Sanat yapıtları, zaman içinde yeni yorumlara konu olur, onlara “başyapıt” niteliği kazandıran da, bir bakıma bu yorumlardır. Öyle ki, ünlü tabloların duyarlı kabukları üzerine atılmış olan sözcük ve yorum ilmiği yoğunlaştıkça, gerçek görünümlerini yitirir, birer “ikon” düzeyine yükselirler. Artık biçim ve içerik olarak ifade ettikleri anlamın çok ötesinde işlem görürler.
Bu tür yapıtlardan biri de, yalnız Picasso’nun değil, bütün kübist akımın önde gelen tablosu kimliğini her zaman taşımış olan ’’Avignon’lu Genç Kadınlar’’dır. Bu resim, New York Modern Sanat Müzesi (MOMA) koleksiyonlarına geçişinden bu yana, ilk kez Paris’te, Picasso Müzesi’nde, geçtiğimiz aylarda sergilendi. Tablonun sergilenişi nedeniyle Fransa’da, Picasso’yu ve “Avignon’lu Genç Kadınlar”ı konu alan yedi yüz sayfalık büyük bir katalog-kitap yayımlandı. Böylece sanatçının ölümünden sonra da güncelliğini yitirmeyen ve üzerine yenileri eklenen dedikoduların, yakıştırmaların yanı sıra, Picasso adı bir kez daha gündeme gelmiş oldu.
Tablonun yapımı (1907) üzerinden yaklaşık seksen yıl geçmiş bulunuyor. Yazar André Salmon’un deyimiyle korkunç, buruşuk yüzlü ve kargışlanmaya alabildiğine yaraşır bu çıplak figürleri çizmeden önce, aynı konuya ilişkin pek çok etüt ya da tasarım yapmıştı Picasso. 1906’da yaşayan modeline tamı tamına benzediğine inandığı Gertrude Stein portresini bitirdiğinde, iki denizciden ve beş sokak kadınından oluşacak kompozisyon, yavaş, yavaş kafasında biçimlenmeye başlamıştı. Modeller ve anekdotik referanslar yitip gitmesin diye, itici renklerden oluşan bir dekor içinde, beş çarpıtılmış insan bedeni, kareye yakın büyük bir tual üzerinde yerlerini almışlardı bile. Aynı dönemin çıplaklarından, Fernande’in 1908 tarihli büstüne, kendi portresi de dahil, Kahnweiler, Uhde, Vollard gibi resim tacirlerini ve koleksiyoncuları konu alan 1910 tarihli bir dizi kübist portreden, 1912 tarihli “Hasır sandalyeli natürmort”a kadar, o yılların bütün yapıtlarında, Picasso’nun “Avignon’lular”da iyice belirginleşmiş olan sanatının dayanaklarını, temel eğilimini bulabilmekteyiz.
Kahnweiler, 1920’de tablo üzerine şunları yazmıştı:
“Çalışmanın niceliğine karşın, bu tabloyu bitirilmemiş bir yapıt olarak görmek daha doğru olacaktır. Zira, eğer 1906 tarihli yapıtlar, bir başlangıç olarak kabul edilirse, her yanda 1907’nin özlemi kendini duyurmaya başlamıştır. Öyle ki, tutarlı bir bütünlük henüz söz konusu değildi bu tabloda.”
Bu nedenle bağıntısızlık ve bitirilmemişlik izlenimi, sanat pratiğinde ya da sanata ilişkin tartişmalarda, bundan böyle bir kusur olarak kabul edilecek, yapıtın eleştirel yazgısını belirleyen etkenler arasında bu görüş de yer alacaktır. Nitekim o yıllarda birçok yorum, tabloda bütünlüğün kurulması gerektiği yolunda olmuştur. Bugün pek çok kimse, “Avignon’lu Genç Kadınlar”ın, Afrika zenci masklarından ve heykellerinden esinlenmenin ürünü olduğu görüşünde birleşir. Ancak Picasso, dostu C. Zervos’a, bu tabloyu, zenci heykelini tanımadan önce, Louvre’da gördüğü erken dönem İberik heykellerine göre oluşturduğunu söylemişti. 1920’de “Action” dergisinin kendisiyle yaptığı bir görüşmede de, o yıllarda zenci sanatını henüz tanımadığını belirtmişti.
Şöyle diyordu Picasso:
“Ben bu tabloda önden görünen bir yüz üzerinde profilden burun çizdim. Bunun, zenci masklarına benzediği öne sürüldü.
Önden görünen bir mask üzerinde, burnun profilden gösterildiği bir zenci maskına rastladınız mı bugüne kadar?”
1900’lü yılların başında Picasso’nun, İspanya’daki yerleşik kültür öncesinden, Roman devri fresklerinden ve bu arada elbet Cézanne’in kübist dönem yapıtlarından etkilendiği anlaşılıyor. “Avignon’lular”ın yapıldığı tarihle, Paris Sonbahar Salonu’nda düzenlenen Cézanne’ı anma sergisinin aynı zamana rastlaması da bunu gösteriyor.
- Kübizmin önde gelen kuramcılarından John Golding, “Avignon’lu Genç Kadınlar” tablosunun kübist bir resim değil, kübizmin mantıksal çıkış noktalarından biri olduğunu öne sürer. Gerçekten de tablonun ne olacağı, yapıldığı sırada belli değildi. Bu figürlerin çizildiği 1907’lerde Paris salonlarında solgun ırmak tanrıçalarının ve çıplak konulu resimlerin sergilendiği romantik bir dönemi “Art Nouveau”yu yaşamaktaydı. Fauve’lar en verimli dönemlerini sürüyorlar, Sonbahar Salonu’nda Matisse sergileniyordu. Bu ortam içinde “Avignon’lular”, bir salon yapıtından çok, ressamların, tablo tacirlerinin ve şairlerin üzerinde şaşkınlık uyandıran bir atölye çalışması gibi yorumlanmıştı o zaman.
- Örneğin şair Apollinaire, "Revue Blanche’’ dergisinin eleştirmeni ve Seurat’nın yakın dostu Felix Fénéon’nu Picasso’nun atölyesine götürdüğünde, Fénéon, bir kenara atılmış gibi duran tabloyu inceler, elini babacan bir tavırla sanatçının omuzuna koyarak şöyle der: “İlginç bir tablo... Bundan böyle siz, karikatür yapmalısınız.”
- Picasso’nun dostu Gertrude Stein, Picasso’dan söz eden yazılarının hiçbirinde ’’Avignon’lular’’a değinmiyor.
- Rus koleksiyoncu Schoutkine ise, bu tabloyu Fransız sanatı için bir “kayıp” olarak yorumlar.
- Braque da sonuçtan pek memnun değildir. Picasso’nun bütün açıklamalarına karşın, izleyicilere ateş tükürmek için petrol içirildiği ya da kitik yedirildiği kanısındadır.
- Derain kadar Uhde, Vollard, Salmon, Raynal ve Max Jacob da kötümserdir. Bütün bu kişiler, tabloyu umutsuzca bir girişim olarak tanımlamakta birleşirler.
- Bir süre Picasso’nun atölyesini paylaşan o dönemin gözde kadınlarından Fernande Olivier, “Avinon’lular”ı Asur üslubunda bulanlara karşı çıkar, ama tanımlamakta güçlük çektiğini de itiraf eder. Olivier, tabloda ürkünç ve akıl dışı kimi özellikler bulmaktadır. Sonuç olarak, resimden çok etkilendiğini söyler, nedenlerini bulmakta güçlük çektiği hayranlık uyandırıcı bir yapıt etiketi iliştirmekten de kaçınmaz. Ona göre “mutlak bir yenilik”tir bu resim.
“Avignon’lu Genç Kadınlar", Picasso’nun Clichy Bulvarı üzerindeki atölyesinde, yapılışından on beş yıl sonrasına kadar bilinmeyen bir yapıt olarak kalmıştır. Picasso onu, ancak çok sonra, 1925’te Breton’un önerisi üzerine, koleksiyoncu J. Doucet’ye 25 bin frank karşılığında satacaktır. Bir kenarda rulo halinde duran tual, görücüye çıktığı bu tarihte şasiye gerilecek ve böylece sözü edilen bir yapıt düzeyine yükselecektir. Tablonun aynı yıl “La Révolution Surrealiste”te bir kopyası yayımlanır. 1937’de ise New York’ta, Seligmann Galerisi’nde ilk kez gün ışığına çıkar.
Picasso, bu olaydan iki yıl önce şöyle diyordu:
“1907’de tablonun ancak yarısını tamamlamıştım. Ama gene de beklediğimin bu olmadığına inandırmıştım kendimi. Tablonun öteki yarısını da bitirdim. Sonra, tümünü yeniden çizmem gerekip gerekmediğini sordum kendime ve şöyle dedim: Hayır, öyle davranırsam yapmak istediğim şey anlaşılır...”
Burada Picasso’nun yaptığı, öncelikle yerleşik beğeniye bir saldırıydı. Yapıtın vurucu gücü, olanaksız bir bulguyu kabul ettirmesinden ve “çirkinliğinden” kaynaklanır. Çizgilerin biçimsizliği, uyum ve birlik oluşturmak klasik anlamda, resimdeki hafif açılar bile, biçimleri satır gibi keser, tarama çizgilerinin ve yasıltılmış biçimlerin, hacimsel bir etki yaratmak için bir arada kullanılması, benzer ve tanınabilir öğelerin karşı karşıya gelmesi, ayrıca bütün bunların derinliksiz ve hareket noktasız bir dekor içinde yer almış olması, yapıtın yüzeyine ilişkin başka bağıntıları düşündürür, bakışımızı ayrışık bölümleri kavramaya zorlar, belki de Thierry Chabanne’in deyişiyle yaratıcılığa ilişkin tedirginliği anlamaya yöneltir bizi.
Bir başka ilginç nokta, tablonun bugünkü adının çok sonra yakıştırılmış olmasıdır.
Picasso, “Avignon’lu Genç Kadınlar” sözünün, kulağı tırmaladığını birkaç kez söylemiştir.
Apollinaire, Max Jacob ve André Salmon, tabloya bir başka isim önermişlerdir: “Düşünsel B”.
Alaycı bir tavrı simgeleyen bu isim bile, başlangıçta istenen gürültünün ve tepkinin gerçekleşmiş olduğunu gösterir.
Picasso’nun “carnet”lerinde “Avignon’luların”ın tasarımına ilişkin pek çok etüt örneğine rastlanır. Bu etütlerde sanatçı, gerçeğe yakın olarak çizilen imgelerin belirginleşmesi sürecini yavaş yavaş, birbirine bağlayan ve birbirinden kaynaklanan çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Bu ön çizimler, dolu gölgeselliğin geleneksel belirtisini başka biçimde yansıtırlar, tarama bir yüzey üzerinde biçim kabartılarının tasarımı anlamını taşırlar. Yüzün dış çizgileri üzerinde dikey bir akıntı yapan ve tual planında kırılan burnun işlenmesi güçlendirilir. Figürleri sınırlandıran yuvarlak biçimler ve tualin iki boyutluluğu üzerinde vurgulanan tarama çizgilerinin yan yana gelişi, tablonun Israrlı sorgusu içinde yer alır. Yanılsatıcı bir kabartıya yer vermeksizin hacimselliği belirtmenin yöntemine ilişkindir bu sorgu.
Yazımızı küçük bir kimlik notuyla bağlayalım: Picasso’nun ünlü yapıtı “Avignon’lu Genç Kadınlar”, 1907 yılının Haziran-Temmuz aylarında, tual üzerine yağlıboya olarak, 243.7 x 233.7 boyutlarında gerçekleştirildi. Bugün MOMA koleksiyonlarının en değerli yapıtı olarak biliniyor.
___________________________________________________________________
Kaynakça:
- Pierre Cabanne “Le Siècle de Picasso”, C. I-II Denoel, 1975.
- “Magazine Beaux Arts” 54, Şubat 1988.
- W. Wiegand, “Picasso”, Çev: C. Dövenler, Alan Yayıncılık, 1985
Kaya Özsezgin | Milliyet Sanat Dergisi - Sayı: 198 - 15 Ağustos 1988


