Son aylarda İstanbul Anakent Belediyesi'nin giriştiği “İstanbul'u Anıtlandırma” çalışmaları değişik açılardan basınımızda ele alınmaya, tartışılmaya başladı. En çok kullanılan anlamıyla anıt, belirli bir zamanda geçen olayın ya da olayı yaratan kişinin anisini yaşatmak için dikilen heykeldir. İstanbul'a dikilen ilk anıtlardan biri, Şişli'nin kuzeybatısında “Hürriyeti Ebediye” tepesindeki “Hürriyet Abidesi''dir. Mimar Ali Muzaffer Bey'in yapıtı olan bu anıt, 31 Mart (1909) olayında şehit düşen Hareket Ordusu subay ve erlerinin anısını simgeleyen dikine yerleştirilmiş bir top namlusu biçimindedir. İstanbul'u anıtlarla donatma eylemi Cumhuriyet'in ilk yıllarında hızlanmaya başladı. Cumhuriyet dönemine değin geniş halk yığınlarının heykeli günah sayan tutumu sürmüş ve halkımız heykel sanatıyla yurdun birçok yerlerine dikilen Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızı simgeleyen anıtlarla tanışmaya başlamıştı. Yeni eğitim kurumları, müzeler, devlet sergileri ve galerilerin heykel sanatın sevdirme, yaygınlaştırma çabası yakın yıllara kadar bu sanat dalına duyulan tepkiyi ya da çekingenliği bütünüyle giderememiştir.
Cumhuriyet'in ilk döneminde Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve devrimlerinin anlamını gelecek kuşaklara iletmek amacıyla
-Türkiye'de henüz yetkin bir heykel sanatçısı kuşağı yetişmediğinden-- İstanbul'da da yabancı sanatçılara birkaç anıtsal heykel yaptırılmıştı.
- Sarayburnu'nda Avusturyalı Heinrich Krippel'in “Atatürk” (1926),
- Taksim alanında İtalyan Pietro Canonica'nın “Cumhuriyet” (1928) anıtları bunlar arasındadır.
- 1937'de Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümünü yeniden örgütlemek ve çağdaş bir eğitim uygulamak için
Almanya'dan çağrılan Prof. Rudolf Belling'in Taksim gezisi için yaptığı, şimdi Taşlık'ta bulunan “Atlı İnönü” anıtını da (1943/44) anmalıyız.
Geleneksel anıt heykelciliği sonraki yıllarda yetişen Türk heykel sanatçılarının katkısıyla sürdürülmüştür.
Bunlar arasında İstanbul'a dikilmiş başlıca anıtları da şöylece sıralayabiliriz:
- Ali Hadi Bara'nın Harbiye'deki Orduevi önündeki mareşal üniformalı “Atatürk” (1937)
ve Zühtü Müritoğlu ile birlikte Beşiktaş'taki “Barbaros'', (1941/43) anıtları,
- Yavuz Görey'in,
İstanbul Üniversitesi önündeki “Atatürk ve Gençlik” (1955) klasik ve simgesel bir anlatım ve sağlam bir form anlayışını vurgular.
- Samahat Acuner'in 27 Mayıs Devrimi'nden sonra,
Hürriyet Alanı'na Turan Emeksiz adına dikilen bronz anıtı ise çağdaş soyut form anlayışının dinamik bir örneğidir.
Cumhuriyet'in 50. Yılını Kutlama Kurulu'nun kararı ile heykel sanatçılarımızdan İstanbul'un küçük alanlarına konulmak üzere -konusu ve gereci serbest- heykeller istenmişti. Kentin çeşitli yerlerine konulacak 20 yapıtın 20 sanatçısının belirlenmesi için DTGSO Müdürü Mustafa Aslıer'in başkanlığı Prof. Şadi Çalık ve Prof. Hüseyin Gezer'den oluşan bir Güzel Sanatlar Komitesi kurulmuş; heykellerin yerleri de Belediye uzmanlarınca saptanmıştı. Bunlar arasında Şadi Çalık, Galatasaray'daki daracık bir alana dikilen anıtında Türkiye'de ilk kez bakırı ve paslanmaz çeliği granitten bir kompozisyon üzerine diyagonal biçimde kullanarak Cumhuriyet dönemindeki atılımı çağdaş bir beğeniyle simgelemişti. Karaköy Meydanı'nın daracık bir köşesine dikilen Gürdal Duyar'ın “Güzel İstanbul"u ile Muzaffer Ertoran'ın Tophane'deki küçük parka dikilen “İşçi” anıtı ise bazı kesimlerin tepkisine yol açtı. 10 Mart 1974'te dikilen “Güzel İstanbul” ancak sekiz gün yerinde kalabildikten sonra İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk'ün buyruğuyla yerinden sökülerek kaldırıldı; bir süre sonra Yıldız Parkı'na yerleştirildi.
Tophane'deki “İşçi” anıtının uzun yıllar kırık kalan çekiç tutan elleri sonradan onarıldı.
50. Yıl anıtları arasında Mehmet Uyanık'ın Beşiktaş'taki soyut heykeli ise 1986'da Beşiktaş Belediyesi'nce kırılarak kaldırıldı.
Cumhuriyet'in 50. yılında gerçekleştirilen heykeller arasında;
- Zerrin Bölükbaşı'nın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önündeki üsluplanmış kadın figürü,
- Hakkı Karayiğitoğlu'nun Emirgan Parkı'ndaki figürlü heykeli,
- Halûk Tezonar'ın Maçka Parkı'ndaki soyut formu,
- Ferit Özşen'in Akıntıburnu'ndaki ''Yağmur” adlı soyut metal düzenlemesi,
- Hüseyin Özkan'ın Dolmabahçe sırtındaki,
- Ali Teoman Germaner'in Bebek Parkı'ndaki soyut heykelleri anılabilir.
İstanbul'un anıtlandırılmasında çeşitli kuruluş ya da kişilerin girişimleriyle dikilen yapıtları da şöyle sıralayabiliriz:
- Zühtü Müritoğlu'nun Eyüp'te bronz röliyet “Atatürk” anıtı (1966) ve Fındıklı Parkı'ndaki Osmanlı mezar taşlarından esinlenen silindirik heykeli,
- Hüseyin Gezer'in Maçka Parkı'nda bir süre kaldıktan sonra Barbaros Parkı'na taşınan “Yahya Kemal” (1968) anıtı,
- Kuzgun Acar'ın İstanbul Manifaturacılar Çarşısı duvarındaki “Kuşlar” konulu demir heykeli,
- Atilla Onaran'ın Beyoğlu Odakule gökdeleni önüne konulan “Göktaşı/Starit” (1975) adlı paslanmaz çelikten soyut formu
ve Galatasaray işhanı önündeki “Balerin” adlı soyutlaması,
- Tankut Öktem'in Bayrampaşa'ya dikilen “Fatih” anıtı (1978)...
- 1979'da İsveç'e yerleşen ve 1986'nın son günü orada ölen İlhan Koman'ın,
Zincirlikuyu'da Halk Sigorta önündeki metal levhadan yapılmış “Akdeniz” (1980) adlı anıtsal heykeli,
değerli sanatçının çok yönlü kompleks biçimlere yönelen çabasının çağdaş ve özgün bir örneğidir.
Son aylarda yerel yönetimin girişimiyle İstanbul'un çeşitli semtlerinde “Türk Büyükleri Anıtları"nın dikilmesine başlandı. Bu anıtlar gerek yaptırılış yöntemleri, gerekse taşıdığı estetik değerler açısından başında tartışma ve eleştiri konusu olmaya başladı. İstanbul Anakent Belediyesi, kenti anıtlandırma çalışmalarına “Fatih Anıtı” ile başlamayı planlamış, bu amaçla 1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi sırtlarında “Duatepe''nin bulunduğu altmış dönümlük bir arazi üzerine dikilecek bu anıt için proje yarışması açmıştı. Yarışmada birinciliği Prof. Hüseyin Gezer kazanmış, Prof. Haluk Tezonar'ın projesi ikinci olmuştu. Anakent Belediyesi'nin Fatih Köprüsü ile birlikte açılışını planladığı dev boyutlu “Fatih Anıtı'na, sonradan Fatih Belediyesi sahip çıkmış ve Fethin 534. yıldönümünde (29 Mayıs 1987) bu projeyi daha küçük ölçekte gerçekleştirerek Saraçhanebaşı'ndaki -son günlerde eleştirilere yol açan- anıtı diktirmiştir. Buradaki “Fatih Heykeli''ne yöneltilen eleştirilerden birinde, uçan at figürü üzerine bindirilmiş Fatih, Mobil'in ambleminde yer alan Yunan mitolojisindeki uçan at Pegasus'a benzetiliyor (1).
Heykelin yapımcısı Prof. Gezer'in “Türkiye'de ve dışarda uçar durumda olan tek heykel” diye sunduğu anıt, aynı yazıda “Türk-İslam-Eski Yunan sentezi"nin bir ürünü olarak nitelenmişti. Gergedan dergisinin Temmuz sayısında ise “Üçüncü Viyana Kuşatması” başlığı altında “Viyana'da bir Osmanlı Süvarisi heykeli” ile “Yeni açılan Fatih Heykeli” arasındaki benzerlik yan yana getirilmiş iki fotoğrafla saptanıyordu. Fatih Anıtı üzerinde Nokta dergisinde çıkan (2) Engin Ardıç imzalı ilginç bir ironi örneği olan yazıda anıt, “İstanbul'un orta yerinde bir çapsızlık, zevksizlik ve yeteneksizlik anıtı” olarak nitelendi. “Anıt, her haliyle orta çapta bir zekânın, orta çapta bir yeteneğin yarattığı bir orta hallilik kokuyor. Maliyeti hiç de orta halli olmasa bile, bu tür zırvaları istanbul'un en işlek yerlerinden birine dikmeye kimsenin hakkı olmasa gerek” deniyordu.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi heykel bölümü başkanı Prof. Dr. Haluk Tezonar,
birkaç yıldan beri çalışmalarını Anakent Belediyesi'nin giriştiği “İstanbul'u Anıtlandırma” eylemi üzerinde yoğunlaştırmış bulunuyor.
- 1977'de Kasımpaşa'da Haliç Parkı düzenlemesi ile Cezayirli Hasan Paşa Anıtı'nı gerçekleştiren Tezonar,
yirmi yılı aşkın bir süredir uluslararası yarışmalarda ve yurdun birçok yerlerinde dikilen anıtsal heykelleriyle varlığını duyuran bir sanatçımız.
- 1966'da uluslararası Korsika anıtı yarışmasında 152 maket arasında birinciliği kazanan sanatçı,
- İstanbul DGSA'nın 1969'da düzenlediği 11. Uluslararası Sanat Yarışması'nda heykel dalında birincilik ödülünü,
- 1975'te Paris'te Hava Şehitleri anıtı yarışmasında üçüncülük ödülünü almış,
- 1966'da giriştiği yüzlerce resim ve heykelden oluş “Biyafralılar” dizisi ve
- ölümünün 150. yıldönümünde (Mayıs 1977) Bonn'da düzenlenen Beethoven haftasına ünlü bestecinin yirmi büst ve röliyefiyle katılarak
evrensel duyarlık boyutlarına tanıklık edebilecek biçimlendirme yeteneğini duyurmuştu.
- Halûk Tezonar 29 Eylül 1981-7 Ocak 1982 günleri arasında Paris'te Atinea sanat galerisi
ve antikacı dükkânında yapıtlarını sergileyerek olumlu yankılar uyandırmıştı.
- Le Parisien Libere'de çıkan bir yazıda, Tezonar'ın heykelleri,
inkâr edilmez soyluluğu ile hareket gücünün ve coşkunun ideal klasiğe eriştiği eserler olarak nitelendi. (21 Ekim 1981).
Tezonar'ın yirmi yılı aşkın süredir heykel sanatının Eski Mısır ve Arkaik Çağ'dan günümüze uzayan serüvenini algılayan, değişik üslup seçeneklerinde çeşitlenen yapıtları birkaç yıldır İstanbul Belediyesi'nin giriştiği, kenti “Türk Büyükleri''nin anıtlarıyla donatma kampanyası üzerinde yoğunlaşıyor. Sanatçının yapıtları insancıl ve evrensel duyarlık boyutlarından ulusal kültür ve tarih değerlerine yönelen bir dönüşüm izlemekte.
Önceki yıllarda;
- Polatlı'da “Sakarya Şehitleri” (1972),
- Karaman'da “Yunus Emre” (1974),
- Çeşme'de “Cezayirli Hasan Paşa” (1975),
- Burgazada'da “Sait Faik” büstü (1979),
- Marmaris'te “Balıkçı Ailesi” (1981),
- Kırıkkale'de “Özgürlük ve Yükseliş” (1981),
- Demre'de “Noel Baba” (1981) gibi anıtları gerçekleştiren Prof. Tezonar,
son aylarda Anakent Belediyesi'nin özellikle Haliç kıyısında açtığı yeni alanlar, parkların anıtlandırılmasına büyük ölçüde katılmaktadır.
Son günlerde basınımızda eleştiriye uğrayan bu anıt-heykellerin seçimi bir jüri ya da yetkili bir kurul aracılığıyla değil,
Anakent Belediyesi danışma Kurulu'nca saptanmaktadır.
Öğrendiğimize göre bu kurul, Boğaziçi, Mimar Sinan, Yıldız Üniversiteleri rektörleri, sanat tarihçileri, mimarlar ve hukukçulardan oluşuyormuş.
1977'de odun depoları kaldırılarak halka açık park durumuna getirilen -kendisine ait bir vakıf arazisi olan- Kasımpaşa Parkı'nda 1984'de dikilen “Cezayirli Hasan Paşa” anıtı “Türk Büyükleri” heykel kampanyasına önayak oluyor. Geçen yıl Perşembe Pazarı ile Haliç arasındaki yapıların kaldırılarak Haliç Park'na dönüştürülen yere, istanbul'un Ayasofya, Sultanahmet'ten Galata ve Unkapanı köprülerine uzayan geniş perspektifli bir alanına ve Süleymaniye Camisi karşısına birkaç ay önce Tezonar'ın Mimar Sinan anıtı dikildi. Uzaktan bakılınca soba boyası yaldızı etkisini veren anıt, altıgen kaidesiyle birlikte 8 m. yüksekliğinde ve bronz dökümlüdür.
İstanbul'un odak noktalarından biri olan Sarayburnu'nda yüzü Akdeniz'e dönük
-gene Tezonar'ın- Turgut Reis anıtının yüksekliği ise kaidesiyle birlikte 9 m.dir.
Divan edebiyatının ünlü ozanı Fuzuli'nin Bebek Parkı'na dikilen anıtı da kaidesiyle birlikte 5 m. uzunlukta.
Fuzuli anıtının buraya dikiliş nedenini Anakent Belediye Başkanı Bedrettin Dalan şöyle açıklamış:
"Belki bilmiyorsunuz, Sovyetler Birliği'nde Fuzuli'nin bundan büyük bir anıtı vardır. Sovyetler, Fuzuli Azeri dilinde yazdığı için ona sahip çıktılar. Yani Sovyetler'in heykelini diktiği bize ait bir insanın heykelini biz dikmezsek ayıp olurdu. İşte gelip geçen Sovyet gemileri görsün diye diktik onu Bebek Parkı'na.” (3)
Halûk Tezonar bugünlerde Fenerbahçe veya da Üsküdar parklarından birine dikilecek Piri Reis
ve Haliç'te yeni Lale Bahçesinde yer alacak Şair Nedim'in anıt-heykelleri üzerinde çalışıyor.
Ayrıca Tevfik Fikret, Halide Edip Adıvar, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Orhan Veli'nin heykelleri de gündemde yer alıyormuş...
1965-1970 yıllarında soyut çalışmaları öngören (Maçka Parkı, Şişli'de Beytehan ve Vakko fabrikası önünde, Eskişehir Parkı'nda bu tarzın örneklerini veren) Halûk Tezonar, Türk büyüklerini betimleyen anıtlarında figüratif ve geleneksel bir anlatımı benimsiyor.
Yeni yapıtlarında somutlaşan ve klasik bir beğeniye yönelen biçem değişiminin dayanağını Tezonar şöyle açıklıyor:
"Sanatta soyut yorum belli bir dönemin estetiği olmuştur. Ancak bunun sürekli bilinçsiz tekrarı çağdaşlığı değil, sanatta kolaya kaçmayı ve hatta yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Elbetteki bu tarz kalıcı yorumlarda sanatçının serbest iradesi çerçevesinde yapılmalıdır. Fakat bu anlayış esas alınarak sanatta soyutun devamlılığı temennisi içerisinde çağdaş olduğunu düşünmek yanlıştır.
Sanatçının topluma karşı görevi, kültür değeri oluşturması yanında geçmişin değerlerini çağın anlayışına uygun olarak yeniden yorumlayarak yaşayan kuşaklara iletmesi ve mesajını vermesidir. Geçmiş ile geleceğin kültür köprüsünü oluşturabilmesindedir.
Bu anlayış içerisinde tarih ve milli kültür bilincinden geçerek ancak çağdaş ve Atatürkçü olunabilir."
________________________________________________
(1) Cumhuriyet Dergi: 21 Haziran 1987, Sayı: 69
(2) Nokta: 9 Ağustos 1987, Sayi: 31
(3) Cumhuriyet: 4 Haziran 1987
Ahmet Köksal | Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 175 - 1 Eylül 1987







