Yapması gereken ev ödevlerini çoktan unutmuş. Okul kimin umurunda? Erkek arkadaş mı dediniz?.. O da kim? Anne, baba mı, hadi canım siz de! Şimdi 19 yaşındaki Carmen Smith için, en önemli şey, beyaz perdede izlemekte olduğu kahraman. Ama, o da ne?.. Rusların biyonik boksörü İvan Drago, Amerikalı rakibini köşeye sıkıştırdı.
Carmen Smith, sinema salonunu dolduran yüzlerce yaşıtı gibi, oturduğu koltuğa iyice gömüldü.
Elleri, tıpkı dua ederken olduğu gibi göğsünün hizasında birleşmişti.
Ve birden, filmin “iyi adamı”, yani Amerikalı, saldırıya geçti.
Yumrukları, Sovyet rakibinin yüzünde, midesinde, çenesinde balyoz gibi patlıyordu.
Carmen, öteki seyircilerle birlikte çığlık çığlığa yerinden fırladı: “Vur, Rocky, vur!... Ye onu!”
Rocky, tıpkı kan kardeşi Rambo gibi, günümüz Amerika’sında, toplumsal kültürün ulusal kahramanlık simgesi. Her ikisini de yaratan, oyuncu, senarist, yönetmen ve daha birçok unvan sahibi Michael Sylvester Stallone. Oldukça etkileyici bir yüzü var. Hafif kısık sesi, tıpkı Mafia babalarının sarıcılığına sahip. 1985 baharında beyazperdeye gelen Rambo: İlk Kan II’den sonra, bugünlerde de Rocky IV ile efsanevi Amerikan kahramanını yeniden gündeme getirdi.
Yaptığı filmlerin dağıtıcılarından Irv Ivers, bu olguyu şöyle yorumluyor:
“Amerika’nın her zaman kendini özleştirebileceği bir kahramana gereksinimi vardır.
Dün, bu kahraman John Wayne idi.
Bugünse, Sylvester Stallone.”
Ne var ki, Ivers’in biraz da kendi konumunun etkisiyle yaptığı bu değerlendirmeye sinemayla ya da sosyolojiyle ilgilenen birçok eleştirmen katılmıyor. Pek çoğuna göre Rambo ve Rocky, “boş”, “ilkel”, “sıkıcı”, “kof”, “estetikten yoksun”, “kaba”, “abartmalı”. Baltimore Sun’un değerlendirmesine göre ise, “aptalca bir vahşetin simgesi”. Vietnam gazileri, Rambo’yu savaş çığırtkanlığı yapmakla suçluyorlar. Psikologlara göre, hem Rambo, hem de Rocky şiddeti romantikleştirerek ona övgüler düzüyor. 1985 yılında, her iki dizi de, sorunların yumruklarla ve kan dökmeyle çözülebileceği mesajını veriyor.
Evet, pek çok profesyonel, çeşitli açılardan gerek Rambo’yu, gerekse Rocky’yi sevmiyor ve bu filmlere karşı çıkıyor.
Ama halk için her ikisi de birer ilah.
Üstelik yalnızca gençler değil bu tutkunun kurbanları. Amerka’daki Rocky ve Rambo hayranlarının büyük bölümü, 25 yaşın üzerinde. Ve bunların yaklaşık yarısı da kadın. Rambo gösterime girdiğinde, ilk bir hafta içerisinde gişelere izleyicilerin bıraktığı bilet bedeli tam 34 milyon dolar. Rocky IV ise, beş gün içinde 32 milyon dolarlık hasılat sağladı.
Bu başarının temelindeki neden Amerikan seyircisinin 1960’lı ve 70’li yıllarda olduğu gibi, sinemada bir kahraman tip özlemi içinde olması. Ama Reagan döneminin Amerika’sında, beyaz takım elbiseli, ya da kovboy giysili kahramanlardan çok, haki elbise içindeki “yalnız ve cesur” kahramanları yeğliyorlar. Bu kahramanlar politikayı ve adaleti, 357 kalibrelik magnumların namluları ile sağlıyorlar. Yakın dönemlerde, bu akımın önde gelen örneklerini Clint Eastwood, Charles Bronson ve Chuck Norris beyazperdede canlandırdılar.
Ama Sylvester Stallone’nin çizgi romanları andıran öyküleri, bunların tümünü de fersah fersah geride bıraktı. Her iki kahramanla birlikte sağladığı başarı ve ün de, onu bir çemberle sımsıkı kuşatıverdi. Rambo/Rocky kişiliğine o denli büründü ki, artık bundan kaçması ve bir başka kişilik içinde başarı kazanması hem kendisi için olanaksız, hem de seyircileri için büyük bir düş kırıklığı. Üstelik, Hollywood’un kendine özgü pazar kuralları da var. Bir yapımcının belirttiği gibi, Rock V’in hazırlıklarına şimdiden başlandı bile. Niye olmasın ki? Rocky bebekleri ve Rambo marka su tabancaları oyuncakçılarda adeta kapışılıyor. TV’de cumartesi sabahları yayınlanan çocuk saatli programları için, Rambo öyküleri, çizgi film halinde (biraz daha yumuşak bir Rambo bu) getiriliyor. New York’ta bir model ajansının açtığı “Rambo’ya en çok benzeyen erkek” yarışmasına binlerce kişi katıldı. Bu benzeyişi sağlamak için, hepsi de saçlarını Rambo gibi kestirmiş, Rambo gibi giyinmişlerdi. Houston’da, “Rambo” adında bir gazino açıldı. İçerisi, kamuflaj ağları ile dekore edilmişti. Bar olarak da bir askeri araç kullanılıyordu. Rambo çılgınlığı o denli büyük boyutlara ulaştı ki, son gemi kaçırma olayında, Başkan Reagan korsanların üzerine bir Rambo göndermekten söz etti. Ünlü politikacılardan Fritz Mondale, rakibi Gray Hart’a karşı kazandığı siyasal bir başarının hemen ardından zaferini Rambo filminin müziğini ıslıkla çalarak kutladı.
Yalnız Rambo mu?.. Rocky de kahramanlar kahramanı şimdi ABD’de. Nasıl olmasın ki?.. Son filminde, Rusların ünlü biyonik boksörünü dize getirmeyi güç de olsa başarıyor. Üstelik ailesini seviyor. Dostlarına son derece bağlı. Hayvanları korumakta üstüne yok. Amerikan usulü fırsat eşitliğine yürekten inanıyor. İşine taparcasına saygılı. Üstelik, Rusya’da, bir Rus spor salonunda, biyonik boksörü yenerek adeta Üçüncü Dünya Savaşı’nı tek başına kazandığı yetmezmiş gibi, maçın yapıldığı Noel günü salonu dolduran binlerce Rus’a (nasıl oluyorsa aralarında Gorbaçev de var) karşılaşma sonrasında attığı özgürlük söyleviyle kendisini ayakta alkışlatıyor.
Üzerinde Amerikan bayrağı işli bornozuyla son derece görkemli bir gurur abidesi gibi ringe çıkarken Amerikalı sinema seyircisini zaten avucunun içine alan Rocky, bu son numarasıyla sinema salonlarını -tıpkı filmdeki boks salonunda olduğu gibi- alkışlarla inletiyor. Sonrası malum. Sinemadan çıkan her erkek Amerikalı, bir Rocky. Her kadın izleyicinin usunda da Rocky’nin sevgilisi olabilmek hayali var. Üstelik Rocky’nin sevgilisi de fiziksel açıdan öyle ahım şahım üstünlükleri olan biri değil. Tıpkı kendileri gibi. Hatta gözlüklerini çıkarıp gözlerini sergileyene kadar çirkin bile denebilir. O halde, Rocky onlara pekâlâ aşık olabilir.
Bir gazetecinin açtığı ankette, “Rocky’yi neden seviyorsunuz?” sorusuna, 10 yaşındaki Bostonlu Robert Fillman, “O hep kazanıyor da ondan” yanıtını veriyor. Ve bu yanıt Bostonlu minik Robert’in babası, hatta dedesi yaşındaki sayısız insanın da ortak yanıtı oluyor.
Bugünlerde, ABD’de Rocky ya da Rambo aleyhine bir şeyler söylemek, ateşle oynamak gibi bir şey. Bir üniversitede, savaş filmleri tartışılırken, öğrencilerden biri Prof. Patrick D. Anderson’a Rambo’yu kahraman olarak nereye koymak gerektiğini soruyor. Prof. Anderson “çöp sepetine” yanıtını verince de sınıfta isyan çıkıyor, sıralar parçalanıyor.
Kısacası, Rambo ve Rocky, bugün milyonlarca sıradan Amerikalı için kendilerini görmek istedikleri birer ayna. Öyle ki, bu saptama, Rocky IV’te de bizzat vurgulanıyor. Rocky’nin kayınbiraderi Paulie, maç öncesinde eniştesinin yanına geliyor ve “Eğer elimde başkasının yerini alabilmek gibi bir olanak bulunsaydı” diyor, “Sen olmak isterdim”. Ve bu sözler, filmin en çok alkışlanan bölümlerinden biri oluyor.
Derleyen: Vehbi Sargın | Milliyet Sanat Dergisi - Yeni Dizi: 137 - 1 Şubat 1986


