Kısa bir süre önce Kastelli Kültür ve Sanat Vakfı'nı oluşturduğunuz biliniyor.
Bu vakfı oluşturmaktaki temel amacınız neydi? Bunun yanıtını rica edebilir miyim.
Bu vakfı oluşturmaktaki temel amacımız, Türk sanat ve kültürüne yardımcı olmak, Türk sanat ve kültürünü bütün dünyaya tanıtabilmektir. Ve de kaliteli eserler ortaya çıkartarak Türk seyircisine, sanatseverine bunları sunabilmektir. Yetenekli gençlerimizi değerlendirmek, bu gençlerimize dünya kapılarını açabilmektir. Örneğin, bir resim dalında, bir video dalında, bir enstrüman dalında bu gençlerimizi yetiştirebilmek, veyahut da bir Türk Sanat Müziğinde olsun, Türk Halk Müziğinde olsun, Pop Müziğinde olsun, Türk Klasik Müziğinde olsun, Batı Klasik Müziğinde olsun, herhangi bir daldaki yetenekli, ciddi gençleri yetiştirip Türk kültüründen ziyade dünya kültürüne hizmet ettirebilmek amacını güdüyor bizim vakfımız. Yoksa kar gütme gayesiyle kurulmuş değildir. Elbette ki bu arada, bizim yapmış olduğumuz eserlerin yani sıra, Türk sanatına emeği geçmiş olan sanatçıların haklarını da gücümüzün yettiğince koruyabilmek için çırpınacağız.
Efendim, Cevher Özden dendiği zaman, uslara hemen tipik bir Karadenizli geliyor. Karadenizlilerin tüm özelliklerini taşıyorsunuz.
Fakat Kastelli Kültür ve Sanat Vakfı'nda daha çok tiyatroya ve görsel sanatlara ağırlık veriliyor.
Neden bir Karadenizli olarak kendi yörenizin otantik değerlerini sergilemeyi ön planda tutmuyorsunuz?
Örneğin Haldun Dormen'le çalışıyorsunuz da, kendi yörenizin sanatçılarından yararlanmıyorsunuz.
Şimdi olaya bu açıdan bakmak biraz erken. Haldun Dormen olayı diye, elde mevcut olan bir tiyatro vardı. Kastelli Vakfı ise başlamak için bu olayı ele aldı. Bu demek değildir ki yalnız tiyatroyla yetinecektir. Bu bir başlangıçtır. Biliyorsunuz ki, ben bir işi ele aldığım zaman çok ciddi bir biçimde ele alırım ve bunu sonuna kadar götürürüm. Ben buraya ismimi koyduktan sonra bu iş artık yürüyecektir. Karadeniz folkloru gelecektir. Anadolu folkloru gelecektir, Urfa oyunları gelecektir, yurdun her tarafındaki sanat olayları burada sergilenecektir. Ama acele etmemek lazım, sabir lazım. Çünkü şu anda biz daha işe yeni başladık. İşin daha başlangıcındayız. Bilahare işi daha geniş boyutlara götüreceğiz ve o zaman sizin istediğiniz düzeyde eserler vermeye çalışacağız.
"Kastelli'' olmadan önce vaktiyle Saray Sinemasında çalışmıştınız. Oradan sinema olayına belirli bir yakınlığınız var.
O zamanlarda kafanızda sanatçı olmak, sinema ya da tiyatro sanatçısı olmak düşüncesi var mıydı?
Şimdi, biliyorsunuz ben çok gerçekçi bir adamım. 1951 yılında Ayhan Işık, Belgin Doruk, Mahir Özerdem ve daha bir kaç kişinin katıldığı Yıldız mecmuasının açmış olduğu müsabakaya iştirak etmiş bir kişiyim. Benim çocukluğumda, gençliğimde böyle bir olay kafamın içinde yatmaktaydı. Ama benim sanata tutkum ve sempatim çok öteden beri vardır. Ve öyle bir kısmettir ki, ben Kültür ve Sanat Vakfı'nı kurdum, arkasından da bir sinemanın ve tiyatronun sahibi oldum. Yani dolayısıyla, bugün Türkiye'de kurulmuş bizim Kültür ve Sanat Vakfı'nın hem bir tiyatrosu, hem bir sineması var. Ki bunlar Türkiye'nin en güzel sineması, en güzel tiyatrosudur. Biliyorsunuz, Atlas Sineması'nı satın aldık. Yakında burasını restore edeceğiz ve burada sinemayı tamamen halka kapatacağız. Kültür Vakfı'nın hizmetine sunacağız. Halka kapatacağız derken, halka hizmet sunacak; ama her günlük değil, kaliteli hizmetler sunmağa çalışacak. Tiyatroda da keza aynı şekilde yapacağız, kaliteli hizmetler sunmağa çalışacağız. Kafamda, hayalimde daima: Gençlik yıllarımda sinemayla, tiyatroyla çok yakınlığım, ilişkim vardır, hatta burada oyuncu olmayı da arzu etmişimdir. Biraz önce bahsettiğim müsabakaya bile katılmışımdır.
Cevher Bey, sizin tiyatroyla ve sinemayla yakınlığınız herhalde müzikten daha çok.
Ama herhalde bir Karadenizli olarak yörenizin türkülerini seversiniz.
Şimdi ilk aklınıza gelen türküyü bana söyleyebilir misiniz?
Karadeniz yöresinin türküleri, bilirsiniz, hep aşk üzerine kurulmuştur. Ve biraz da müstehcendir bizim türkülerimiz.
Ama türkülerin içinde en çok sevdiğim, Çayeli'nden öteye yali giderim yali... Hakikaten bu türküyü çok seviyorum.
Biraz söyleyebilir misiniz?
Türkü mü söyleteceksiniz bana?
(Kahkahalarını tutamadı… Sonra türküyü söylemeye başladı. İlk dizelerini söyleyip kaldı...)
Unuttum, şeyini, gerisini unuttum.
(Söylerken omuzlarını da titretiyordu...)
Peki, Karadeniz yöresinin kendine özgü oyunlarını da bilir misiniz?
Bunları teknik olarak oynamam, ama çok güzeldir. Karadeniz Sıksara Horonu vardır, onu oynarım.
Biliyorsunuz, Türk sinemacılığı bugün büyük bir bunalım içinde. Çok uzun bir dönemdir bu bunalımı yaşıyor.
Gelecekte sinema alanında finans olarak çalışmayı düşünüyor musunuz?
1982 yılı Türkiye'nin kader yılıdır. Sırat köprüsü yılıdır. Biz şu anda ekonominin en can alıcı noktasına ağırlık vermiş durumdayız. Bütün bu olayları yaşadıktan sonra kendimizi sinemaya da, tiyatroya da, televizyona da bütün hedeflere yönelteceğiz. Bu tip çalışmalar miza başlamış bulunuyoruz. Şu anda hepsi sürprizdir. Ama 1982 yılı için Türkiye'nin finans dünyasına olan ihtiyacını, sanayicinin finans dünyasına olan ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla gerek bankaları, gerekse sanayicileri finanse edebilmek açısından büyük bir yarış içindeyiz. Bu yarışı bitirdikten sonradır ki işe başlayacağız.
Tiyatroda ve sinemada yerli ve yabancı yapımcılardan, oyun yazarlarından, oyunculardan...
Bunlardan beğendiklerinize örnekler verir misiniz?
- Ben Türkiye'de Haldun Taner'in yazmış olduğu bütün piyesleri çok takdir ediyorum. Oynayanları da takdir ediyorum.
- Meselâ Şehir Tiyatrolarının oynamış olduğu eserler, muhakkak ki hepsi fevkalade güzel eserler.
- Cevat Fehmi Başkut'un eserlerini seyrettim ve izledim, takdir ediyorum.
- Yabancılardan Balzac'ın eserlerini, pek ağır olmakla beraber, beğenirim.
- Yapımcı olarak da Türkiye'de sinemada Memduh Ün'ü beğenirim.
- Tiyatro yapımcısı olarak Haldun Dormen'in gerçekten sahneye koyuş tarzını ve oyunculuğunu takdir ederim.
En çok beğendiğim oyuncular,
- Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve Şükran Güngör triosudur.
- Onlardan sonra bir Gülriz Sururi vardır ki, unutulmaz,
- bir Engin Cezzar vardır ki unutulmaz,
- bir Kamran Yüce vardır ki unutulmaz,
- bir Muammer Karaca vardır,
- bir şahsına münhasır bir yeri olan Toto Karaca vardır.
- Efendim bir Sururi ailesi vardır.
Ve Türkiye'nin gelmiş geçmişinde daha sayamayacağım birçok ünlü aktörler vardır..
Yalnız, Türkiye sinema alanında kaliteli oyuncu yetiştirmiyor, ama alanında çok kaliteli tiyatro oyuncu yetiştiriyor. Özellikle ben Türkiye'de dublaj sanatını çok ileri görüyorum ve Türkiye'de yapılan dublajın dünyada bir benzeri daha olabileceğini zannetmiyorum. Bizde dublaj sanatı belki bir çok teknik imkansızlıklar içerisinde, ama çok üst düzeyde.
Cevher Bey, kalıcı olmayı hemen herkes ister. Elbet siz de istersiniz.
Ama sanatsal çalışmalarda kalıcı olabilmek,
temeli olan birşeyler bırakabilmek için şu anki Kastelli Kültür ve Sanat Vakfı'nı yeterli görüyor musunuz?
Sualinizi çok iyi anladım. Kısaca cevap vereyim. Bir insanın yapmış olduğu eserlerin kalıcı olabilmesi için, o eserlere o insanın evladı olarak sahip çıkması lâzımdir. Ciddiyetle o işin üzerine eğilmesi lâzım. Eğildiği takdirde bu eserler o adamla kalıcıdır. Muesseseler eğildiği takdirde. müesseseler o eserleri kalıcı kılmaktadır. Hayatım var olduğu müddetçe yapmış olduğum her eser kalıcıdır, kalıcı olacaktır.
Biliyorsunuz ki her ne kadar Banker Kastelli imajı yaratılmışsa da, kamuoyunda, gerçekte Banker Kastelli bir anonim şirketidir, mutlaka ki benden sonra gelecek arkadaşlarım, ki Banker Kastelli'yi şu anda bile fiilen yönetmektedirler, ve yöneteceklerdir. geleceklerinden hiçbir zaman endişe duymadım, duymamaktayım, duymayacağım da. Tabii biliyorsunuz benim dört oğlum vardır. Dördü de şu anda İsviçre'de tahsildedir. Bu çocuklarımın da herbiri gelip işin başında birer vazife alacaklardır. Banker Kastelli ve Kastelli camiası muhakkak ileriye atılımlar yapacaktır. Bunun gayesi Kastelli ailesine para kazandırmak değil, Türk ekonomisine, Türk sanatına, Türk milletine hizmetten öteye gitmez. Benim idealimde milliyetçilik yatar. Milliyetçiliğim, beni milletime yapabilecek her şeyi yapmaya iten en büyük kuvvettir.
Cevher Bey, sanat nedir sizce? Sizin sanat anlayışınız nedir?
Sanat, insanın görüşüne göre değişen, beğenisini kazanan bir olaydır. Sanat sinema olayıdır, sanat tiyatro olayıdır, sanat resimdir, sanat müziktir, sanat budur...
Sanatın herbirinin ayrı ayrı tanımlan vardır. Müzik ayrı tanımlanır, tiyatro ayrı tanımlanır, sinema ayrı tanımlanır, resim ayrı tanımlanır. Sanat, bence... Dünyada en başarılı insanlar sanatkârlardır. Benim takdir ölçüm, benim görüşüm ve düşünüşüm budur ki, dünyada en başarılı insanlar sanatkârlardır. Bugün bir Napolyon bile bir sanatçıydı. Ne sanatçısıydı? Harp sanatçısıydı. Bir Atatürk sanatçıydı. Ne sanatçısıydı? Harp sanatçısıydı... Ve büyük bir organizatördü. Ben Atatürk'ü bile bir sanatçı olarak kabul ediyorum.
Peki efendim sizin genelde sanatçıya bakış açınız ne nedir?
Benim, genelde sanatçıya bakış açım daima müspettir. Onu koruyucu, onun milleti istismarcı değil, gerçek hüviyetiyle millete bir şeyler verebilmesini görebilmektir. Sanatçıya bakış açım budur benim. Her zaman rolünü duyarak, hissederek yapacaktır, yapmış olduğu rol hiçbir zaman yapmacık olmayacaktır, ki hem sanatçı seyredene bir şeyler verebilsin hem de seyreden o sanatçıyı takdir etsin.
“Milleti istismar” dediniz. Bundan neyi anlamam gerekiyor? Açıklayabilir misiniz?
Şimdi, biliyorsunuz son zamanlarda ticari, ticaret üzerine kurulmuş birçok entrikalar vardır, filmler vardır, tiyatrolar vardır. Ben tiyatronun hasılatına bakmam. Ben tiyatronun kalitesine bakarım. Sinemanın kalitesine bakarım. Benim için önemli olan gişe değil, sahnedir. Ama diyeceksiniz ki gişe olmadan sahne yürümez. İyi bir sahnede çok iyi bir gişe yürür. Ben olaydan para kazanmak istemiyorum. Ben sanatseverlere iyi bir sanat olayı yaşatmak istiyorum. Benim felsefem bu.
Peki, sanat ve toplum ilişkisine nasıl bakıyorsunuz? Yani toplumun gelişmesinde sanatın geliştirici gücü sizce nedir?
Toplumun gelişmesinde mektebin geliştirme gücü ne kadarsa, sanatın da geliştirme gücü o kadar fazladır. Ama, sanatı sanat olarak verebilirsek milletimize. Soytarılık sanatı olarak verirsek, toplumumuza hiçbir etki yapmaz. Göz âşinası diye bakıp da kahkahayı basmak, sanat olayını yaşamak değildir. Sanat olayını seyrederken mutlaka bir hisse kapmaktır sanattan. Topluma bir şey verebilmelidir sanat. Oynayan da, sanatı sahneye koyan da...
Efendim, dört oğlunuz var. Bunlardan bir tanesini sanatçı yapmayı düşünmediniz mi?
Ben ruhumda, sanatçı ruhumda, hayatımda, sanatı ben zaten yaşıyorum. Çünkü, dikkat ederseniz, yaşantımda daima hareketliyim, heyecanlıyım ve oynarım o rolü... Yani yapmış olduğum işteki rolü oynarım. Ben kendimi bununla tatmin ediyorum. Çocuklarımın sanatçı olacaklarını zannetmiyorum. Çünkü hepsinin kafası, beyinleri ekonomist olarak yıkanmış. Binaenaleyh ekonomist olarak geldiler, ekonomist olarak gidecekler. Yalnız, hepsinin müziğe aşırı bir düşkünlüğü vardır. Genellikle batı müziğine. Tabi buna ben çok kızıyorum. Bu aşırı düşkünlüklerine. İstiyorum ki Türk müziğini de sevsinler. Hem klasik Türk müziğini sevsinler, hem Türk sanat müziğini sevsinler, hem Türk halk müziğini sevsinler.
Klasik Türk müziğinden sevdikleriniz?
Meselâ,
- bir Nevzat Atlığ'ın,
- bir Münir Nurettin'in icra etmiş olduğu eserlere hayranlık duyarım.
Klasik batı müziğiyle ilginiz var mı?
Klasik batı müziğiyle çok yakın ilişkilerim oldu, ama seviyorum diyemem. Yakın ilişkilerim oldu.
Çünkü Saray Sinemasındayken bütün klasik batı müziği konserleri Saray Sinemasında verilmişti.
Bu sebeple meselâ bizim sanatçılardan;
- Ayla Erduran'la yakın arkadaşlığım vardır.
- Gülseren Sudak'la iyi dostluğum vardır.
- Suna Kan'la tanışıklığım vardır.
- Samson François'yi tanıma fırsatını buldum.
- Televizyonda izlediğimiz Yehudi Menuhin'i hiç değilse yirmi defa görmüşümdür, konuşmuşumdur, elini sıkmışımdır.
Bu tür olaylara Saray Sinemasında şahit olmuşumdur.
- Mesela bir Dizzie Gillespie'yi Saray Sinemasında tanımışımdır.
- Bir Louis Armstrong’u orda tanımışımdır.
- Bir Maurice Chevalier'ı Saray Sinemasında tanımışımdır.
Efendim, sanatın bölünmez bir parçası edebiyat. Edebiyatla ilginiz ne düzeyde?
Edebiyatla ilgim son derece enteresandır. Ben 1946-47 yıllarında şiir yazardım. Ve hatta aklımda kalan bir şiirimi sana okuyayım.
Bu, 1946 yılında evde yalnızken yazmış olduğum bir şiirdir:
Bu gece soğuk odamın penceresinde düşünüyorum
Düşünüyorum dünü bugünü yarını
Sizler de dostlarım, sizler de düşünmez misiniz?
Ne olmuştuk, ne olacaktık, ne olacağız diye?
(Halbuki bilmelisiniz herşey beyhude)
Çünkü bilmelisiniz dünya fakirin ekmeği, ye memed ye...
Biliyorsunuz, bu son dize Orhan Veli'ye aittir, paragrafı bu şiirimin içinde kullandım. Aklımda kalmadı başka şiirler. Ama, şairlerin içinde Mehmet Akif'i çok severim. Mehmet Akif'in Seyfi Baba'sının benim hayatımda çok büyük etkinlikleri vardır. Meselâ, bilmiyorum siz Seyfi Baba'yı okudunuz mu? Seyfi Baba'da çok enteresan paragraflar vardır.
Mesela:
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası
Dostunun yüz karası
Düşmanının maskarası
Bunu Mehmet Akif, Seyfi Baba'nın bir paragrafında geçirmiştir.
Meselâ, Seyfi Baba'yı ziyarete giden adam, o akşam Seyfi Baba'ya para vermek ister, ama elini cebine atar, para yok.
Bakar ki bir mühür bulmuş cebinde, o zaman şu mısraı mırıldanır:
O zaman koptu içimden şu tahassür ebedi
Ya hamiyetsiz olsaydım, ya param olsaydı.
Yani, baktı ki parası yok, “ah,” dedi, “ben nasıl düşündüm bunu, düşünmeseydim keşke para vermeyi…”
Para verememenin üzüntüsü içinde koptu gitti. Çünkü kendisi de parasızdı. Cebinde mühüründen başka bir şeyi yoktu.
Peki roman konusunda ne düşünüyorsunuz?
Roman...
- İlk okuduğum romanlar, çok tuhaftır. Honoré de Balzac'ın Vadideki Zambak'ıdır. Ve bu kadar ağır olmasına rağmen hâlâ etkisi altındayım.
- Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Ernest Hemingway'in...
Kaç yaşında okudunuz bunları?
Orta okul yıllarımda, o yıllarım çok hareketli geçti benim. Ondan sonrası hep ticaretle geçti.
Bütün hayatım ortaokulda geçmiştir. Çünkü çok kısa bir tahsil dönemim vardır.
- Maksim Gorki'nin Ekmeğimi Kazanırken, Gazap Üzümleri ve
- yerli yazarlarımızdan da Ömer Seyfettin'in Bomba'sını okudum. Ondan sonra... Onun birkaç eserini daha okudum.
- Reşat Nuri'nin bazı eserlerini...
Türk edebiyatının son yıllardaki gelişimi konusunda görüşleriniz?
Samimiyetle söyleyeyim, 23 yıldan beri full-time çalışıyorum. İnanın gazete okumağa dahi fırsat bulamıyorum. Beni bağışlasınlar. Yani, kültürümü alabildiğim kadar, muhitimden, etrafımdan, seyrettiğim televizyondan alabiliyorum, çünkü vaktim yok. Dinlemeğe vaktim yok. Kendimi milletime adamışım. Büyük hizmetler içindeyim. Bilmiyorum bir şeyler verebildim mi?..
Şairliğinizi sürdürmeyi düşünmüyor musunuz?
Hiçbir şey düşünmüyorum şu anda. Şu anda düşündüğüm tek şey, Türkiye ekonomisine hizmet edebilmek. Türkiye'deki ihracatın daha fazlalaştırılması için hizmette bulunmak. Kültür ve Sanat Vakfı için de çok güzel projelerim var, ama bugün açıklamam bunları. Onları bir olay biçiminde açıklayacağım.
Siz Banker Kastelli olarak sanata bunca ağırlık verdiğinizi belirtiyorsunuz.
Peki sizce devlet bugüne değin sanatın sorunlarına yeterince eğildi mi?
Devlet sanatın sorunlarına yeterince eğilmiştir.
Ama devletin elinden tutmuş olduğu insanlar sanata ne derece eğilmiştir, o mevzuun konuşmasını yapmak istemiyorum.
Yoksa devlet sanata yeterince eğilmiş durumdadır. Bunu inkâr edemeyiz.
Aydan Öz | sanat olayı - sayı: 13 - Ocak 1982

