İsrail sanatçıları & Yaz karması


İsrail Başkonsolosluğu ile Kadıköy Belediye Başkanlığı’nın işbirliğiyle Caddebostan’daki Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen “Dörtbir Yanımız Sıradağlar” adlı ülkemizde hemen hiç tanınmayan günümüz İsrail resim sanatını özgünbaskılar aracılığıyla ilk kez ortaya çıkaran bir gösteri durumundadır.

14 Mayıs 1948’de bağımsızlığını ilan eden İsrail, o sıralar çok küçük bir devlet olmasına ve Arap ülkelerinin saldırısına direnmesine karşın, sanatsal etkinlikleri çok önceleri, heykeltraş Boris Şatz’in 1906’da Kudüs’te Betzabel Sanat Okulu’nu kurmasıyla başlamıştı. Rusya, Romanya, Besarabya, Moravya’dan genç yaşta buraya göç etmiş sanatçılar ilk dönemde ülke görünümlerini Fransız resminin etkisiyle betimleyerek İsrail’de ulusal ve çağdaş bir akımın tohumlarını ekmişti. Tel-Aviv Müzesi’nin kuruluşu, kişisel sergilerin açılmasıyla 1930’larda sanatçıların sosyal durumu güçlenmeye başladı. İslav ülkeleri ve Almanya’dan İsrail’e gelen göçmenlerle bunların Paris’te Soutine, Kremenge gibi ustalarla sürdürdüğü ilişkiler ölçüsünde Orta ve Doğu Avrupa anlatımcılığıyla beslenen, çoğunlukla koyu renkli bir resim eğilimi oluşmuştu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yenilikçi akımlara, soyut sanata yönelenler arasında;
Mose Makadi,
Mordekay Levanon,
Yakov Staynhardt,
Avigdor Stematsky,
eski dadacı Marsel Yanco,
“Yeni Ufuklar” grubunun kurucularından Yosef Zaritski,
gravürcü Miron Sima günümüz İsrail resminin öncüleri olmuştu.

1970’li ve 1980’li yılların 16 sanatçısından derlenmiş kırk özgün baskı resmini içeren sergide bu öncü kuşağın izleri görülmektedir.

Sergi broşüründeki tanıtma yazısında Mordechai Ömer,Dörtbir Yanımız Sıradağlar” adlı serginin niteliğini şöyle açıklıyor:

Bu serginin genel olarak, yenilikçi akımı simgeleyen bazı ünlü ve deneyimli sanatçılarımızla başladığını ve eserlerinin öncü karakterleri olmalarının yanı sıra, çağdaş sanatı da temsil eden genç sanatçılarımıza kadar uzandığını ifade edebiliriz. Bu sergi hiçbir dönemde ya da hiçbir eğilimde yenilikçi (avant-garde) çalışmalarla sınırlı kalmamıştır. Hak talep eder olmanın aksine, gravür sanatındaki gelişmeleri geniş ve kapsamlı bir biçimde araştırmayı amaçlar.

  • Mardekay Ardon’un Paris’te eğitim gören ve orada yaşayan öğrencilerinden biri olan Avigdor Arikha’nın (doğ. Bukavina 1929), “Zion Dağına Karşı” adlı albümünden derlenmiş yedi taş baskısıyla başlayan sergide, genellikle İsrail’in görsel bir izdüşümü oluşturuluyor.
  • Arikha’nin 1978 yapımlı taşbaskılarında doğa gözlemlerine dayanan, doğal güzellikleri saptayan çizgi yeteneği yanında David Ben Shaul’un Abu Tor’daki atölyesinden Zion Dağı ile Rum ortodoks mezarlığının görünümlerini konu alan biri renkli, öbürü siyah-beyaz gravüründe ise sanatçının çevresiyle ilişkilerinin notlarını andıran ve doğayı yalınlaştıran biçim sevgisi açıklanıyor.
  • 1949’da İsrail’e yerleşen ve New York, Columbia Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar uzmanlık eğitimi gören Pinchas Cohen Gan’ın üç serigrafisi de doğa gözlemlerinden çıkış yapmakla birlikte yüzeysel ve yalın bir renk sevgisi, şematik bir düzen beğenisiyle ötekilerden ayrılıyor.

  • 1950-1965 yıllarında sürdürdüğü soyut resimler sürecini izleyen iki yıllık bir kriz döneminden sonra Liliane Klapish (doğ. Paris 1933) yakınlarının deneyimlerinden esinlenerek doğadan görünümler yöntemini seçmiş. 1987 yapımlı iki gravüründe suskun ve erinç verici peyzaj kesimlerini saptayan arınmış bir tutum belirgin.

  • Uri Lifshits’in de Zion Dağı’nı konu alan iki gravüründe gerçekçi bir yaklaşımla fantastik, yorumlayıcı bir duyarlık birleştirilmiş.
  • Menashe Kadishman’ın (doğ. Tel-Aviv 1932) Kudüs’teki kutsal “Ağlama Duvarı” ile zeytin ağaçlarını çerçeveleyen renkli iki serigraf baskısında fotoğraf ve grafik yöntemden yararlanılarak doğayı nesnelleştiren dışavurumcu bir kişilik ön plana çıkmakta.


  • İllüstrasyonlarıyla tanınan 1939 Moskova doğumlu Michail Grobman’ın grafik nitelikli iki düzenlemesinde simgesel bir anlatım vurgulanıyor.


  • 1920’de Ecole des Beaux Arts’da Marcel Gimmond yanında heykel çalışmaları yapan Michael Gross, çağdaş geometrik soyutlamayı dikdörtgen yüzeylerle çok yalın, arınmış bir biçeme dönüştüren dört serigraf baskısıyla ilgi çekiyor.
  • 1829 Çekoslovakya doğumlu Tubia Beeri, Tel-Aviv’li Moshe Gershuni, Michael Kovner, Tamara Rikman’ın gravürlerinde ise doğal platformlar, evler, insanlar, yollar ritmik çizgisel dokular, duyarlı lekelerle yarı soyutlayıcı kişilik ayrımlarına yönlendirilmiş.

İsrailli 16 sanatçının gravür, serigrafi ve taşbaskı tekniğinde çeşitlenen özgünbaskı resimlerinde bugünkü İsrail resminin ulusal ve yenilikçi deneyimleri bütünleştiren özellikleriyle ülkelerinin doğal yapısından, peyzaj değerlerinden esinlenen ve çağdaş eğilimlere yabancı olmayan seçkin bir toplam izleniyor.

⚫⚫⚫⚫⚫

Mevsim sonlarında ya da mevsim başlarında sıkça düzenlenen karma sergiler geleneği ölü mevsim sayılan yaz aylarında da birkaç galeride sürdürülüyor. Aslında “ölü mevsim”, “diri mevsim” deyimleri yaşamın ve sanatın kesintisiz akışı içinde yakıştırma ve görece tanımlar.

Üç yıldan beri Moda’da düzeyli sergilerle etkinliğini sürdüren Benadam Galerisi bunaltıcı yaz günlerinde yeni mevsime bir karma sergiyle başlamış görünüyor. Çoğunlukla galerinin kendi koleksiyonundan 48 ressamın 54 tablosunun yer aldığı bu sergide yakın dönem ve günümüz resim sanatından derlenmiş geniş bir kesim izlenmekte. Belirli bir dönem ya da akımın tanıtılmasından çok değişik beğenileri karşılamak isteyen bu toplamda, resmin pazarlama olanaklarını önde tutan bir çeşitlilik buluyoruz. Türk resminin gelişiminde öteden beri figür ve peyzaj geleneğinin alışılmış eğilimlerini yineleyen, düşünsel içerik ve görsel sorunsallığın irdelenmesine uzak kalmış bir tutumun ağır bastığı bu karma sergiyle de vurgulanıyor.

Günümüz ressamlarının yapıtları arasına serpiştirilmiş yakın dönem resmimizde iz bırakmış sanatçılarımızın tabloları, çoğunlukla koleksiyonculuk istekleri ve yönteminin uzantıları sayılabilir.

  • 1914 kuşağının izlenimci teknik ve duyarlığı İstanbul görünümlerine uyarlayan tutumu Hasan Vecih Bereketoğlu’nun (1895-1971) kıyıda iki sandal konu alan peyzajında ışıkla rengin uyumlu görüntüsüyle sürdürülüyor.
  • Hamit Görele (1903-1980) ile Şefik Bursalı’nın (1903-1990) kıyı görünümleri de yaşanmış yöresel izlenimleri yetkin bir teknikte saptayan resimler arasında.
  • Ercüment Kalmık’ın (1909-1971) yakın çevreden hazırlanmış bir suluboya ile 1969 yapımlı “Balıklı Natürmort”unda resimi ölçülü, bilinçli bir yüzey, biçim ve renk bütünlüğü içinde çözümleyen çağdaş bir espri izleniyor.
  • Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun (1911-1975), 1961/62 yıllarındaki ABD dönemi etkileri kum, akrilik ve karışık gereçli bir düzenlemesinde sayıl birkaç renk çevresinde yeni bir altyapı ve dokusal araştırmalara yönlendirilmiş.

  • Eşref Üren’in (1987-1984) vazoya yerleştirilmiş çiçekleri kendine özgü renkçilik, tazelik, yalın ve doğal bir ustalığa tanıklık ediyor.
  • İbrahim Safi’nin (1898-1983) küçük bir İstanbul peyzajı ile Necdet Kalay’ın (1932-1984) Anadolu yaşamından esinlenmiş üç küçük tablosunda çok yineledikleri bir yağlıboya pratiği izleniyor.

  • Abidin Dino’nun balıklı natürmortu ile bir suluboya figür soyutlaması çağdaş eğilimlerle özgün kişilik kaygısının birikimlerini içeriyor.
  • Adnan Turani’nin leke/doku ilişkilerini boyanın resimsel karakterini irdeleyen soyutlamalarından birinde figürsel çağrışım ön plana çıkarılmış.

[Adnan Turani'nin evimizdeki iki kitabı]

[Adnan Turani'nin düzenlediği fizyoloji kitabım]

  • Devrim Erbil’in ritmik doğa soyutlamalarından birindeki şiirselliğin yanı sıra Fethi Arda’nın, “Bodrum Evleri”nde yörenin duyarlı ortamı arınmış, lekeci bir tutumla duyuruluyor.
  • Uzun süredir Almanya’da yaşayan Mehmet Güler’in akıcı, sıcak, etkili renk lekeleriyle figür gruplarını doğal formlarla bütünleştiren yarı soyut düzenlemesi ile Ali İsmail Türemen’in figürün resimsel nesneye dönüşen yüzey ve form ilişkilerini, varoluşun değişken, biçimsel ve gizemli anlamlarıyla irdeleyen “Yazgının Bedenleri” adlı akrilik çalışması da ilgi çeken resimler arasında.


  • Aydın Ayan’ın geçen sergisinden derlenmiş “Lodos” (1985) adlı görünümünde ise doğal atmosfer yorumlayıcı bir gerçekçiliğe dönüştürülmüş.


  • İstanbul’un bir kıyı görünümünde Gül Derman halk resminden esinlenen yüzey ve istif beğenisini lekeci, yumuşak tonlar, naif öğelerle sürdürürken, Burhan Temel’in yakın çevre gözlemleri arasında bir çay bahçesinden gerçekleştirdiği yağlıboyada düzen kaygısı ve renkçiliği vurgulayan bir kişilik çözümü beliriyor.

  • Nuri İyem,
  • Maide Arel,
  • Mustafa Ayaz,
  • Nuri Abaç,
  • Leyla Gamsız,
  • Berna Türemen,
  • Türkkan Torumtay,
  • İsmet Çavuşoğlu’nun portre ve figür düzenlemelerinde kişisel sergilerinde açıklıkla izlenen biçem ayrımları örneklenmiş.
  • Burhan Uygur’un küçük boyutlu figür düzenlemesi yaşam serüvenini duyarlıkla yansıtan özgün çalışmalardan biri.

  • Turan Erol,
  • Mustafa Pilevneli,
  • Yalçın Gökçebağ,
  • Naile Akıncı,
  • İsmail Altınok,
  • Türkkân Rador,
  • Yaşar Yeniceli,
  • Cafer Bater,
  • Ruzin Gerçin,
  • Işıl Özışık’ın yağlıboya ve suluboyalarında yakın çevre gözlemlerine ilişkin duyarlı izlenimler çeşitleniyor.

  • Hüseyin Yüce’nin kırsal kesimden derlediği ağaç dalları ile Bayram Gümüş’ün bir Anadolu kasabasının evleri, arabaları, günlük yaşamıyla betimleyen, ayrıntılı bir işçilik içeren tablolarında naif eğilimde ilgi çeken iki sanatçıdan birer örnek veriliyor.



Ahmet Köksal | Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 271 - 1 Eylül 1991