Uzun yıllardır adınız kitapların arka kapaklarında ya da iç gömleğinde, "Kapak: Erkal Yavi", diye geçiyor.
Kitap kapağı yapmaya nasıl başladınız?
Başlangıçta sanırım fotoğraf sanatıyla uğraştınız. Hatta bir de serginiz oldu.
Yılını anımsamıyorum, ama Akis dergisinin kapaklarında da imzanıza rastlamıştım.
Oldukça gerilere dayanıyor olmalı kapak grafikçiliğiniz.
Kitap kapağı diye bir ayrım yapmaksızın, grafik çalışmalarıma başlamak diyeceğim ben buna. Çünkü, başlama noktasında tümünün içinde buldum kendimi. 60'lı yılların başlarında, sonradan San Grafik olarak ad değiştiren, San Organizasyon'da. Bir gün baktım; afiş, pankart, broşür, dergi derken, kitap kapağı da yapıyorum. Fotoğraf çalışmalarıma ise daha sonraları başladım. Yani, önce grafik, sonra fotoğraf. Uzun yıllar var ki fotoğraf çekmiyorum. Daha doğrusu, grafik çalışmalarım yoğunluk kazandıkça, fotoğrafa çok az zaman ayırabilir oldum. Ve bugün fotoğraf seviyor, ama sadece izleyebiliyorum.
Kitap türlerini düşünmeksizin, genel olarak kapağın önemi ve işlevi nedir?
Kitap kapağı, kitabin yüzüdür... Çehresidir. Öyle bir çehre ki, konuşmadan ve konuşulmadan, kişiliğini, özünü aktarıvermelidir kitabın. Hem görsel olarak hem de içerik olarak yakalayıvermelidir kişiyi. Okutmalıdır. Bu demektir ki, satmalıdır da kitabı. Ve belki en önemlisi, çok geniş kitlelere ulaşabildiği için, eğitmelidir de. Bu yüzden de belli bir kesimle değil, herkesle iletişim kurabilmelidir. Salt kapağından dolayı alınan ya da alınmayan kitaplar olduğu bir gerçektir. Bu gerçek, kitap kapağının önemini anlatmak için yeterlidir herhalde.
Kitap kapağı, kitabin yüzüdür... Çehresidir. Öyle bir çehre ki, konuşmadan ve konuşulmadan, kişiliğini, özünü aktarıvermelidir kitabın. Hem görsel olarak hem de içerik olarak yakalayıvermelidir kişiyi. Okutmalıdır. Bu demektir ki, satmalıdır da kitabı. Ve belki en önemlisi, çok geniş kitlelere ulaşabildiği için, eğitmelidir de. Bu yüzden de belli bir kesimle değil, herkesle iletişim kurabilmelidir. Salt kapağından dolayı alınan ya da alınmayan kitaplar olduğu bir gerçektir. Bu gerçek, kitap kapağının önemini anlatmak için yeterlidir herhalde.
Kapağın ve kapakçının, yüzünü oluşturacağı metne ve okura karşı sorumluluklar var mıdır, varsa nelerdir?
Bu sorunun yanıtı, bir önceki sorunun yanıtına bir tek şey eklemekle oluşacaktır. Yani, bütün o işlevler gerçekleştirilirken, grafikerin kesinlikle dürüst olması gereği. Kitap satsın diye, kapağı ilgisiz allama pullamalarla çözmek ya da yazarı ve okuru hiçe sayıp, salt kendini tatmin etmek, hem yazara hem de okura saygısızlıktır.
Kapak, kitabı yansıtan mıdır? Yoksa, yorumlayarak yansıtan mıdır?
Kapağın, yapıtta dile getirileni ezdiği (aşmak) olur mu?
Buraya kadar, kapağın kitabi yansıtan olması gereği vurgulandı. Bu demektir ki, grafiker kendi yorumunu yazar doğrultusunda oluşturabilmelidir.
Aynı doğrultuda yazan aşması da olasıdır. Bu, kitabın yararına bir olgudur. Ezmek'' ise, tersiyle söz konusu olabilir.
Daha çok edebiyat ürünlerine kapak yapıyorsunuz. Bunların içinde mizah türü ayn bir yer tutuyor.
Özellikle Aziz Nesin'in kitaplar sizin elinizden geçti.
Söyler misiniz, kapakçı, özellikle mizah ürünlerine kapak yaparken, genel biçeminde üslup) ve grafik tavrında ne gibi değişikliklere uğrar?
Metin, korkunç bir kahkaha tufanı olduğunda, kapakta bu tufan kopmak zorunda mıdır?
Mizah metinlerine kapak yaparken, çalışmanızda diğerlerine göre farklı bir tedirginlik duyumsuyor musunuz?
Benim çözümlerimde böyle bir ayrım söz konusu değil. Burada yine altını çizerek söyleyeyim ki, kapak, kitabın yüzüdür, çehresidir. Kitapta ne anlatılıyorsa, kapakta da o anlatılmalıdır. Ama, nasıl anlatılmışsa öyle anlatılacaktır diye bir ön koşulla hareket etmedim hiç. Örneğin, gülmeyen bir güldürü kapağı çizilebilir. Bu, olsa olsa yayınevlerinde bir tedirginlik yaratabilir.
Son on yılda sayısız kapağınızı gördüm. Tercih edildiğiniz açık.
Bu kadar kitaba kapak yapmak, onlar okumak anlamına da gelmiyor mu?
Şöyle de sorulabilir: Kapak yaptığınız metinleri okuyor musunuz?
Okumadan kapak yapmanın sakıncaları nelerdir? Bu yolla da amaca uygun kapak yapılabilir mi?
Bazı tür kitaplar için okumadan kapak yapmak olası tabii. Ancak, yazarı ve bakış açılarını bilmek koşuluyla. Onun dışında, özellikle konulu kitaplara okumadan kapak yapılmasına kesinlikle karşıyım. Kendi dışımdaki zorunluluklarla birkaç kez okumadan kapak yapmam gerekti elbet. gibi durumlarda, hiç olmazsa yazarın kendisiyle görüşmek gereğini duydum. Ama, böylesi çözümlerin sağlıklı sonuç vermesi her zaman olası olmayabilir. Okumadan kitap kapağı yapmak, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir yerindeki bir kişiye ulaşmak için isimsiz ve adressiz yola çıkmak gibi bir şeydir bence. Belki rastlantılar sonucu o yere varılabilir, ama aranan kişi bulunamaz.
Kapak grafiğinin kaynakları nelerdir?
Kapak grafiğinin kaynağı, önce kitabın kendisi, sonra da kitaptaki çevre ve o çevreyi oluşturan her şeydir.
Sanat grafiğinin dili ile reklam grafiğinin dili arasında ortak noktalar var mıdır?
Reklam grafikeri ile kitap kapağı grafikeri diye ihtisaslaşmalar daha da türetilebilir) söz konusu ise de, sonuçta her ikisinde de kaçınılmaz olan ortak yan şudur, geniş kitlelerle iletişim sağlayabilmek, tanıtmak ve satmak. Tanıtmak ve satmak gereğinin reklam grafiğinde daha çok ağırlık taşıdığı bir gerçektir. Dolayısıyla, reklam grafikeri daha bağımlı düşünmek ve çalışmak zorundadır. Ancak, bu kapak grafikerlerinin bağımsız çalıştığı anlamına gelmez. Her ikisinde de birtakım veriler konmuştur ortaya. Grafiker için malzeme olan şartlanmalardan söz ediyorum burada. Grafiker, bu veriler ışığında tasarlamak ve çözmek zorundadır her iki türde de.
Kapağın yaratılmasında yayımcının kapak baskısına ayırabildiği ekonomi ne kadar önemlidir?
Bu çok önemli bir konu. Özellikle grafiker için. Bir ürün konuyor ortaya. Bir kitap. Yazarın belki yıllarca çalışması gerekiyor. Grafiker, kitabı okuyor, düşünüyor, tasarlıyor ve kâğıda döküyor kitabı ve o kitap o kapakla satışa sunuluyor. Yani, okur ilk kez kitabin kapağıyla tanışıyor. Kitabı eline alıyor, bir nefeste ve oracıkta okuyup, bitirmesi olanaksızdır elbet. Eviriyor. çeviriyor, kapağını inceliyor, belki bir iki satır okuyor arka yüzden. Bu noktada, yazar ne kadar iyi yazmış ve grafiker kapak olayını ne kadar iyi çözmüş olursa olsun, baskıda çok kaybetmişse, kitap da o kadar kaybetmiş demektir. Kitap kapağı, kâğıdıyla, baskısıyla, ciltlenmesi ve kesilmesiyle ne kadar özenle hazırlanmışsa, grafikerin kitaba katkısı o kadar çok olacaktır. Ve bütün bunlar yayınevinin, kitap olayına verdiği önemin ve okura saygısının çok belirgin işaretleridir.
İtiraf etmeliyim ki, bu yönde özellikle yaptığım bir incelemem yok. Belki de çok gereksinme duymadım şimdiye dek, yani, grafikeri yönlendiren yazar olduğuna göre, böyle bir çalışmaya beni itecek kitaplara çok ender kapak yapmam gerekti. O zamanlar da belli kaynaklara göz atmakla yetindim. Bu konuda eğitimin de büyük boşluklar olduğu kesin. Oysa biliyorum ki, gerilere doğru gittiğimizde çok iyi çözüm ve uygulamalarla yüklü zengin kaynaklarımız var. Ancak, grafikeri o kaynaklara yönlendirecek yapıtların varlığı sözkonusu. Tek tük yayınevinin kitaplarında uygulanmış ve uygulanmakta olan örneklerini gözlemek mümkün. Yaygın, bilinçli ve ciddi bir çalışma yapılmış değil bence.
Günümüz Türk kitap kapakçılığı sizce ne durumdadır?
Kitap olayının önem kazanması, var olan yayınevlerini daha tutarlı olmaya iterken, biriktirilmiş nefeslerle yeni yayınevlerinin kurulması kitap kapakçılığı dalında grafikerlerimiz için de yeni basamaklar oluşturmuştur. Salt görsel etkinlikler yetmemeye başlamış, hatta yeknesak ve kokuşmuş çözümler giderek hem yayınevlerince hem de okur tarafından istenmez olmuştur. Okur, kapakla aldatılmaya ve sömürülmeye karşı durunca, yayınevler i -yazarların da katkıları ile- de kendilerine çeki-düzen vermek gereğini duymuşlardır. Bu, grafikerleri kendi içinde ve kendiliğinden bir değerlendirmeye ve toparlamaya itmiştir. Bunda, önceki zamanlara kıyasla -yayın dalındaki tüm parasal açmazlara karşın- daha eli yüzü düzgün kitap kapakları görmekte olmamız, yukarıda sıraladığımız aşamaların kaçınılmaz ve sevindirici bir sonucudur.
Bir yapıtın kitabı için yapılacak kapak grafiği ile görsel izlencesi için (sahne sanatlar ve sinema) yapılacak afişin ortak ve ayrılan yanları var mıdır?
Kesinlikle bir ayrım söz konusu ise, bunun nedenleri nelerdir?
İçeriğin tasarımı ve yorumu elbet aynı olacaktır. Ancak, kitap kapağı ile afişin uygulanış biçimleri ve amaçları farklı olduğundan, görsel etkinlikler açısından başka çözümler gerektirecektir. Örneğin, kitap kapağı, elde veya vitrinde, yakından; afiş ise, duvar ya da sokak panolarında çoğunlukla daha uzaktan izlenirler. Salt bu yüzden aynı esprinin farklı uygulanması sözkonusudur. Afiş uzaktan izlendiğinde, ana işlevi olan iletişimi gerçekleştirebilmelidir. Kitap kapağıyla afişin boyutlar arasındaki büyük farklar da bu yüzden doğmuştur. Ama, bu demek değildir ki, afiş, büyütülmüş bir kitap kapağıdır. Görsel öğeler afişte daha açık seçik ve daha kolay izlenebilir, okunabilir olmalıdır. Hele, afişin taşınabilir olmadığı da hesaba katılırsa, (sokaktan geçerken, hatta bir araçtan izlenmesi gibi) daha kısa zaman birimleri içinde etkin olabilmesi gerekir. Kitap kapağı kitapçılarda sergilenir. Kitapla ilgilenen kişi, kitapçıya giderek özel bir çaba gösterir. Oysa, afiş hiç umulmadık zaman ve yerlerde karşımıza çıkıverir. İlgili ilgisiz herkesin görebileceği yerlere asılır. Çok değişik yapıdaki kişilerle iletişim sağlamak durumundadır. Bir yüzü vardır, ama içi, yani sayfaları yoktur. O anda etkin olabilmeli ve işlevini yerine getirebilmelidir. Kişiyi, tiyatroya veya sinemaya itmelidir. Yani, görme anından sonraki zamanlar da etkisi alanına almalıdır. Oysa, kitap kapağı, kişiyi hemen sonuca götürebilir, görüldüğü anda kitabi satabilir. Buradan çıkan sonuç da şudur: Afiş, çok kısa sürede, ama kalıcı bir etkinlik taşımalıdır. Bu nedenle, daha net, belirgin ve çarpıcı olmalıdır. Kitap kapağında da aynı unsurlar bulunmalıdır elbet. Ama, grafikerin bu türden şartlanmaları daha azdır. Yakından ve daha uzun zaman içinde izlenebilir olması nedeniyle, anlatım ve içerik daha ağırlık kazanmıştır kitap kapağında.
Türk grafik sanatçıları birkaç yıldır bir dernek çatısı altında çaIışmalarını kitlelere sunuyor.
Sergiler, yarışmalar düzenliyor. Bu sevindirici bir şey.
Sizce, Grafikerler Meslek Kuruluşu, Türk grafik sanatının gelişmesi doğrultusunda neler yapmalıdır?
Meslek kuruluşlarının etkinlikleri, ülkemizde, yasalarla çok dar bir çember içine sıkıştırılmıştır. Bana kalırsa, öncelikle bu çemberin genişletilmesi gerekir. Aksi halde, çok kısıtlı-olanaklarla etkin olabilmek olanaksız gibidir. "Gibidir'' dedim çünkü görüyoruz ki, bu koşullar altında bile Grafikerler Meslek Kuruluşu, etkinliklerini her gün daha da belirgin bir şekilde artırmaktadır. Bu, sevindirici ve umutlandırıcı bir olgudur. Yasaların çok kısa süre içinde değişmesi beklenemez. Geniş kitlelerle iletişim sağlamada çağımızın bu en etkin sanat dalının işlevini daha sağlıklı yerine getirebilmesi için, grafikerlerimizin, grafikerlerle çalışan tüm kuruluşların ve kuşkusuz devlet desteğinin gereği kaçınılmazdır. Ancak ondan sonra, Grafikerler Meslek Kuruluşu'ndan daha çok şeyler yapmasını bekleyebiliriz.
Turgut Çeviker | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 114 - 15 Şubat 1985




