şu satırları ile belirtmektedir:

..Norbert Wiener’in sibernetik üzerindeki kitaplarını okudukça sibernetikin beni folklor materyallerine doğru daha da yaklaştırmakta olduğuna ve bu bilimin, folkloru daha derinliğine anlayabilmek için bir bilgi alış-veriş metodu olduğuna inandım. Ancak, folklor araştırmaları konusunda, sibernetikten yararlanılmadığını gördüm. Oysa sibernetik; Arabesk Ağaç İşlemeleri Sanatının, bilimsel ve yepyeni bir biçimde iletilmesi konusunda en büyük yardımcı idi. Ecdadımızdan gelen bilgilerin dinamik bir açıklama sistemi ve bir bilgi alış-verişi modeli durumunda bulunan sibernetikten bu amaçla yararlanmayı önerdim. Ocak 1973’te Kahire’ye döndüğümde, Usta Hasan Abuzaid’in birkaç yıl önce ölmüş olduğunu öğrendim. Ancak onun iki oğlu Abuzzaid ile Said, babalarının sanatını sürdürmekte idiler. Onlar benim konuya bu tarzda yaklaşımımı heyecanla ve içtenlikle karşıladılar ve bana büyük ölçüde yardım ettiler, 1975 ocak ayına kadar iki yıl birlikte çalıştık. Bloomington’a döndüğümde, bu denemeyi yazdım.”(3)

Asaad Nadim’in buraya kadar anlattıklarından anladığımıza göre, kendisi sibernetik biliminin kurucusu Norbert Wiener’in kitaplarını ilgi ile okumuştur. Sibernetikin ortaya koyduğu Geri Merkezden Gelen Bilgilerle Durmaksızın Beslenme, Kontrol ve Yönetim olan Feed-Back Sistemi’ni heyecanla benimsemiştir. Bu heyecan içinde, Kahire’de eski Mısırlı sanatçılar tarafından yapılmış olan Arabesk işlemeleri Sanatları’nın, sibernetikin ortaya koyduğu Bilgi iletimi ve Karşılıklı Haberleşme Sistemi ile ecdattan (atalardan) yeni torunlara iletilegeldiği inancı içindedir.

Kısaca, bu konuda bir doktora tezi hazırlanabileceği (ve hazırlanması gerekeceği) kanısındadır.
Bu heyecan ile de usta ellerden çıkmış olan Kahire’deki Khan-El-Khalili çarşısını incelemeye girişmiştir.

Yazar, giriş kısmından sonra,
doktora tezini üç bölüme ayırmış ve bir de sonuç eklemiş, ayrıca 28 şekil ile 416 fotoğraf da kanıtlayıcı belgeler olarak sunmuş.

Birinci bölüm Sibernetik adını taşıyor. Yazar bu bölümde sibernetikin tarihçesini, sistemini, karşılıklı bilgi alış-verişi durumunu ve Feed-Back’i açıkladıktan sonra, sibernetikin ne olduğunu belirtiyor. Sonra da sibernetik ile folklor çalışmalarını karşılaştırıyor ve Folklorun Modern Bir Biçimde Yönlendirilmesinde Sibernetikin Katkıları’nı belirtmeye girişiyor.

İkinci bölüm Çıraklıktan Ustalığa başlığını taşıyor. Yazar bu bölümde de Arabesk Ahşap Oyma Sanatı’nın nasıl geliştiğini, ne çeşit aşamalardan geçtiğini, gerek Çizim ve Yazım gerekse oyma sanatlarının belirli bir matematik düzen içinde nasıl yaratıldığını anlatmaya çalışıyor.

Üçüncü bölüm ise yalnızca Atölye Çalışmaları’nı kapsıyor.

İsminin Türkçe okunuşu ile Esad Nedim,
anlaşılıyor ki, sibernetik biliminin kurucusu olan Norbert Wiener’in görüşlerini büyük bir hayranlıkla karşılamıştır.

Nitekim Prof. Norbert Wiener bir kitabında:

..Modern yaşantının karmaşık ve yepyeni ihtiyaçlarla dolu yapısı, Bilgi İletimi İşlemi’nden, (bugüne dek süregelmekte olanından) çok daha fazlasını istemektedir. Basınımız müzelerimiz ve okul kitaplarımız, bilimsel laboratuarlarımız ve üniversitelerimiz, ya bu ihtiyaçları karşılayacaklardır, ya da (karşılayamadıkları anda) amaçlarını yitireceklerdir. Dış çevre ile etkin bir biçimde yaşayabilme, ancak yeterli bilgilerle sağlanabilir.”(4) diyordu.

Wiener’in bu satırlarını hatırlayınca, Mısırlı araştırıcı Asaad Nadim’in gerçekten önemli bir konuya parmak bastığı görülüyor.

Bu duruma bu kadar değindikten sonra yeniden yazarın doktora tezini incelemeye geçelim.

Asaad Nadim, tezinin Sibernetik ve Folklor Çalışmaları başlıklı bölümünde şöyle yazmaktadır:

..Sibernetik model, matematikçiyi, fizikçiyi, kimyacıyı, astronomu, biyolojisti, fizyolojisti, elektrik mühendisini, teknisyenleri, psikologları, linguistikçileri, sosyologları, ekonomistleri, filozofları ve diğerlerini büyük bir ilgi ile kendine çekmektedir. Değişik alanlarda çeşitli uygulamalar yapılmaktadır ve hiç şüphe yok ki gelecekte daha da gelişmiş uygulamalar olacaktır. Sibernetik uygulama, çok değişik bir sistem geliştirmiştir. Bir baz olarak ortaya koyduğu Feed-Back (Geri Merkezle Durmaksızın Haberleşme) sistemi yalnızca insan-makine arasındaki bilgi alış-verişinde değil, bütün canlı sistemlerde ve sosyal hayatta uygulanmaktadır. Bütün bu başarılı uygulamalarına karst, kanımca sibernetik, folklor araştırmaları dalında bugüne kadar uygulanmamıştır. Benim amacım, sibernetik modelin, folklor kültürünü anlayabilmek için yeni bir yol olarak nasıl uygulanabileceğini göstermektir. Uzun yıllarla birlikte, aynı dalda değişik uygulamalar yapılagelmektedir.. Folklor, beraberinde getirdiği, ananelerle birlikte, o geçmiş zamanın, sosyo-kültürel yapısı hakkında da bilgi iletiminde bulunmaktadır. Birçok folklorcu için önemli olan, o metinin bulunduğu tarih, yer, ülke ya da kenttir. Ancak, daha sonraları, basa folklorcular, yaptıkları karşılaştırmalar sonunda folklorun, açıklamalı bilgiler kapsadığını bulmuşlardır. Binlerce yıldan beri böyle folklor metinleri gelmekte, dünyanın çeşitli ülke kitaplık ya da arşivlerinde saklanmaktadır. Bütün bu metinlerin bugün, analitik biçimde yapılacak çalışmalar için eterli bir bilgi bazı olduğu kavranılmıştır. 1960 yılı içinde, metinlerin değerlendirilmesi işleminde geniş ölçüde yaklaşımlar olmuştur. Önemli bir durum da, Richard M. Dorson tarafından, geçmişte meydana gelmiş olan bir olay, bir uygulamayı ya da bir bilgi iletimini belirtir biçiminde yapılmış olan değerlendirmedir. Gerçi çeşitli bilginler tarafından bu konuda ileri sürülen bazı eleştiriler olmuştu. Dorson, onlar aynı gurupta toplayarak, onlara metinciler adını vermişti.

Bunlar, sıra ile;
  • Roger D. Abraham,
  • Dan Ben Amos,
  • Alan Dundes,
  • Robert A. George ve
  • Kenneth A. Goldstein idi.

Her bilgin, folklor metinlerinin gelişimini, kendi ilgilendikleri alan içinde inceleyerek konuya yaklaşımda bulunmaya çalışıyordu..”(5)

Mısırlı Asaad Nadim, her bilginin görüşlerini özetle ayrı ayrı belirttikten sonra tezinin bundan sonraki paragrafını, Sibernetik Yardım başlığı altında sunmaktadır. Bu paragrafta sibernetikin folklor çalışmalarına, ne şekilde yardımda bulunabileceğini özetle şöyle belirtmektedir:

..Sibernetik metodun uygulanması, bir çok alanda, geniş bir araştırma ufku açmakta ve çok yararlı olmaktadır. Sibernetik görüş, folklor konusunda aydınlatıcı bir rol oynamaktadır. Sibernetikin ortaya koyduğu Feed-Back Ayarlama ve Kontrol Sistemi, folklor uygulamalarında etkili bir işlem ve etkili bir metodoloji sağlayacaktır..”(6)

Buraya gelince, bir an durarak,
sibernetikin ortaya koyduğu Feed-Back Ayarlaması ve Kontrol Sistemi’ne kısa bir göz atmamızın yararlı olacağını sanıyorum.

Sibernetik bilimi ile birlikte yepyeni bir biçimde ele alınan Feed-Back Sistemi, bir diğer anlamda, herhangi bir canlı varlığın ya da mekanik bir sistemin, kendisine gelen etki ya da bilgi’leri, kendiliğinden kontrol ederek ayarlama yapabilmesi demektir. Bu nedenle, Feed-Back denildiği anda, kendi kendine kontrol ve ayarlama yapabilen bir Servo-Mekanism Sistemi’nden söz ediliyor demektir. Ancak, mekanik kelimesi, elektronik beyin ya da Yapay Akıl’ların meydana getirilmesi karşısında biraz kısır bir yapıda kaldığı için, bu kelime pek kullanılmamaktadır. Onun yerine, kısaca Servo denilmektedir. Elektronik beyin makinelerinde, bilgilerin kontrolu en önemli yeri teşkil ettiği için, sibernetik bilginleri, yeni bir Elektronik Makine ya da Yapay Akıl yapılmasına yöneldiklerinde, her şeyden önce, bu Servo-Mekanik Sistemler’in nerelere konulacağını saptamaktadırlar. Aşağıda, basit çizimi ile Servo-Mekanism Sistemi görülmektedir.


Bu çizimi görüp Servo ya da Feed-Back Haberleşmesi hakkındaki bilgilerimizi tazeledikten sonra yeniden Asaad Nadim’in kitabına dönebiliriz. Acaba yazar, Feed-Back ya da Servo-Sistem içinde akan Sembol ya da İşaretler’in Kontrol ve Ayarlama durumlarını, arabesk sanatının tarih boyu akışı içinde ne biçimde değerlendirilmektedir?

Asaad Nadim bu konuda şunları yazmaktadır:

..Sibernetik modeli kullanarak, folkloristik bilgi akımı ve bilgi işleminin açıklanabilmesi konusunda günümüzde bazı girişimler yapılmaktadır. Bugün sibernetikin yardımı ile folklor sanatı ve folklor hünerinin, bir yerden bir yere iletimi ve değişimi halinde süregelen ananevi yapısı yepyeni bir biçimde anlaşılabilmektedir. Mısır arabesk ağaç işlemeleri biliminin iletimi, onun dinamik yapısı nedeni ile süregelmektedir. Feed-Back sistemi üzerine kurulu haberleşme ve yönetim durumu, arabesk sanatında kendi kendine oluşmakta ve aynı Feed-Back mekanizması, onun değişimini, dağılımını ve tamamlanmasını sağlamaktadır. Ananevi arabesk işlemeciliği, atölye çalışması hâlinde süregeldiğinden, bir sibernetik sistemdir ve her bir bölümü, bir Feed-Back ayarlama ve kontrol sistemi olarak dikkate alınmalıdır..”(7)

Bu satırlardan Asaad Nadim’in, Sanatın Tarihsel Akış ve Gelişimi’ni, bir Sibernetik Bilgi Alış Verişi Sistemi İçinde Akış olarak ele alarak değerlendirmeye giriştiği görülmektedir. Nitekim yazar, tezinin ikinci bölümünde, Çıraklıktan Ustalığa başlığı altında, Mısır’daki arabesk işlemeleri sanatının, çıraklıktan başlayarak bilgi edinile edinile ustalık mertebesine yükseldiğini belirtmeye çalışmaktadır. Arabesk işlemeleri üzerinde çalışanların iş yerlerinde yaptığı incelemede ise, onların ahşap oymacılığını nasıl çok duyarlı bir dikkat ile yaptıklarını, bu konuda çok basit araç ve aygıtlar kullandıkları halde nasıl matematik bir düzenle hareket ettiklerini ve özellikle, Üçgenlerin Kenar Çizgileri’nden yararlanarak Altıgen ve Yıldızları Yaptıkları’nı ayrıntıları ile açıklamaktadır.


Yazar doktora tezinde, bu konuda, çizim ve desenlerden de çeşitli örnekler ve fotoğraflar vermektedir.

Bu fotoğraf ve desenlere dayanarak da, Arabesk İşleme Mekanizması’nı şöylece açıklamaktadır:

Her şeyden önce usta ağaç üzerine açacağı oymaları düşünmeye başlar. Sonra da kendinden önceki ustalar tarafından yapılmış olan desenleri dikkate alır. Bu karşılaştırmadan sonra, eline yontma kalemi ile tokmağı alarak işleyeceği tahta üzerine vurmaya başlar. Böylece yontu açma konusunda, hayal ettiği şeyi etkili bir biçimde meydana getirmiş olur. Kullanacağı ağacın çeşidinin saptanmasından işleyeceği desenlere kadar bütün çalışma düzeni bir Feed-Back Haberleşmesi Sistemi’nden başka bir şey değildir. Başka ustaların yaptığını görerek, öğrenme ve diğer işlemler hakkında bilgi edinme ve bilgilerin ışığı altında da daha geliştirilmiş bir işleme yaratabilme.. Bütün bu durumlar ise, sibernetik sistemin, arabesk işlemeleri sanatına uygulanmasından başka bir şey değildir.

Asaad Nadim’in bu satırlarını okuyunca, sibernetik bilimi ile birlikte yaratılan öğrenen makineler konusu aklımıza gelmektedir. Sibernetik bilginleri insan beyninde bulunan ve sayıları on milyar olan Bilgi İletim Merkezcikleri (Nöronlar) sayesinde, insan beyninin, kendisine iletilen bilgileri öğrenip hafızasında saklaması gibi, makinelerin hafızalarının da aynı biçimde öğrendiklerini saklayabilen bir biçimde yaratılabileceklerini, ileri sürmüşlerdi.

Bir sibernetikçinin çok güzel belirttiği gibi,
"..Canlı beyinlerde bulunan böylesine büyük bir bilgi iletim yolunun fiziksel yapısı ve nöro-fizyolojik prensipleri,
yapay beyinlerin aynı sistem biçiminde yapılmalarını sağlamıştır.."(8)

Asaad Nadim ise bu prensip ve sistemi doktora tezinde,
Tarihsel Sanat Gelişimi İçinde, Birbirine İletilen Bilgilerle Öğrenme, Bilgi Edinme ve Geliştirerek Uygulama olarak sunmaktadır.

Nitekim yazar, tezinin, Sonuç bölümünde, aynen şöyle yazmaktadır:

..Arabesk oymacılık sisteminin başlıca karakteristik yapısı, onun, bir bilgi alış-verişi, bilgilerin çözümü ve bilgilerin iletimi şeklinde cereyan etmekte olmasıdır. Feed-Back sistemi elementler ile sistem ve sistem ile elementler arasında durmaksızın bilgi iletimini sürdürmekte ve onun gelişimini sağlamaktadır...

Asaad Nadim’in bu doktora tezini gördükten sonra, bizim ülkemizde çağlar boyu gelişegelmekte olan Sanatsal Bilgi İletimi konusunda neler yapılmaz ki... diye düşünmeden duramıyoruz. Hele ülkemizde bundan tam sekiz yüz yıl önce yaşamış ve ilk kez sibernetik sisteme uygun bir biçimde Oyuncak Robotları’nı yapmış olan; Cizreli İbn al-Razzaz (kısa adı ile Eb-Ül-İz) adındaki bir bilginimizin yapıtlarını öğrendikten sonra!.


Toygar Akman | sanat olayı - Sayı:18 - Haziran 1982
_________________________________________________
(1) Meydan Larousse. Cilt: 1. Sa: 608.
(2) Akman Toygar. BİLİMLER BİLİMİ SİBERNETIK. Milliyet Yayını. İstanbul 1977. Sa: 270-285
(3) NADIM Asaad, TESTING CYBERNETICS IN KHAN-EL-KHALILI: A STUDY OF ARABESQUE CARPENTERS. Published on demand by University Microfilms International Michigan. 1977. Sa: 4-5
(4) WIENER Norbert. THE HUMAN USE OF HUMAN BEINGS, London. 1968. Sa: 19
(5) NADIM Asaad, TESTING CYBERNETICS IN KHAN-EL-KHALILI. Sa: 39-41
(6) NADIM Asaad. TESTING CYBERNETICS IN KHAN-EL-KHALILI. Sa: 49.
(7) NADIM Asaad. TESTING CYBERNETICS IN KHAN-EL- KHALILI. Sa: 51
(8) SINGH Jagjit, GREAT IDEAS IN INFORMATION THEORY, LANGUAGE AND CYBERNETICS.