On iki yaşına ulaşan çocuk tiyatromuzun yardımıyla görmek fırsatını bulduğumuz Avrupa başkentlerinin, unutamadığımız ortak bir yaşam biçimi vardır. Bu büyük şehirlerde, örneğin, bir Beşiktaş pazarını içine alabilir büyüklükte, dev mağazalar bulunur. Gündüz saatlerinde bunlardan birine gelen Avrupalı bir ev hanimi, Öncelikle şu iki davranışını tekrarlar: Mağazanın girişindeki özel tasmalıklara köpeğini bağlar, hareketli büyük oyuncaklara da çocuğunu bırakır, girer alışverişe...
TÜRKİYE’DE ÇOCUKLAR
Türkiye kırsal kesimlerinde çocuklar, küçücük yaşlarda üretimin içinde bulurlar kendilerini. Tütünde, pamukta, çayda, fındıkta gündelikçidirler. Okuyup yazamayan çok çocuk vardır ama, okumayı severler. Köy yakınlarından geçen posta trenlerini bekleyip, sabah ayazlarında “gasteee” diye bağırırlar vagonların uykulu pencerelerine. Gazete yeni dünyalar getirecektir. Kentlerden gelen umuttur gazeteler.
Kentlerde de çocuklar ve çocuklar vardır. Yabancı dil eğitimli, paralı özel okullara gidenler, bahçeli güzel evlerin çocuklarıdır. Sıkışık nizam blok apartmanların çocuklar, taş yapılı tarihi okulların öğrencileridir. Ve kent nüfuslarının yarısını barındıran gecekondu mahallelerinden daha çok çocuk sesi yükselir gökyüzüne. Bunlar baraka okullara giderler ve üretim içindedirler yine: Tamircilik, boyacılık çıraklık, düşük ücretli kaçak işçilik yaparlar.
Bu çocukların gündüzleri sokakta kendi aralarında oynadıkları oyunların hızla biçim değiştirdiğini görüyoruz. Köylerde akla ve kuvvete dayanan çocuk oyunları, kentlerde beceri ve dikkat isteyen çocuk oyunları giderek geriliyor. Futbol denilen çağdaş kitle hastalığı, köylü-kentli ayrımı olmaksızın bütün erkek çocuklarca kabul görmüş durumda. Kız çocukların evcilik oyunları, televizyon dizilerinden isimlerle süsleniyor. Güzelim oyun şarkılarının yerini, popüler hafif müzik ya da arabesk ezgiler almış.
Bizim çocuk oyunlarımızda dramatik yapısı olanlar da var(dı). Kentli çocuklar: Evcilik, hırsız-polisçilik, kovboyculuk, uzaycılık oynarlar(dı). Bu oyunlar kesinlikle taklide dayanır(dı). Konuya göre giysi ve takılar kullanır, isim ve sıfatlar beğenip, yeni kişiliklere bürünürler(di). Köylerde de eski büyüsel törenlerin uzantısı sayılan seyirlik oyunlar olur(du). Bunların kaçınılmaz oyuncular kabul edilen çocuklar; ezgilere katılır, kişileştirme ya da eylem taklidi bile, doğmaca oyun çıkarırlar(dı).
Çocukların böyle kendi başlarına hiçbir kısıtlama olmaksızın oynadıkları taklitleri yanında, bir de büyüklerin yön vermesiyle ortaya çıkan “teyatral” gösterilerinden söz etmek gerekir. Türk eğitiminin “müsamereler dönemi” diye adlandırılabilecek sürecinde, köy ve kent ilkokullarında dekorlu kostümlü kahramanlık piyesleri oynanıyor, manzumeler okunuyor, monologlar söyleniyordu. Yazılı bir metin, bir sahne ve uyulması gereken kurallar söz konusuydu. Çocukların sahnede oynaması için ünlü klasiklerden parçalar çıkarılması, çocuklara göre kısa piyeslerin yazılmasına yol açtı. Bunlar “Seçme Müsamereler, Çocuk Piyesleri, Okul Tiyatrosu” gibi adlarla kitap oldular.
ÇOCUKLAR İÇİN TİYATRO
Cumhuriyete varıncaya kadar, köylü ve kentli erkek çocukların, babalarıyla birlikte “Kukla - Karagöz - Ortaoyunu” gösterilerine gittiklerini biliyoruz.
Kız çocuklar evde anneleriyle kalırlardı.
Büyüklere göre biçimlendirilmiş bu açık-saçık nükteli, ağır konuşmalara dayanan kaba gösterileri uzun yıllar çocuklar da seyrettiler. Ama bizler de bu geleneksel değerleri düzeltip koruyacak yerde, büsbütün kaldırıp yok ettik. (Sözün burasında, çocuk tiyatrosu yapmaya gönüllü genç dostlarımıza, bu değerli malzemenin çağdaş araçlarla günümüz koşullarına yükseltilmesi gerektiği ipucunu vermek isteriz.)
Salt çocuklar için yapılan tiyatronun, yakin geçmişte en büyük kentimizde başlatıldığını da biliyoruz.
Türk Çocuk Tiyatrosu, henüz kırsal kesimlere ulaşamamıştır. Ne yazıktır ki, çocuk tiyatrosu bulunan kentlerimizin sayısı da 10’u geçmez.
Yazımızın özünü, işte bu “Kentsoylu Çocuk Tiyatrosu” oluşturuyor.
İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSU ÇOCUK OYUNLARI
İstanbul Belediyesi’nden ödenekli Şehir Tiyatrosu’nun, önce “Darülbedayi” sonra “Türk Tiyatrosu” adini alan süreli bir yayını vardır. Modern Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul, bu derginin başyazılarını “İpçeken” ve “Perdeci” imzalarıyla yayınlamaktaydı. Derginin Ocak 1935’deki 55. sayısında, Muhsin Ertuğrul, Moskova Tiyatro Festivali’ndeki çocuk temsillerini anlatır. Gördükleriyle coşmuştur.
“Kendi ülkesinin çocuklarına da böyle bir tiyatro gereklidir. Cumhuriyet, genç koruyucuları varsa yaşayabilir...”
Muhsin Ertuğrul, yazısının sonunda Fransız Çocuk Tiyatrosu’ndan da söz eder.
Bakanlıkların, eğitimcilerin dikkatini çeker. Tiyatronun çocuk eğitimindeki yerini vurgular.
Aynı dergideki Sabih Gözen imzalı bir başka yazıda, Almanya’daki Çocuk Operası’ndan söz edildiğini görüyoruz.
Türkiye’ye “Çocuk Tiyatrosu” kavramının bu dergiyle girmiş olduğu anlaşılıyor. Peşinden basın ve aydın çevre konuya yakın ilgi göstermeye başlıyor.
Ve ilk çocuk oyunu: “Tiyatro Dersi”! 3 Ekim 1935 Cumartesi günü, Tepebaşı’ndaki ünlü Dram Tiyatrosu’nda sahne ışığına kavuşur. Bir tiyatro sözlüğü sayılabilecek bu ilk oyunu Kemal Küçük yazmıştır. Yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul yapar. Oyunda Şehir Tiyatrosu’nun bütün ünlü oyuncular görevlidir. Salonda 15 kişilik seyirci grubunu görünce düşkırıklığına uğrarlar. Çünkü oyuncu sayısı, seyircinin üç katıdır!
ANKARA DEVLET TİYATROSU ÇOCUK OYUNLARI
Ankara’da devlet ödeneğiyle 1949 yılında çalışmaya başlayan Devlet Tiyatrosu’nun başında Muhsin Ertuğrul’u görüyoruz. Çocuk oyunlarını da yetişkinlerin oyunlarıyla birlikte açıyor. İlk oyun: “Yıldız Ece”, 20 Kasım 1949 günü seyirci karşısına çıkar. Mümtaz Zeki Taşkın’ın yazdığı oyunu Agâh Hün sahneye koymuştur.
Devlet Tiyatrosu’nun çocuk bölümü, önceleri İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun devamı gibi görünmektedir. Orada sergilenen oyunlar Ankara’da tekrarlanır. Yalnız Devlet Tiyatrosu’nun geniş olanakları, dekor ve giysileri daha bir görkemli yapacaktır.
Şehir Tiyatrosu’nun İstanbul dışına çıkmamasına karşın, Devlet Tiyatrosu çocuk oyunları: Adana, Bursa, Kayseri, Erzurum ve Gaziantep illerinde açılan şubelerine ve başka il merkezlerine taşınmaktadır. Ayrıca çoktandır, İstanbul ve İzmir’de yerleşik kadrolar oluşturan Devlet Tiyatrosu, buralarda sürekli çocuk oyunları sergilemektedir.
KISA ÖMÜRLÜ DENEMELER
Genellikle bir kuruma ilaveten, bazen de tek başına çocuk tiyatrosu olarak başlatılmış özel girişimler de var.
Bunlardan kısa ömürlü olanlarını, gazete ve dergilerdeki belgelerinden yararlanarak, anmak adına buraya sıralamak istiyoruz:
- Üsküdar Sunar Tiyatrosu Çocuk Bölümü: 71-72 mevsiminde,
- İş Bankası Çocuk Tiyatrosu: 1977-1980 yılları arasında,
- İzmir Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü: 1946-1950 yıllarında,
- Ankara Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi: 1948-1949 yılları arasında,
- Ankara Çocuk Esirgeme Kurumu Çocuk Tiyatrosu: 40-41 mevsiminde,
- Ankara Meydan Sahnesi Çocuk Bölümü: 1961-1967 yıllarında,
- Ankara Mithatpaşa Tiyatrosu Çocuk Bölümü: 1967-1969 yılları arasında,
- Ankara Çağ Tiyatrosu Çocuk Bölüm: 69-70 mevsiminde,
- Ankara Küçük Komedi Tiyatrosu Çocuk Bölümü: 1967-1969 yılları arasında,
- Ankara Yenişehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü: 67-68 mevsiminde,
- Ankara Binbirgece Çocuk Tiyatrosu: 1968-1970 yılları arasında,
- Ankara Dünya Çocuk Oyuncuları: 1969-1972 yılları arasında,
- Ankara Afacan Çocuk Tiyatrosu: 69-70 mevsiminde, bir ya da birkaç çocuk oyunu sergileyip kapanmışlar.
Mutlaka belgelenmemiş başka çalışmalar da vardır ama, biz onları selamlayıp yaşayan çocuk tiyatrolarına geçiyoruz.
YAŞAYAN ÖZEL ÇOCUK TİYATROLARI
Türkiye’de bankaların çocuklarla ilgilenmeleri ilginçtir. Bir bakıma “özel ödenekli” sayılabilecek çocuk tiyatrolarını ülkemizde bankalar gerçekleştirmişlerdir. Görünüşte ticari amaçları olmayan bu tiyatroların giderleri, bankaların “reklam, tanıtım, halkla ilişkiler ve kültür” bütçelerinden karşılanmaktadır. Bu tiyatrolar, şubelerden edinilen ücretsiz davetiyelerle seyredilebilir.
- Türk Ticaret Bankası Çocuk Tiyatrosu: 1961 yılında İstanbul’da kurulan bu tiyatro, günümüze kadar kesintisiz oyun sergilemiştir. İstanbul’daki çeşitli semtlerde oyunlarını gösterir. İlk oyunları Nuran Şener’in derleyip yönettiği “Pamuk Prenses ve Keloğlan"dı.
- Akbank Çocuk Tiyatrosu: Erol Günaydın yönetiminde çalışan bu tiyatro, 1972 yılında kurulmuştur. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, bazen iki-üç ayrı salonda temsiller vermektedir. İlk oyunu Erol Günaydın’ın yazıp yönettiği “Elma Dersem Çık” adını taşıyordu.
- Anadolu Çocuk Oyunları Kolu (AÇOK): Muhsin Ertuğrul ve Haldun Taner’in yönlendirmesiyle 1973 güzünde kurulan bu tiyatro çocuk tiyatrosunu “ilaveten renkli miki"likten kurtardığına inanmaktadır. İlk oyunu Ümit Denizer’in yazdığı, Turgut Denizer’in yönetip müziklediği “Mutluluklar Ülkesi” idi. İstanbul’dan yurt içi ve yurt dışına turneler yapmaktadır.
- Ankara Çocuk Tiyatrosu (AÇT): Ankara’da 1976 Eylül’ünde perdesini açan bu tiyatro, şimdi çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir. Ahmet Önel’in yazdığı, Salih Kalyon’un yönettiği “Becerikli Kanguru”, ilk oyunlarıydı. AÇT’de, Anadolu’da birçok ile çocuk tiyatrosu götürmüştür.
Yaşayan çocuk tiyatrolarımız arasında sürekli ve verimliler bunlardır.
Ayrıca burada, çalışmaları kesintiye uğrayan ve yeni kurulduklarını haber aldığımız çocuk tiyatrolarını da anmak istiyoruz:
Eskişehir İktisadi Ticari ilimler Akademisi
Çocuk Tiyatrosu (AKÇE),
Çocuk Tiyatrosu (AKÇE),
Ordu Belediyesi Çocuk Tiyatrosu,
Ankara Sanat Tiyatrosu Çocuk Bölümü,
Ankara Çan Tiyatrosu,
Denizli Tiyatrosu;
İstanbul’da Beş Kafadarlar Tiyatrosu,
BİLOY,
Bizim Tiyatro,
Özinel Tiyatrosu Çocuk Bölümü,
İdil Abla Çocuk Tiyatrosu,
Tevfik Gelenbe Çocuk Tiyatrosu,
Kartal Sanat işliği,
Ziraat Bankası,
Çocuk Tiyatrosu,
Etkin Sanat Çocuk Bölümü,
Enis Fosforoğlu Çocuk Bölümü,
Kısa Pantolon Çocuk Tiyatrosu,
Tiyatro Elele,
Nokta Çocuk Tiyatrosu,
Sevgi Çocuk Evreni,
Moda Çocuk Tiyatrosu,
Yapı Kredi Bankası Çocuk Tiyatrosu,
Pamukbank Çocuk Tiyatrosu ve
çabaları bize ulaşmayan genç gönüllüler...
SÖZBAĞLAMA
Kentsoylu Türk Çocuk Tiyatrosu’nu sayıca değerlendirince umutlanıyoruz, ama nitelik ve nicelik aradığımızda yüzümüz öne eğiliveriyor. Devletimizden, belediyemizden ve çeşitli bankalardan ödenekli çocuk tiyatrolarından; daha ruhlu, boyutlu, daha çağdaş çocuk oyunları beklemek, seyircinin hakkıdır diyoruz. Amatör çocuk tiyatrolarında ne yazık ki, heyecan dışında başka şey görünmüyor. Özel çocuk tiyatroları birbirlerinin adlarını “korsan"a çıkarmışlar. “Okulumuza temsil vermeye gelen tiyatrolardan utanıyoruz kardeşim” diye yakınan ilkokul müdürleri tanıyoruz. Çocuk tiyatrosu adına bir zevksizlik, özensizlik, bir yaratıcılıktan yoksunluktur gidiyor...
Çocuk tiyatromuzun sorunlarını, genelde Türk tiyatrosunun sorunlarından ayrı düşünmek elbette hatalı olacaktır.
Haldun Taner “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyununun başkişisine şunu söyletir: “Zaten teatro dediğin nedir ki, iki kalas bir heves...”
Türk Çocuk Tiyatrosu’nun vardığı yere bakınca görüyoruz ki: Heves alabildiğine... kalas yok!
Kalas dediğimiz, salon!
Kalas dediğimiz, donatım ve giysileri karşılayacak maddi güç!
Kalas dediğimiz, hevesleri derleyip toparlayacak, temiz çalışma alanları!
Ama var olan heveslerin de, çağdaş tiyatro kuramlarıyla iyi biçimlenmesi gerekmiyor mu?
Ümit Denizer | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi 119 - 1 Mayıs 1985
____________________________________________________________________________________________________________________________
Ekim 1935’te Türkiye’de ilk kez çocuk tiyatrosunun perdesi açıldığında, bu tiyatro Rusya, Almanya ve Amerika’dan sonra dünyanın dördüncü çocuk tiyatrosu olmak gibi önemli bir özellik taşıyordu.
Kuruluşunun ellinci yılını kutladığımız şu günlerde ise, Türkiye’deki çocuk tiyatrosu, ne yazık ki başlangıçtaki umut kıvılcımını elli yılda bir türlü tutuşturamamış durumda. Ülkedeki çocuk tiyatrolarının niceliği ve niteliği, kuruluştaki dünya dördüncülüğü şöyle dursun, herhangi bir sıralamaya girebilecek bir yapıda bile değil. Ülkemizde çocuk tiyatrosu, gerek tiyatrolar, gerek oyun yazarları için hep ikincil bir uğraş oldu. ya da “büyükler"e yapılacak tiyatro için bir müsvette, bir sıçrama tahtası görevi yaptı çoğunlukla. Ödenekli tiyatrolar bu işe gönül vermiş birkaç kişinin çabası ve biraz da programlarında yer aldığı için bir çeşit zorunluluk olarak, ama hep ikincil planda bırakılmış çocuk oyunlar sahnelediler yıllar yılı.
İlk kez bağımsız ve sadece çocuklara yönelik tiyatroyu kuran ise bir amatör topluluk oldu: AÇOK. 1972 yılında kurulan AÇOK (Anadolu Çocuk Oyunları Kolu) amatör bir topluluktu. “Çocuk tiyatrosu” olduğunu ilan eden bir amatör topluluk ise o güne kadar hiç duyulmuş, görülmüş değildi. Başka ülkelerde ne amaçlanır bilmem, ama bizde amatör tiyatrocular genellikle ve çoğunlukla “keşfedilmeyi”, böylece de kendini kabul ettirmiş, kurumlaşmış tiyatrolardan birine sıçramayı amaçlarlar. Bu nedenle de, tiyatro ve ülke konusunda büyük laflar ve büyük ideallerle ortaya çıkıp büyük iddialı oyunlar seçerler. Oysa AÇOK, “keşfedilmek” için tiyatro yapmayan bir topluluk oldu. Geleceğin seyircilerini yetiştirmek, yarının büyüklerine bugünden seslenmek bunları yaparken bugünün büyüklerine de bir şeyler diyebilmek yolunu seçti ve en güzeli bu yoldan sapmadı 13 yıldır.
AÇOK’UN OYUNLARI
AÇOK’un bir önemli özelliği de kurulduğu günden bu yana hep kendi yazdıkları oyunları sergilemeleridir. Tohumu, İstanbul Liselerarası Tiyatro Örgütü (İLTÖ) çalışmaları içinde Üsküdar Lisesi Tiyatro Kolu olarak atılan AÇOK, 1972 yılında Ümit ve Turgut Denizer ile Cemal Ünlü tarafından bağımsız tiyatro niteliğine ulaştırıldı. Muhsin Ertuğrul ve Haldun Taner’in yüreklendirmesiyle çalışmaya başlayan AÇOK, Üsküdar 3. Selim İlkokulu Müdürü İbrahim Bozalan’ın anlayışlı yaklaşımıyla da prova ve oyun sergilemek için okulda bir salona kavuştu.
1973 yılında “Mutluluklar Ülkesi” ile tiyatro yaşamına başlayan AÇOK, sırasıyla;
- "Mor Gezegen”,
- "Ferhad ile Şirin”,
- "Keloğlan”,
- "Leke, Çizgi-Benek, Renk”,
- "Aksak Timur ile Hoca Nasreddin” adlı oyunları sergiledi.
Ümit Denizer’in yazıp Turgut Denizerin müziklediği ve yönettiği bu oyunları, yalnızca çocuk tiyatrosu bağlamında değerlendirmek de doğru olmaz. AÇOK, sergilediği oyunlarla Türk Tiyatrosu içinde belirli bir yere vardı. Nitekim, “Ferhad ile Şirin” oyunu 1975 İsmet Kuntay Tiyatro Ödülünü, “Keloğlan” oyunu da 1976 “Yılın Oyunu” ödülünü kazandı. Özellikle “Yetişkinler için bir deneme” tanımıyla sunulan “Ferhad ile Şirin”, gerek konuya yaklaşımı, gerekse biçimi ve oynanışı ile Türk tiyatrosunda adı her zaman anılacak bir çalışma oldu.
Dünyanın dördüncü çocuk tiyatrosunu kurmuş olan Türkiye, bu kuruluştan 40 yıl sonra yabancı ülkelerde ilk kez AÇOK tarafından temsil edildi. AÇOK, 1975 Hamburg Dünya Çocuk Tiyatroları Festivali’nde 1976 çocuk ve Gençlik Tiyatroları Bienalinde büyük ilgi gördü. 1979’dan sonra da oyunlarını İsviçre, Almanya ve Hollanda’da sergiledi. AÇOK topluluğu, bu yıl da, Münih Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde İstanbul Devlet Tiyatrosu Çocuk Bölümü ile birlikte yine Türkiye’yi temi ediyor.
AÇOK, ilk bağımsız çocuk tiyatrosu olmasının yanı sıra, devletin tiyatrolara destek fonundan da ödenek alan ilk çocuk tiyatrosu oldu.
Seçkin Cılızoğlu | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi 119 - 1 Mayıs 1985
____________________________________________________________________________________________________________________________
____________________________________________________________________________________________________________________________
Çocuk tiyatrosu konusunda bugüne kadar çok şey yazıldı, yazılıyor; ama bu konu birbirinden değişik bir biçimde ele alınıyor.
Çocuk tiyatrosu deyince, genellikle şunlar kastediliyor:
- Çerçeve sahne içinde, çocukların çocuklar için hazırladıkları gösteriler.
- Çerçeve sahne içinde, çocukların yetişkinler önünde oynadıkları oyunlar.
- Yetişkinlerin çocuklar için oynaması; bu da iki açıdan ele alınabilir:
a) Profesyonel oyuncuların büyük tiyatrolarda, çok sayıda seyirci önünde oynadıkları büyük prodüksiyonlar.
b) Profesyonel oyuncuların küçük bir alan içinde çocukların arasında ve onlarla birlikte oynadıkları oyunlar. - Çocukların seyirci ortasında oynadıkları oyunlar.
- Yetişkinlerin gurur duydukları büyük bir tiyatro binası.
- Çocukların mutlu oldukları küçük bir oyun alanı.
ALTI NOKTA
Şimdi çocuk tiyatrosu konusundaki görüşlerin bir özeti olan bu altı noktayı kısaca irdeleyelim:
1. ve 2. maddelerde gösterilen türler “müsamere” denilen alışılagelinmiş uygulama biçimleridir. Burada, oynayanlar ile seyredenler vardır. Çocukların bir bölümü, önceden öğretmenlerinin verdiği direktiflerle hazırlanıp mekanik bir aksiyonla oynarken, öbür bölümü de seyretme görevini yüklendiğinden pasif bir durumdadırlar. Böylece, oynayanlar da, şeyde güdümlenmiştir. Her iki taraf da yaratıcı değildir; bunun için de statiktirler. Bu durumda çocuklar hiçbir şey üretemezler.
Hele bu tür uygulama küçük yaştaki çocuklar için bir işkenceden başka bir şey değildir. Sahne üzerinde, direktiflere göre, bir seyirci önünde oynamaya çalışan bu çocukların yaşadıkları baskıyı ve bunalımı hissettikçe hep rahatsız olmuşumdur. Ve hep düşünmüşümdür: O çocuklar doğru şartlar altında oyun üretseler ne kadar mutlu olacaklardır! Küçük çocukların, bir çerçeve sahne içinde oynamaya mahkum edilmeleri, doğanın özgürlüğüne alışmış kuşların kafese kapatılmasına benzer. Hatta on beş yaşındaki bir ergin bile büyüklerin önünde oynamaktan rahatsız olur. Küçük çocuklar ise yetişkinlerin gülümsemeleri karşısında oyunu bırakıp başka şeyler yapabilirler. Bunun da tiyatro ile ilgisi yoktur. Belki de bu onlar için değişik kıyafetler içinde yapılan bir geçit törenidir. Burada ne oyunculuk, ne de sanat vardır.
3/a’da gösterilen tür bugün ise, çocuk tiyatrosu denildiğinde çoğunluk tarafından kabul edilenidir; yani çocuk seyirciler için profesyonel bir topluluk tarafından hazırlanan gösteri çocuk tiyatrosu olarak kabul olunur. İçtenlikle ve dürüst bir biçimde yapıldığında, bu tiyatronun amacı, on iki yaş ve üstü büyük çocukların estetik gereksinimlerini karşılamak ve onları sanat olayına hazırlamaktır. Bu işi severek ve içtenlikle yapan profesyonellerin amacı da budur.
Ancak on iki yaşından aşağı çocuklar için bu tür tiyatronun iki belirgin, olumsuz etkisi vardır:
aa) Çocuklar, bu göz kamaştıran prodüksiyonları uzun bir süre taklit ederler ve bu taklit her seferinde biraz daha kötü olur, bu da onların oyun yazma, sahneleme, tasarım açısından kendilerine karşı güvenlerinin sarsılmasına neden olur.
bb) Bu büyük prodüksiyonlarda eğitilmiş oyuncular gören çocuk, onu taklit etmek ister ama yetersiz kaldığını görünce oyunculuğu tamamen bırakır. Daha önceki yıllarda yazmış olduğum bir yazıda (bkz: “Çocuk Tiyatrosu Sahne Uygulaması Üzerine Düşünceler” Çocuk Tiyatrosu, Devlet Tiy. Ankara 1979, 45-56) ısrarla belirttiğim gibi, pedagojik açıdan, bu yaş gruplarını dikkate almak ve bu konuda duyarlı olmak gerekir. Bizdeki gibi, her yaştan oluşan çocuk seyircileri oturtup çerçeve sahnenin içine baktırmak, o çocukların yaratıcı ve üretici yanlarını yok etmekten başka bir işe yaramaz.
Öyleyse, ne yapmak gerekiyor?
Başta ödenekli tiyatrolar olmak koşuluyla, pedagogların danışmanlığına da başvurularak her tiyatronun hangi yaşlar için tiyatro yapacağını saptaması gerekir.
Özellikle, okul öncesi ve ilkokul tiyatro çalışmaları, bu konuda eğitilmiş öğretmenler denetiminde olmalıdır. Buna daha sonra geleceğim.
3/b’de belirtilen tür içinde, yani profesyonel oyuncular küçük bir alan içinde çocuklarla birlikte ya da onların arasında oynamaları çok sık yapılmadığı takdirde, katkısı olan bir çalışmadır. Ama çoğumuzu rahatsız eden şu gerçeği bir kez daha burada yineleyelim: Çocuk, büyüklerin bu çabası olmadan da bir şeyler üretebilir. Gerçi böyle kolektif çalışmalar, doğru ve bilinçli bir biçimde yapıldığı takdirde, çocukları mutlu edebilir. Önemli olan, onların ülkesine girebilmektir.
Bu tür çalışma yapacak sanatçı-pedagoglar (ya da profesyonel oyuncular), grup dinamiği ve duyarlığı, çalışmanın esnek biçimlerine ilişkin yöntemleri anlama ve seyirci katilimi konularında özel bir eğitimden geçmiş olmalıdırlar. Aynı zamanda, çalışmanın niteliğini bozmadan bütün engelleri akıllıca bertaraf edecek eğitimi de görmüş olmalıdırlar. Çocuğun dünyası bizimkinden çok değişiktir ve biz de onun dünyasını keşfetmede hep geride kalmışızdır. Ama bunun için de bir mazeretimiz var: Bizler yetişkinleriz.
4. tür içinde, çocuğun kendi sanat biçiminin bir uzantısını ve okul tiyatrosu ile çocuk şenliklerinin geliştirilmesi için içten bir girişimi görürüz. Çocukların seyirci ortasında oynadıkları bu biçimde, çocuk tiyatrosu üzerine birtakım bulgular yapma olanağı arttığı gibi, çocukları rahatlatacak daha elverişli bir alan da sağlanmış olur.
Bu biçimin tek handikapı, çocuk oyuncuların karşısında nasıl davranılması gerektiğini bilmeyen bir seyircinin varlığıdır. Bu seyirci, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu bilmediğinden yanlış bir hava yaratabilir. Ancak bu handikap da zamanla giderilebilir. Burada öğrenilmesi gereken, çocuğun mutlak özgürlüğünün sağlanmasında yardımcı olmaktır.
5. türün, yani yetişkinlerin gurur duydukları büyük bir tiyatro binasının çocuk tiyatrosu için elverişli olduğu pek söylenemez.
6. türdeki, çocukların mutlu oldukları küçük bir oyun alanı ise bir oda büyüklüğünden orta genişlikteki bir salona değin değişebilir. Çocuk tiyatrosu bir bina değil, bir ülkedir. Bunu anlamamışsak ya da daha kötüsü birtakım yanlış düşüncelere takıldığımızdan bunu anlamak istemiyorsak yanlış bir çocuk tiyatrosu yapma yolunu tutacağız, bunun da çocuklara bir yararı olmayacaktır.
Ülkemizde bu anlamda gerçek bir çocuk tiyatrosu tam olarak kurulamadıysa bile, bu yöne doğru sağlıklı bir gelişme vardır. Çocuk tiyatrosu konusunda olumlu tartışmalar yapıldıkça ve düşünceler sahne üzerinde deneye sokuldukça ülkemizde doğru olan çocuk tiyatrosunu bulacaktır. Ama bunda da zamana gereksinim vardı. Eğer bir çocuk tiyatrosu yapmak istiyorsak -ileride bunu daha da geliştirmek üzere- oval oyun alanı, ya da oval bir yükselti önerebiliriz. Çocuk seyirciler oyun alanının çevresine oturabilirler, ama yetişkinlerin oyunu daha uzaktan, belki oyun alanını çevreleyen bir balkondan seyretmeleri daha doğrudur. Oyun yeri, zemini ve duvarlarıyla çocukların ülkesine yakışır rahatlıkta ve güzellikte olmalıdır.
NELER YAPILMALI
Öyleyse, bu ülkenin çocuk tiyatrosu için neler yapılmalıdır?
Bu soruyu üç noktada özetleyebiliriz:
- Yerleşik tiyatrolar: Bugün varolan ve basari gösteren belli başlı çocuk tiyatrolarına, öncelikle çocukları mutlu edebilecekleri bir yere kavuşturmak ve sistemli bir çalışmaya girebilmeleri için, ödenek vermek gerekir. Bir de oyunlarını çerçeve sahnede oynayan tiyatroları yalnızca 12-15 yaş grubu için düşünmek doğru olur. (Burada çocuklar tiyatroya giderler.)
- Gezici çocuk tiyatroları: Okullarda oyunlar oynayan, eğitilmiş ve eğitilmemiş oyunculardan kurulu toplulukların çocuk eğitimi açısından değerlendirmesi yapılmalı, bunların yalnızca kazancı düşünenlerine izin verilmemelidir. Her çocuk tiyatrosu topluluğunun bir pedagog danışmanı olması zorunlu tutulmalıdır. (Burada tiyatro çocuklara götürülür.)
- Tiyatro yoluyla eğitim: Yurt çapında ele alınmalı ve ortaöğretimde, tiyatro, bir gösteriş olarak değil de, eğitime katkıda olacak biçimde bir sisteme oturtulmalıdır. Bunun için de üniversite tiyatro mezunlarını ortaöğretimde kullanmak gerekir. Ayrıca uzmanlaşmış öğretmenleri yetiştirmek için Milli Eğitim ile Gençlik ve Spor müdürlükleri özellikle sanat ve edebiyat öğretmenlerine yaz kursları düzenlemek yoluna gidebilir. Yaz kurslarının eğitim programı bu işin uzmanlarınca hazırlanmalıdır. Yaz kurslarında ders verecek ve uygulama yapacak kişiler arasında meslekten oyuncular, tiyatro bilimcileri, pedagoglar ve konuşma eğitimini yürütecek elemanlar bulunmalıdır.
Bu kurslarda bireysel ve toplu çalışmalar, sahne çalışmaları, kuramsal dersler, grup dinamiği ve tiyatro pedagojisi yer almalıdır. Ayrıca, yaz kursları sırasında, kursa katılanların tiyatro duyarlığını geliştirmek için çeşitli tiyatro gösterilerine gitmek de bu program kapsamında düşünülmelidir. Bunun için de, yaz kursları daha çok tiyatro etkinliklerinin yoğun olduğu büyük kentlerde sürdürülmelidir.
Bilgili ve bilinçli tiyatro öğretmenleri, okullardaki tiyatral etkinlikler, özellikle ortak çalışmaya katılan öğrenciler açısından çok yararlı olacaktır. Böylece, ileride hangi meslek dalını seçerlerse seçsinler, yarinin yurttaşları, daha bugünden hem kişilikleri, hem de toplumdaki yerleri yönünden sağlıklı bir gelişime gireceklerdir.
YÜREKLERİ EĞİTMEK
Okulların amacı çocukların ve gençlerin kafasını eğitmekse, tiyatronun amacı da onların yüreklerini eğitmektir. Ortaöğretimde tiyatronun işlevi tiyatro adam yetiştirmek değil, yarının bilinçli yurttaşın yetiştirip bu toplumun kültürel ve ruhsal açıdan zenginleşmesi için katkıda bulunmaktır. Tiyatro yoluyla, çocuklarımıza, gençlerimize bu dünyayı ve insanları bütün karmaşaları, çelişkileri ve zenginlikleri içinde göstermek, onları, yarının dünyasını kavramalarında hazırlıklı olmalarını sağlamak ortaöğretimin temel ilkelerinden biri olmalıdır. Ancak bu, okulların, birbirleriyle yarışmak için göstermelik bir biçimde yalnızca oyun koymasıyla değil, sistematik olarak eğitim programında tiyatronun yer almasıyla gerçekleşebilecek bir şeydir.
Dram sanatı, bir şeyler yapma sanatıdır. İlk insandan bu yana “drama” insanın kendini bulmasına yardımcı olan bir eylemiydi. “Theatron” yani seyir yeri anlamına gelen tiyatro sözcüğü, yapılan bir eylemi seyretmeyi getirdi. Çocuğa, mutlaka bir şeyler yapma özgürlüğünü tanımak zorundayız. Biz, büyükler, yalnızca seyrederek kendimizi zincire vurmuş olsak bile, çocuklarımızı, onların bir şeyler yapmasını sağlayarak özgür bırakmamız gerekiyor. “Drama” yapılan şeydir; tiyatro ise giderek oturup başkalarını seyretme anlamına gelmiştir. Bunların ilki üretken, ikincisi ise yozlaşmanın tehlikesini taşımaktadır. Doğal olarak, iyi hazırlanmış bir tiyatro oyununun da yeri vardır. Ancak çocuk tiyatrosu dendiğinde, her şeyden önce çocukların bir şeyler yaptığı yerin kastedilmesi gerekli. Eğer çocuklarımıza şimdiden yalnızca çerçeve sahne dediğimiz kutuyu seyrettireceksek, bu çocuklar gelecekte de oturup seyretmekle yetineceklerdir. Belki de yalnızca oturacaklar, seyretmeyi de bir yana bırakacaklardır.
Bazı profesyonel tiyatrocular bu önemli noktayı anlamıyorlar. Oysa çocuk tiyatrosunu yaş gruplarına göre gerçekleştirmek, çocukların yavaş yavaş sağlıklı bir biçimde gelişmelerini sağlamak demektir. Topraktan henüz başını uzatmış bir filiz için gereğinden çok güneş zararlıdır. Çocuklarla ilişki kurabilmek için parlak bir oyuncu ya da fantezisi olan başarılı bir yönetmen olmak yeterli değildir. Burada önemli olan eğitsel açıdan yapılmış ayrıntılı gözlemdir. Çocuk tiyatrosunun gerçek zenginliği çocuğun yüreğindedir ve bizlerin de oraya bakmamız gerekiyor. Bunun için de, çocuklarla en iyi biçimde çalışabilecek kişi öğretmendir, ama ne yazık ki, genellikle onların da tiyatro bilgileri ya eksiktir ya da yoktur. Bu nedenle, ortaöğretimdeki bu alana yakın dallarda öğretim yapan öğretmenleri çocuk tiyatrosu alanında uzmanlaştırmak için kurslar açılmalıdır.
On iki yaşına kadar olan çocuklar için en ideali “öğretmen-oyuncu”nun yetiştirilmesidir. Bu kişilerin mutlaka okul öğretmeni olması gerekmez. Bu alanda uzmanlık yapmış bir oyuncu bu işi başarıyla yapabilir. Gelişmiş ülkelerde “öğretmen-oyunculuk” çocuk tiyatrosu alanında atılmış en önemli adımdır. Öğretmen-oyuncu çocuklarla birlikte oyun üreten sanatçıdır. Çocukların ülkesine girebilen bir kişidir. Onlarla neler neler üretilebileceğini çok iyi bilir.
Sözlerimi bitirirken, bir-iki noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Her şeyden önce, çocuk tiyatrosu olgusunun ne kadar önemli olduğu devletçe ve bu ülkenin insanlarınca gereğince anlaşılmış değildir. Devletin ödenekli tiyatrosu bile çocuk tiyatrosu konusunda gerekli ilgiyi göstermemiştir. Çocuk tiyatrosunun ne olması gerektiği üzerinde araştırma yapmak şöyle dursun, süreklilik de göstermemiştir. Devlet Tiyatroları’nın 1949’dan bu yana, oyun dağarına bakacak olursak, bazı yıllar, arka arkaya bir tek çocuk oyunu oynanmamış olduğunu görürüz. Oynandığı zaman da, yaş grupları dikkate alınmadan, beş yaşından on dört yaşına kadar bütün çocuklar salona doldurulup çerçeve sahne seyrettirilmiştir. Bu baskı yetmiyormuş gibi “gülme, bağırma, sus, otur” komutlarını vermekten usanmayan ana-babaların baskısı altında bir türlü özgürlüklerini elde edememişlerdir. Özel tiyatroların çoğu, çocuk tiyatrosu ile uğraşmamış ya da uğraşamamıştır. Bankaların reklam amacıyla kurdukları çocuk tiyatrolarında, çocuklara genellikle “gazino kültürü"nden başka bir şey verilmemiştir. Daha da önemlisi devlet ya da özel kuruluşlar tarafından başlatılan çocuk programları, çocuklar bir yarış atı durumuna getiren yarışmalar ya da sorulara yanıt biçiminde ortaya çıkmıştır. Nitelikli çalışmalarla, kendilerini kanıtlamış olan bir iki çocuk tiyatrosuna devlet, yardım elini uzatmamıştır. Örneğin, Devlet Sanat Vakfı fonundan birçok yetersiz topluluğa bile ödenek ayrılırken, bizi yurt dışında da başarıyla temsil eden, çocuk eğitimi açısından olumlu olan çocuk tiyatrolarına hiçbir parasal yardımda bulunulmamıştır. Daha da acısı gerek kamusal gerekse özel iletişim araçları bu konuya gereken yeri vermemişlerdir.
Okul ne kadar önemliyse, tiyatronun eğitimindeki yeri o kadar önemlidir. Az önce belirttiğim gibi, okullar çocukların bilgisini ve becerilerini artırırken, tiyatro da onların kafalarını ve yüreklerini eğitir. Çağdaş bir çocuk ve gençlik eğitimi ancak her ikisinin bir arada olmasıyla sağlanabilir. Nüfusun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülkemizde, çocuklarımızın gelecekte gelişmiş varlıklar olmasını ulusça istiyorsak, bu işe bir yurttaşlık görevi olarak bakmamız doğru olur. Bundan yıllar önce Muhsin Ertuğrul, bir “Çocuk Bakanlığı” kurulmasını önermişti. Bugün bu öneri bir zorunluluk olmuştur, kanısındayım.
Özdemir Nutku | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi 120 [119 yazılmış] - 15 Mayıs 1985







