Sarı Mercedes


Eğer bayram günlerinde sürüye katılıp da bir sayfiye yerine koşmaktansa bomboş İstanbul'un keyfini çıkartmaya karar vermeseydim, ülkemizde ilk kez gerçekleştirilecek bir numaranın birinci elden tanığı olamayacaktım.

Bayramın son günü telefon çalıp da, Polatlı'dan arandığımı öğrenince çok şaşırdım. Karşıma “Fikrimin İnce Gülü” adlı romandan “Arabam” adıyla akperdeye uyarlanan filmin sanat yönetmeni Mustafa Ziya Ülkenciler çıktı. Abi, film icabı, filmin başrollerinden birini oynayan sarı Mercedes'i devirmek için iki dublör geliyor Fransa'dan. Filmin yönetmeni Tunç Okan belgesel bir filmin çekilmesini istiyor bu devirme eylemi ile ilgili olarak. Sen Fransa'da bu belgesel çekimi için eğitim gördüğünden aklımıza sen geldin. Hemen gel Polatlı'ya.” Hık dedim, mık dedim. İstanbul nire, Polatlı nire filan derken Mustafa Ziya ısrarlı oldu. Ertesi öğlen uçaktan çıkacak iki Fransız dublörü Ankara'dan Polatlı'ya getirecek ekip ile buluşmak için sabahın beşin de Kartal'dan Yalova'ya, oradan da İnegöl'e gidip devrilecek olan Mercedes'in bir eşi ile Ankara'ya yola çıktık.

Havaalanında gümrükten çıkışlarıyla başlamak istiyordum dublörlerin filmine. Açtığımız isim pankartına bakıp geçen değişik tipleri de görüntüleyip, yok canım bunlar değil Mercedes, at arabası deviremezler filan diye görsel işitsel latifeler düşünürken, aklımızdan geçen “devirme eylemi“nin kokusunu alan havaalanı güvenlik görevlileri, film çekimini yasakladılar. Her ne denli kullandığımız çekim aracı yalnızca sekizlik bir video alıcısı da olsa, müteaddit ikazlar karşısında belgeselimizin esprili girişinden vazgeçmek zorunda kaldık.

Bir süre sonra biri kısa boylu tıknaz, öbürü genç yakışıklı iki kişi pankartımıza gülerek yaklaştılar. Kırk yaşlarında olan kısa boylusu, ensekulağı yerinde güleç biriydi. Adı Jean Claude Zefirini'ydi. Yanındaki yardımcısı Max Garnier ise yirmi beş yaşlarında, 1 metre 80 santim boyunda neşeli bir delikanlıydı.

Havaalanından Ankara'ya olan yirmi iki kilometre yol boyunca aralarında oturduğum korkusuz dublörlerin, trafik düzen(sizliğ)imiz karşısında duydukları korkudan ulusal bir kıvanç duydum gizli gizli. Biz insanı böyle korkuturduk işte. Eğer dublörler biraz kibar olmasalar, eminim bana kendilerini bir dolu para vererek niye çağırdığımızı sorup, ülkemiz şoförlerinden herhangi birinin bir devirme eylemini onlardan çok daha doğallıkla becerebileceklerini itiraf edeceklerdi. Şaşkın bakışlarından açıkça okunuyordu bu.

Sağsalim Polatlı'ya gelip Gül Palas Oteli'ne yerleştik. Yapım sorumlusu Ozan ile yakın gözetimde bulunduruyoruz dublörleri, korkup kaçmasınlar diye. İnegöl’den ertesi gün gelecek film ekibine ve yönetmen Tunç Okan'a elimiz boş mahcup olmak istemiyoruz.

Sabahleyin zinde ve neşeli bulduk Jean Claude ve Max'ı. Yol yorgunluğu ile İnegöl'den gelen film ekibi ile onları buluşturunca görevimizin birinci aşamasını yerine getirmenin mutluluğunu duyuyoruz.

Hemen işe koyuluyor dublörler Yönetmen, kameraman ve teknik ekip şefi ile Haymana yoluna gidiyoruz, arabanın devrileceği yeri incelemeye. Dublörler büyük bir konsantrasyon ile ölçüyorlar, biçiyorlar. Yönetmen kaç takla attırabileceklerini soruyor. Jean Claude, iki takla attırıp Mercedes'i yine tekerlekleri üzerine kondururum, diyor. Yönetmen üç olmaz mı, diyor. Jean Claude ikiden fazlası için söz veremem, diyor. Arabanın takla atacağı şarampolün derinliği etkilemiş olacak ki, pazarlığı kesiyor film ekibi. Gerekli hazırlıkları yapmak için Polatlı Sanayi Çarşısı'na gidiyoruz dublörlerle. Devrilecek Mercedes'i Jean Claude kullanıyor. Yanında Max. Ben arkada video çekiyorum. Birden ne olduğunu anlamadan savruluyorum. Araba tam bir tur atmış çevresinde, yine yoluna devam ediyor. Jean Claude'un yüzünde bir keyif. Basit bir numaradiyor.

  • Şimdiye değin kaç kez araba devirdiğini soruyorum Jean Claude'a.Yüzü geçti diyor. Elliden fazla da motosiklet devirdim.”
  • Hiç kaza gelmedi mi başına, diye soruyorum Hayırdiyor.Bir kez bir motosiklet kazasında ayağım kırıldı, ama arkadaşlarla gezerken oldu o da.”
  • Kaç yıldır bu işi yapıyor acaba?1969'dan beri.”
  • Nereden aklına gelmiş ekmeğini böyle kazanmak? Filmlerde başkalarının yaptıklarını görüyordum. Niçin ben yapamayayım, dedim. Fiziğim de uygundu, çarpmalar ve savrulmalar için.”  Max karışıyor söze: Dublörlük alanında en iyiler bizden çıkar. Jean Claude'un on bir yıl yanında çalıştığı Remy Julien dünya çapında bir dublördü. Dünyanın her yanına gideriz.”
  • Daha önce Türkiye'ye gelip gelmediklerini soruyorum.Hayırdiyor ikisi de.

Sanayi Çarşısı'nda önce soğuk demirciye gidiyoruz. Fransa'da kullanılacak Mercedes'in ölçülerine uygun hazırlanmış geniş “U” biçiminde bir demir ters olarak şoför koltuğunun üzerine monte edilecek, iki yandan klapelerle tutturulup. Teknik ekip şefi Erdal Sümer'in deneyimli sorumluluğuna bırakıp bu işi, arabanın devrilmesinin baş unsuru trampleni yaptırmaya marangoza gidiyoruz. Altı metre uzunluğunda, elli santim genişliğinde, sıfırdan seksen santime yükselecek bir tramplen olacak bu, bir Mercedes'i taşıyabilecek güçte. Ölçüleri veriyoruz. Ne demirci, ne marangoz hiç şaşkınlık göstermeden, Olurdiyorlar,yaparız. Jean Claude'da bir tedirginlik duyumsuyorum, ilk kez böyle işler gerçekleştirecek zanaatkâr lara karşı. Ama soğuk demirciye gelip de güvenlik karkasının tam istediği gibi olduğunu görünce keyfi yerine geliyor ve itiraf ediyor tedirginliğini. Böyle ilkel bir teknoloji için mükemmel buluyor yapılan işi.

Ertesi sabah heyecan büyük film ekibi içinde. Bir tek Jean Claude ıslık çalarak hazırlıkları denetliyor. Yardımcısı Max bile gergin. Yönetmen Okan bir yandan devrilme olayını saptayacak dört kameranın yerini belirlerken, gözü Jean Claude'un vurdumduymazlığında. Max arabanın içine olaya oyuncunun gözünden bakacak çelik kameranın yerleştirilmesini denetliyor. Yine şaşkınlığını saklayamıyor teknik ekibin pratik yöntemlerle bulduğu çözümlerin başarısı karşısında.

İtfaiye ekibi gelip yerini alıyor kaza mahallinde. Jean Claude birkaç yangın söndürücü yeter, demişti ama, film ekibi hiçbir şeyi rastlantıya bırakmıyor. Bir doktor, iki hemşire geliyor bir ambulansla. En çok korkulan arabanın ateş alması.

Jean Claude dirsekleri ve omuz başları vatkalarla güçlendirilmiş deri giysisini giyiyor. Üzerine mavi gömleğini giydiriyorlar filmin baş oyuncusu İlyas Salman'ın. İlyas Salman kendi yerine arabanın içinde takla atacak Jean Claude'a uzaktan bakıyor. Garip bir suçluluk duygusu var sanki içinde. Bunun farkında sanki Jean Claud. İlyas'a gelip,Merak etme, bir şey olmayacak bizediyor tam bir dayanışma içinde. İlyas da çok içten bir Bon şansçekiyor en bir Fransızca.

Jean Claude kafasına kaskını takıyor. Kaskın üzerine içerideki kameranın görüş alanına girmesi olasılığına karşı İlyas'ın saçlarını andıran bir peruk yapıştırılmış. Arabadaki yerine oturup emniyet kemerleri ile kendini bağlıyor. Benzin deposundaki benzini iyice azaltmak ve geleceği yönü saptamak için birkaç kez gelip sağ yandaki iki tekerlekle rampaya çıkıyor. Yönetmenle bakışıyorlar. Yönetmen bir şey söyleyemeyecek denli heyecanlı olduğundan, Jean Claude Hazırımdiyor.

Geleceği yöne doğru gözden kayboluyor sarı Mercedes. Fikrimin ince gülü Balkız, Bayram'ın yaşamının varlık nedeni. Bütün film ekibi ilk kez tanık olacakları bir olayın heyecanını yaşarken, görevlerini eksiksiz yapmanın telaşını da taşıyorlar. Ben olayın fotoğraflarını çekmek için bir kenara çekilen Max'ın yanına gidiyorum. Elimde video kameram. Heyecanlı mısın?diye soruyorum. Ondan daha fazla heyecanlıyımdiyor gergin bir gülümsemeyle. Yönetmenin sesi duyuluyor, Ben stop demeden kimse yerinden kıpırdamayacakdiye. Sonra bir sessizlik kaplıyor ortalığı. Haymana ovasının cırcır böcekleri bile kesmişler seslerini. Ya da gözümü video alicisinin vizörüne dayamış ben yalnız göz olmuşum bütün duyularımla.


Uzaktan bir motor sesi duyuluyor. Ben alıcıyı tramplene netlemişim, bekliyorum. Görüş açıma giriyor Mercedes. Tramplene tırmanıyor sağ iki tekeriyle. Sanki ağır devinim içinde. Sol yanına devrilip sürükleniyor bir an. Sonra şarampol yanında bir takla atıyor, sonra bir takla daha ve tepesi uzerine oturuyor bir toz bulutu içinde, ayakları havaya gelmiş bir kaplumbağa gibi.


Kimse kıpırdamıyor. Toz bulutu çökeliyor yavaşça. Alıcılar çalışıyor tıkır tıkır. Ben de gözümü ayıramıyorum vizörden. Stop sözünü duyar gibi olur olmaz yanımdan, Max'ın rüzgâr gibi fırladığını duyumsuyorum. Bütün endişesine rağmen beklemiş yönetmenin komutunu. Ben de alıcının vizörünü gözümden ayırmadan seyirtiyorum peşinden. Arabanın yanına yaklaştığımda Max yere yatıp, açık pencereden içeri uzanmış durumda. Birden kalkıyor,Ça y estdiye bağırıyor. Tamam.”  O sırada da Jean Claude öbür taraftan gayet sakin çıkıyor, üstüne peruk yapıştırılmış kaskının kayışını çözerek. Mercedes açık düşmüş bir pehlivan gibi, tüm takım taklavatı güneşe dönük. Önce teknik ekip şefi Erdal kutluyor Jean Claude'u. Sonra yönetmen Tunç Okan. Kameraman Orhan Oğuz. Bir hüzünle konuşuyor arkadaşı Max ile Claude.İkinci taklayı tamamlayamadım diye üzgünüm. Mercedes ağır bir araba olduğu için sürülmüş tarlada böyle kalakaldı.”  Bir kahkaha atıyor yönetmen Tunç Okan. Olayın kazasız belasız ve etkileyici bir biçimde sonuçlanmış olmasından mutlu. Teselli ediyor dublörü. Ben durmadan filme çekiyorum, ülkemizde ilk kez bu boyutlarda gerçekleştirilen bir kaza sahnesini.


Trafik yetkilileri araba üstüne kayıtlı olan Tunç Okan'dan ehliyetini istiyorlar zabıt tutmak için. Yolun kenarına çıkıyorum. Şarampoldeki haşat Mercedes'i görüntülemeye.

Bir Almancı arabası duruyor yanımda. Geçmiş olsundiyor.Sağoldiyorum.Ölü var mı?diyor.Yokdiyorum. Hamdolsun yok.”  Böyle kazaların ölümle bitmeyenine ancak film icabı rastlanır, diyemiyorum. Ama ekliyorum Sen dikkat et yine de.”



Yavuzer Çetinkaya | Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 198 - 15 Ağustos 1988